muammer_aksoyun_anit_mezarinin_acilisi_aninda225

Uğur MUMCU!

Uğur MUMCU’nun bedenini paramparça ettiler.

Gelecek kuşakların, geriye baktıklarında, bu olayı ülkemizin kaderinde yer alan önemli dönüm noktalarından biri olarak göreceklerini düşünüyorum.

Bir kısım meslektaşlarıyla birlikte Cumhuriyet’i terk etmek zorunda bırakıldıkları günlerde Mülkiyeliler Birliği olarak düzenlediğimiz bir açık oturumda, Uğur MUMCU’yu “Namık KEMAL virüsü”ne yakalanmış ender insanlardan biri olarak takdim etmiştim.

Koşullar ne olursa olsun inandığını yapmak, günümüzde, olağan dışı sayılan insanlara özgü bir tutumdur. MUMCU, haksızlığın üzerine yürürken veya bir haklılığı savunurken, karşılığında ne sağlayacağına dair hiç bir hesap yapmazdı. Kendisine hiç bir avantaj sağlaması mümkün olmayan insanlara destek olmak; buna karşılık, herkesin önünde bel kırdığı kişilere cepheden saldırmak, onun için sıradan bir davranıştı. Bir koyup üç alma meraklısı “çağ atlamış” kişilerin, onun yaptıklarından bir anlam çıkarmaları mümkün değildir.

Böyle bir erken sonla karşılaşması olasılığı, dostlarının sürekli korkusuydu; kendisi içinse, pırıltılı zekâsının sürekli olarak ürettiği şakaların konularından biriydi. Acaba, son derece disiplinli ve yoğun bir çalışma temposu sürdürmüş olması, önünde fazla bir zamanın olmadığını bilmesinden mi kaynaklanıyordu?

Günlerini, gecelerini asla gevşemeyen bir sorumlulukla kullanmaktaydı. Bir devlet memuru olan babasından kalmış, kardeşleriyle ortaklaşa yararlandığı kooperatif evinden ibaret yazlığında tatil yaparken bile çalışırdı.

Tam anlamıyla emekçiydi. Kalemiyle geçinirdi. Bu özelliği, bir yazar olarak, geniş emekçi kesimlerle çok içten ve sıcak bir bağ kurabilmesini kolaylaştırmıştır.

Böylesine inançlı ve disiplinli bir çalışma gücünün, ender görülen boyutları olan bir yetenekle birleşmesiyle, çok etkili ve mücadeleci bir kişilik ortaya çıkmıştır. AKSOY hocanın, Uğur MUMCU hakkında, “tek başına bir siyasal parti kadar etkili” dediği çok duyulmuştur.

1980 Sonrasında YÖK koşullarında yozlaştırılan ve yoğun bir kişiliksizleştirme kampanyasının sürdürülmesinde yararlanılan düşünce (daha doğrusu düşüncesizlik olabilir) ortamında, Uğur MUMCU’nun yazılarının çölde bir vaha gibi işlev gördüğü anlaşılıyor. Cinayetin ardından MUMCU’nun evinin önünde mum yakarak nöbet tutan gençlerin yüzlerinden okunan budur.
Cinayet ve Siyaset

Terör ve cinayet, yaşadığımız çağda siyasetin yaygın bir aracı olarak işlev görüyor. Yalnızca ilkel veya geri denilen toplumlarda değil, özellikle “uygar” denilen ülkelerde görülen budur.

Unutmayalım ki çağımızın en önde gelen film kahramanlarından biri olan James Bond, İngiltere kraliçesi tarafından kendisine özel olarak adam öldürme izni tanınmış bir kimsedir. Gerçek hayattaki durum, filmlerden pek farklı olmasa gerek. Gerald Ford iktidara geçince, CIA’nın artık yabancı devlet başkanı öldürmeyeceğine dair haberler, bizim gazetelere de yansımıştı. Ya o zamana kadar öldürülen yabancı devlet başkanları?.. Ya o zamandan bugüne dek öldürülen ve yabancı devlet başkanı olmayanlar?..

Çağımızda, pek çok yerde, faili meçhul siyasi cinayetlere kurban gidenlerin olduğu biliniyor. Bunlar arasında, Kennedy, Palme, Martin Luther King gibi çok önemli isimler var. Ayrıca, Allende gibi faili malum cinayetlerin kurbanı olanlar da var.

Terörün kaynakları araştırılırken, çok çeşitli olasılıklar akla gelebilir. Yalnızca şu veya bu devletin gizli örgütü değil, şiddeti meşru gören değişik akımlar da bulunuyor. Müslümanlıkları kendilerinden menkul gözü dönmüş gruplar, değişik türde kafatasçılar, silahlı ayrılıkçı örgütler, mafya vs,vs… Bütün bu oluşumlar da kendi amaçları doğrultusunda veya daha güçlü bir odağının yörüngesinde cinayetler sergileme sabıkasına fazlasıyla sahipler. Söz konusu MUMCU olunca, bu olasılıkların hiç birisi göz ardı edilemez. Çünkü, terör örgütlerinin her birinin MUMCU ile görülecek hesabının bulunması bir anlamda doğaldır.

Dolayısıyla, MUMCU cinayetinin failinin tahmini zordur. Ancak, bu cinayetin sonuçlarının ne doğuracağı geniş ölçüde bellidir.

Her şeyden önce, bazı karanlık güçler Uğur MUMCU gibi bir engelden kurtulduklarına sevinebilirler. Ayrıca, bu olay, toplumdaki kin ve düşmanlıkların derinleştirilmesi yolunda istismara son derece açıktır.
Jakobenin Sonu

Uğur MUMCU, çoğu kez, ülkemizdeki “halk için, halka rağmen” geleneğinin günümüzdeki temsilcilerinden biri olarak görülmüştür.

Ancak, emekçi kesimlerle ustaca kurduğu sıcak diyalog sayesinde hiç bir zaman halktan kopuk bir aydın durumuna düşmediği de kesindir.

Bu açıdan, ölümüyle birlikte ortaya çıkan tablo, ülkemizin toplumsal tarihi açısından çok önemli bir eşiğin aşılmış olduğunu kanıtlayan unsurlar içermektedir.

Bugüne kadar, ülkemizde hiçbir aydın, son yolculuğuna, halk kitlelerinin böylesine derin ve yaygın sevgisiyle bezenmiş bir güzergâhta uğurlanmamıştır.

Uğur MUMCU, sonsuzluğa göçerken, ülkemizde kurulu değişik eğilimlerdeki tüm sendikal örgütlerin, tüm demokratik kitle örgütlerinin sevgi ve takdirlerini kazanmış olduğunu ve ülkemizin toplumsal gerçekliğinin çok bilinen bir zaafı olan halk-aydın çelişkisinin aşılmasında unutulmayacak bir adımın atılmasını sağlamış olduğunu da göstermiştir.

Demek oluyor ki Uğur MUMCU, “halk için” ortaya koyduğu çabalarında öylesine başarılı olmuştur ki sonuçta “halkla beraber” olma koşulunu da gerçekleştirmiştir.
Başardılar mı?

Ne “sakıncalı piyade” olmak, ne şu, ne bu, hiç bir şey MUMCU’yu yolundan çeviremedi. Acaba, tahrip gücü yüksek bir bombanın patlaması, her şeyin sonu olabilir mi?

Önemli olan, öncelikle, genç kuşakların ve gelecek kuşakların ne düşündüğü, ne düşüneceğidir. Şiddetin her şeyi belirlediği ve ölümün her şeyi bitirdiği yargısı egemen olursa, “sakıncalı piyade” yenik düştü demektir.

Ancak, “sakıncalı piyade”yi tanıyanlar, böyle olmayacağını bilirler. “Sakıncalı piyade” yakamızı bırakmayacaktır. Ölümsüzlerden olduğunu gösterecektir. Erdemin, yurtseverliğin, insan sevgisinin gücünü, her sabah okuduğumuz günlük yazılarındaki canlılığıyla, yeniden ve daha büyük bir güçle kanıtlayacaktır.

Kapanan bir tarih sayfasının yerine, daha parlak bir yenisi böyle açılacaktır.

Çöken bir değerler sisteminin yerini, daha sağlam bir yenisi böyle alacaktır.

Alpaslan IŞIKLI - 24 Ocak 2013 - İlk Kurşun

Okuyucuya Not :

1) (Şubat 1993 tarihli bir yazım; Kaynak: Alpaslan Işıklı, Gün Doğmadan, İmge Kitabevi, Ankara,2006)

2) Resim Prof.Dr.Muammer Aksoy’un anıt mezarının açılışından

Son Yazılar

Rain

18°C

Istanbul