Yargı Bağımsızlığına Darbe

Anayasa değişiklik paketi sonunda açıldı ve içinden günlerdir söyleyip yazdığımız gibi “yargı bağımsızlığına darbe” projesi çıktı. AKP sözcüleri, bu paketi “demokratik açılım”ın parçası olarak tanıttı. Acaba gerçekten öyle mi, yoksa tam tersine, yapılmak istenen Anayasa değişikliği demokraside açılan ağır bir yara mı, onu açıklamaya çalışalım. Bunu anlatabilmek için önce yargı, yargı bağımsızlığı, çağdaş demokratik değerler, hukuk devleti gibi kavramları yerli yerine oturtmak gerek.


YARGI BAĞIMSIZLIĞI

Yargı, insan hak ve özgürlüklerini yönetime karşı korumak, hukuk devletini gerçekleştirmek ve Anayasa’nın üstünlüğünü sağlamakla yükümlü bir organdır. Bu denli önemli işlevi bulunan yargının mutlaka bağımsız olması gerekir.

Bağımsız yargı demokrasinin gereği; hukuk devleti ve erkler ayrılığı ilkelerinin direği; temel hak ve özgürlüklerin güvencesidir. Bağımsız yargı, adalete, giderek devlete güvenilmesinin tek yoludur.

Yargının bağımsızlığından söz edilebilmesi için, yargıcın güvencede olması, siyasal ya da toplumsal baskı altında kalmadan karar vermesi gerekir. Bu nedenle, yürütme ve yasamanın yargıya karışmaması, elini yargı üzerinden çekmesi, yargıyı yargıya bırakması zorunludur.
İkinci Dünya Savaşı’na kadar demokrasi “çoğunluk iktidarı” olarak anlaşılmış ve böyle uygulanmıştır. Savaş’a neden olanların, seçimle işbaşına geldikten sonra demokrasiyi nasıl ortadan kaldırdıklarını tüm dünya acı biçimde yaşamıştır.

Savaştan sonra buna çare aranmış, demokrasinin yalnız seçimden ibaret olmadığı bir düzen kurulması için çaba gösterilmiş, “demokrasiyi yok etme özgürlüğü olamaz” ilkesi ve bilinci tüm uluslararası belgelerde yerini almış, demokrasinin korunabilmesi için erkler ayrılığı ve hukuk devleti gibi ilkeler yaşama geçirilmiş, anayasa mahkemeleri kurulmuştur.

ERKLER AYRILIĞI

Erkler ayrılığı ilkesi, egemenliği ulus adına kullanmak üzere öngörülen üç erkin, yasama, yürütme ve yargının eşitliği ve işbölümü içinde işbirliği esasına dayanır. Erkler ayrılığı ilkesi, aynı zamanda, yasama ve yürütmeden oluşan iktidar gücünün, çoğunluk diktatörlüğüne dönüşerek demokrasiye zarar vermemesi için sınırlandırılıp denetlenmesi ve bu yolla dengelenmesi esasını temel alır.

Bunu sağlamak için hukuk devleti kavramı geliştirilmiştir. Hukuk devleti, hukukun üstünlüğünü tanıyıp koruyan, kamunun tüm eylem ve işlemlerini yargı süzgecinden geçiren düzeni anlatmaktadır. Yasama ve yürütmenin oluşturduğu iktidar gücü böylece, yargı erkiyle sınırlandırılıp denetime alınmış ve dengelenmiştir.

Yasamaya tek partinin egemen olduğu ve yürütmeyi de elinde bulundurduğu bir gücün söz konusu olduğu dönemlerde, yargının işlevi çok daha önem kazanmaktadır. Çünkü bu dönemlerde yürütme ile yasama tek güç durumuna dönüşmekte, yargı tek denetim ve dengeleme gücü olarak öne çıkmaktadır.

Eğer yargı da bu gücün egemenliğine girerse, o zaman sivil darbe gerçekleşmiş, “seçilmiş krallar” dönemi başlamış olur. İşte bu nedenledir ki, yargının, yasama ve yürütmeden bağımsız olması, demokrasinin gereğidir.

ANAYASA PAKETİNDEKİ ATAMALAR

Oysa, açıklanan anayasa paketinde, Anayasa Mahkemesi (AYM) ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK)’nun üye yapısıyla oynanarak, yargı bağımsızlığına büyük darbe vurulduğu görülmektedir.

Anayasa Mahkemesi üye sayısı 19’a çıkarılmakta; bu üyelerin 3’ünü TBMM, 16’sını Cumhurbaşkanı atamaktadır. Yani tüm üyeler yasama ve yürütme tarafından atanmaktadır. Çünkü, Anayasa’nın 8. maddesinde, Cumhurbaşkanı’nın yürütme organının bir kanadı olduğu belirtilmiştir.

Yapılacak atamalarda kimi yüksek yargı organlarına kontenjan tanınması sonuca etkili değildir. Çünkü, Yargıtay, Danıştay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’ne tanınan toplam kontenjan 6’dır. Yani yüksek yargıçların AYM’ndeki etkisi neredeyse dörtte bire düşürülmüştür. Askeri Yargıtay’a hiç kontenjan verilmemesi, bu Yüksek Mahkeme’nin kaldırılacağı izlenimini doğurmaktadır. Asker kişilerin sivil yargıda yargılanmasını öngören düzenleme ile birleştirildiğinde, bu sonuca varılması kolaylaşmaktadır.

Buna karşılık, Cumhurbaşkanı ve TBMM’ne 13 üye atama yetkisi tanınmaktadır. Cumhurbaşkanı’nın, üst yöneticiler, avukatlar, AYM raportörleri ve yükseköğrenim görmüş Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları arasından, doğrudan atayacağı üye sayısı 7’dir. 3 üye de, YÖK’ün göstereceği öğretim üyeleri arasından atanacaktır ki, YÖK’ün günümüzdeki oluşumu düşünüldüğünde Cumhurbaşkanı’nın doğrudan atayacağı üye sayısının 10’a çıktığı söylenebilir. TBMM’ne ise 3 üye atama yetkisi verilmiştir.

YÜKSEK MAHKEME’DE CEMAATLEŞME

Böylece, Anayasa’yı koruma kurulu ve Yüce Divan olarak görev yapan Anayasa Mahkemesi tümüyle yasama ve yürütmenin egemenliğine sokulmaktadır. Ayrıca, yargıyla hiç ilgisi olmayan yurttaşlar arasından yapılacak atama, Yüksek Mahkeme’nin tarikat ve cemaat üyelerine de açılacağı kaygısı yaratmaktadır.

HSYK’daki durum hiç de farklı değildir. Bu Kurul’un üye sayısı 21’e çıkarılmakta; Adalet Bakanı ve Müsteşar’ın Kurul’daki varlığı, Avrupa Birliği organlarının hazırladıkları raporlarda yer verilen önerilerin tersine, sürdürülmektedir. Üye sayısının artırılmasına karşın Yargıtay kontenjanı değiştirilmemiş; Danıştay kontenjanı 1’e düşürülmüş; Anayasa Mahkemesi’ne, hiç ilgisi yokken 1 kontenjan verilmiştir. AYM raportörlerinin aday durumunda olması sonuca etkili değildir. Çünkü raportörler, AYM’nde geçici olarak görev yapmaktadır.

HSYK’nun 4 üyesi, YÖK’ün göstereceği adaylar arasından Cumhurbaşkanı’nca atanacaktır. Yukarıda belirttiğimiz nedenle, bu durum Cumhurbaşkanı’nca doğrudan atanacak anlamına gelmektedir.

HSYK’nın 10 üyesi de, 1. sınıf yargıç ve savcılar arasından atanacaktır. 1. sınıf bile olsalar, yargıç ve savcıların yürütmeye karşı yüksek yargıçlar kadar güvencede olmadıkları düşünülürse, neden sayının yüksek yargıçlardan fazla tutulduğu anlaşılacaktır. Bu Kurul’da da, yasama ve yürütme, yüksek yargıya karşı 16-5 öndedir. Yani, Anayasa Mahkemesi’nde olduğu gibi, HSYK da, tümüyle yasama ve yürütmenin egemenliğine sokulmaktadır.

Bundan amaçlanan, Anayasa Mahkemesi’nin, laiklik tanımını değiştirecek, türban yasağını kaldıracak yeni içtihat oluşturması; açılacak kapatma davalarında ve Bakanlar Kurulu üyelerinin yargılanmasında kendine düşeni yapmasıdır. HSYK’nun üye yapısıyla oynanmasının gerçek amacı ise, yüksek mahkemelere, özel amaçlı yargılama yapan mahkemelere ve önemli görülen yargı yerlerine yandaş yargıç ve savcıların atanmasını sağlamaktır.

İktidara gelindikten sonra, yürütmeye bağlı kurum ve kadrolar hızla ele geçirilmiş, ele geçirilemeyen medya, üniversiteler, ordu ve yargı ile çatışma ortamı yaratılmıştır. Sermaye medyasının durumu ortadadır.

Cumhurbaşkanı değiştikten sonra seçilen YÖK üyeleri ve rektörler aracılığıyla üniversite sorunu çözülmüştür. Ordu’nun sindirilmesinden sonra sıra yargıya gelmiştir. Bu değişiklik paketi, yargıyı ele geçirme, yandaş yargı yaratma projesidir.

Yargı elden gittikten sonra, laik Cumhuriyet’in ve Atatürkçü, laik Cumhuriyet savunucularının başına gelecekler çok iyi düşünülmelidir.

Anayasa Mahkemesi Eski Genel Sekreteri
Bülent SERIM - 23.03.2010 - Odatv.com

Son Yazılar

Sunny

30°C

Istanbul