tunay_ozkan1

“Şimdi derdim bu cami avlusu örgütü, Ergenekon’u bulmak!”

Ergenekon Davası kapsamında tutuklu bulunan gazeteci Tuncay Özkan’ın son mektubu researchturkey.org isimli sitede yayımlandı.

Mektubunda derdinin “cami avlusu örgütü Ergenekon”u bulmak olduğunu belirten Özkan, “Öyle hınzır hınzır gülmeyin.

Siz de yardım edin. Ciddi ciddi arıyoruz. Devlet işi gücü bıraktı bu işin üstünde. Haydi boş durmayın, sorun soruşturun; Ergenekon Terör Örgütü’nü; bilenlerin, tanıyanların, insaniyet namına. Gülmeyin yahu; dört yıldır zindandayız; Ergenekon olmasa ne yaparız?…” dedi.

İşte Özkan’ın mektubu:

*** *** *** *** *** ****
Polis kapımda. 23 Eylül 2008.“Ne var?” dedim. “Arama yapacağız” dediler. “İzin var mı?” dedim; “Var” dediler ve gösterdiler. “Suç neymiş?”dedim. Bir bayan polis vardı. Hani neredeyse üstüme atlayacaktı. Öyle yerinde duramıyor.

Amirinden önce atıldı. Ağzını büzdü, kasıldı, kasıldı: “Ergenekoncuuuluk!…”

Gidinin dünyası… Şimdi hepiniz böyle bir suç olmadığını biliyorsunuz. Ama “Ergenekon” denince neyin ne olduğunu da biliyorsunuz. Leb, deyince “leblebi”yi biliriz biz. Ben 5. yılımda hâlâ bu örgütü arıyorum. Yani Ergenekonculuğa adını veren “Ergenekon Terör Örgütü”nü. Bunun gibi bir örgüt yeryüzünde yok.

2007 yılından bu yana bu örgütle ilgili iki bine yakın insan sorgulandı. Aralarında 17 yaşından 80 yaşına, pek çok mevki makam sahibinden, sahipsizlere kadar herkes vardı. Önce polis bu iki bin kişiye sordu:

“Ergenekon Terör Örgütü?…”

Yanıt tek oldu:

“Ben böyle bir örgüt bilmiyorum.”

Taraf yazarı dedi ya;

“Bu öyle bir örgüt ki; üyeleri dahi üye olduklarını bilmiyorlar.”

Peki, kim biliyor?

Hınzır hınzır gülmeyin: Dünyanın en gizli örgütü bu!

Duruşmada 22 ay sonra ifadeye çıktım. Yargıçlar ve savcılara sordum: “Bana suçumu söyleyin savunma yapacağım; çünkü dilekçede yazdım, iddianameye yazmamışsınız!”

Silivri Mahkemesi yargıçlarının, “Söyleyin Savcı Bey” demesi üzerine savcı sonunda:

“Efendim sanık suçunu en iyi kendisi bilmektedir…” dedi.

Hatta mahkemenin ısrarı üzerine suçumun söylenmesi için mehil (yani süre) talep etti.

Tanıyanlar bilir (bilirsiniz) biraz inatçı ve ısrarcıyımdır. Savcılık makamı ısrarım sonucunda; “Suçunun söylenmesi ihsası rey (kararın söylenmesi) olacağından, suçunun söylenmemesine…” diyerek cevap verdi.

Bu örgüt nerededir? Ne yer? Ne içer? Lideri kim? Kimler yönetir? Bilenler savcıya koşsun. Çünkü madara çıktı. 10 bin sayfa iddianamede, bir milyondan fazla ek dokümanda bunlar yok. Hatta “Biz itirafçı olacağız” diye mahpustan yırtmak için gizli tanık olanlar dahi “Biz örgütü bilmiyoruz ama duyduk ki…” diyorlar.

Ben de diyorum ki; benim örgütlerim belli! Üyesi olduğum Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Çağdaş Gazeteciler Derneği, Basın Konseyi, FİJ (Uluslararası Gazeteciler Sendikası)…

Ben yaptıklarımı biliyorum: Cumhuriyet mitingleri mi? Ben yaptım. Buradayım. Söyleyin suç ne? Neden bana bunu sormuyorsunuz? Muhalifim; neden sormuyorsunuz? İddianamedeki iddiaları neden sormuyorsunuz? Türk siyasal hayatının son 20 yılına damga vuran 2006-2007 yılları Cumhuriyet Mitinglerinde ben de vardım.

Bunlar 6 mitingden oluşuyor. Bu mitingler demokrasinin gelişimi için organize edildi. Hepsi sivil toplum örgütlerinin katılımıyla gerçekleşti. 14 Nisan 2007 Ankara Tandoğan mitingine 1,5 milyon kişi katıldı. 28 Nisan Burhaniye mitingine 30 bin kişi katıldı. 29 Nisan İstanbul Çağlayan mitingine 3,5 milyon kişi katıldı.

Ardından İzmir Gündoğdu meydanında yapılan mitinge 2 milyon kişi katıldı ve bu mitinglerin hiçbirinde olay çıkmadı. Mitinglerde ortak slogan; “Ne şeriat ne darbe tam bağımsız demokratik Türkiye” idi.

Ben mesleğimi ödünsüz yaptığım, özgür düşünme ve karşı çıkma hakkımı kullandığım için tutuklandım. 23 Eylül 2008′den bu yana suçumu söyleyin dedikçe “Sen suçunu biliyorsun” diyen savcılar ve tutukluluğu cezaya dönüştüren yargıçlarca cezaevinde tutuluyorum. Yıldırılmak, engellenmek ve yok edilmek isteniyorum. 442 gündür de hiçbir gerekçe olmaksızın tecrit hücresinde tutuluyorum.

2000 yılında Başbakan Erdoğan hakkında İstanbul Belediyesindeki yolsuzluk iddialarını gazetedeki köşemde yazdım ve kendisinin 1 milyar doları olduğuna dair müfettişlerce hazırlanmış raporları haber yaptım.[1] Başbakan bir konuşmasında; 1 milyar doları olduğunu söyleyenlerin Silivri’de tutulduğunu söyledi.

Ben gerçeği yok etmek isteyenlere karşıyım. Cehalete karşıyım. İfade özgürlüğünü zindanlara doldurup, susturanlara karşıyım. Davanın adının Ergenekon veya KCK olması fark etmiyor; bağnazlığa karşıyım. Adalet arıyorum.

Türkiye’de mafya ve devlet destekli çetelere, yolsuzluklara karşı mücadele ettim. İlk faili meçhul cinayetleri ve bunların devlet destekli oluşunu belgeledim. Susurluk çetesinin ceza almasını sağlayan belgeler, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım’ın kimliğini ben açığa çıkardım. 14 kitap yazdım, tamamında bunları anlattım.

“Bana Susurluk raporu neden senden çıktı? Yeşil’in kimlikleri neden sende?” diyorlar. “Arşivinde neden gizli raporlar var?” diyorlar. Gazetecide ne çıkacak?

Rüzgarlı sokakta 16 yaşımda, gazeteciydim. Ankara’nın gazetelerinin bulunduğu sokağın adıydı. Orada küçük bir gazetede her işi yapardık: kalıp bağlamadan, takvimden günün yemek tarifini yazmaya kadar. Akşamüzeri gazeteler çıkardı. Çocuklar alır: “Yazıyor, yazıyor!” diye bağırarak satardı.

İddianame çıkınca, bağırasım geldi; “Yazıyorrr! Tuncay Özkan’ın CHP’yi nasıl ele geçireceği yazıyor!” Sabrettim, gıkımı çıkarmadım. Tam 22 ay sustum. Sonra ifademde, iddianamenin benimle ilgili bölümünün neredeyse dörtte üçünü kaplayan bu olayla ilgili bir tek soru bekledim. Sormadılar. Ne savcılar, ne de yargıçlar. “Bunu nasıl sormazsınız?” dedim.

Sustular.

İddianameye göre ben CHP’yi ele geçirmek için çalışıyordum. Genel Kurula gitmiştim. Alkışlanmıştım. Soruları kendim sordum yanıtladım: “Evet gittim ama gazeteci olarak”. Üç gün oradan canlı yayın yaptım. Bu Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın CHP’yle ilgili biriminden alınan belge. Bu CHP Genel Merkezi’nden alınan belge.

Ben hiç CHP üyesi olmadım. İddianame benim CHP’ye genel başkan olacağımı yazıyor. Oysa CHP tüzüğü burada. Size veriyorum. CHP üyesi olmayanlar CHP’de kapıcı bile olamazlar. Ben CHP üyesi değilim. Her üye Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na bildirilmek zorundadır. Siyasi partiler kanunu böyle diyor. Yoksa parti kapatılır.

Savcılar; Yargıtay’a sormamışlar. İşte belgeler ben CHP üyesi değilim. Dolayısıyla CHP’yi ele geçiremem. Üstelik benim CHP’de olmam orada siyaset yapmamdan savcılık neden korkuyor? Bu anayasal bir hak. Buna suç isnat eden savcılık hakkında suç duyurusunda bulunuyorum.

Şimdi bunları niye mi yazdım? Dört yıl geçti aradan. Hatırlayın diye. Ben Tuncay Özkan, bunlara, bir de Susurluk raporunun bende bulunması ile, MGK tutanakları ki en erken tarihlisi 1986, onların arşivimde yer almasının nedenlerine yanıt verdim. İşte bunlardan dolayı T-E-R-Ö-R-İ-S-T-İ-M. Hatta: E-R-G-E-N-E-K-O-N-C-U-Y-U-M. Arşivim, gazetecilik belgelerim suç sayılıyor. Evet, ben gazetecilik suçumu hep işledim. İşlemeye de devam edeceğim.

Susurluk yargılamalarında; benim ortaya çıkardığım belgeler nedeniyle 6 yıl hapis cezası alan İbrahim Şahin ile aynı örgütteyim.[2] Şahin de “ben böyle bir örgüt bilmiyorum” dedi ve ekledi: “Ama Tuncay Özkan benim yaşam boyunca düşmanımdır!”

Ve ben Susurluk Raporu arşivimden çıktığı için suçluyum…

Duruşma salonu çok renkli. Hepimiz aynı kazanda yalanlarla kaynayıp gidiyoruz işte.

Ben gazeteci değilmişim; iktidara göre!

Zırva tevil götürmez.

Evet, ben hiç iktidar gazetecisi olmadım. Gün gelince bunu diyenleri de karşıma alır, “Hodri Meydan” yaparız. Konuşur halleşiriz.

Şimdi benim derdim bu cami avlusu örgütü, Ergenekon’u bulmak.

Öyle hınzır hınzır gülmeyin. Siz de yardım edin. Ciddi ciddi arıyoruz. Devlet işi gücü bıraktı bu işin üstünde. Haydi boş durmayın, sorun soruşturun; Ergenekon Terör Örgütü’nü; bilenlerin, tanıyanların, insaniyet namına…

Gülmeyin yahu; dört yıldır zindandayız; Ergenekon olmasa ne yaparız?…

Ahmet Tuncay ÖZKAN
Silivri 1 No’lu Cezaevi
B/3 Tecrit Hücresi”

Odatv - 18 Ekim 2012

Son Yazılar

Mostly cloudy

13°C

Istanbul