sehir hastaneleri2 1

Şehir Hastanelerinin Devlete Yüklediği Zarar!

Erdoğan'ın öve öve bitiremediği proje daha tamamlanmadan 3 kat zarar etti!

Bireyin devletten beklentilerinden birisi de hasta olduğu, takatten kesildiği zaman devletin ona bakacak bir sosyal dokuyu ve yapıyı kurgulamış ve önceden hazırlamış olmasıdır. Sosyal devletler bu hizmeti insan olmanın getirisi olarak kuruluş ilkeleri arasında değerlendirirler. Bu basit talep Maslow’un İnsanî İhtiyaçlar Piramidi’nin ikinci sırasında yer alır.

Sosyal devlet bu bilinçle hastaneler, huzurevleri ve bakımevleri inşa eder. Bu hizmetlerin sosyal devletin görev kapsamından çıkarılması, tamamen ya da kısmen özelleştirilmesi, devletin sosyal dokusunun bozulduğunu gösterir. Hasta bakımının zorunlu devlet hizmeti kapsamından çıkarılması, yetmezmiş gibi hastane binasının kurulma ve işletme aşamalarında sahipleri adına yüksek kâr amaçlı dizaynı, sosyal devlete yapılmış bir tecavüzdür. Şüphesiz ki sosyal dokulara ve kurumlara yapılan kâr amaçlı tecavüzler devletin halkın gözündeki itibarını en aşağı seviyelere indirir.

Şehir Hastaneleri gerçeğini bu kapsamda değerlendirmek zorundayız. Hükümet yöneticilerinin ısrarla halka hizmet olarak tanımlamaya çalıştığı bu yapılanma bakalım gerçekten kime hizmet ediyor?

Bu hastanelerin yap-işlet-devret modeline göre yapıldığı ifade ediliyor. Ancak bu yapıyı kimin kurduğu, kimin işlettiği halka tam olarak açıklanmıyor.

DEVLETİN YARATTIĞI YIKIM HASTANE KURDURTMAKLA BİTMİYOR!

Her şeyden önce, şehir hastanelerinin kurulduğu arazi hazine tarafından inşaatı yapacak olan özel şirkete ücretsiz verilmektedir. Yani arazi devletin arazisidir. Özel şirket, kuracağı hastanenin yapımı için kredi alırken bu araziyi teminat olarak gösteriyor. Şirketlerin alacakları kredilere devletin hazinesi tam garanti veriyor ki bu türden projelere tam hazine garantisi veren tek ülke biziz. Kısacası, özel şirkete, devletin arazisi üzerinde devlet tarafından kredi verilerek hastane kurduruluyor. Başka deyişle, devlet kendi imkânlarıyla özel şirketlere sağlık hizmeti adı altında kazanç alanı yaratıyor.

Ancak devletin yarattığı yıkım hastane kurdurtmakla bitmiyor. Devlet, kendi imkânlarıyla kurdurttuğu hastanelere bu kez kiracı oluyor ve düzenli kira ödüyor. İşletme sırasında özel şirket güya devlete hizmet satıyor. Özel şirket hastane işletmesi sırasında görüntüleme ve laboratuvar hizmetleri için de devletten ayrıca para tahsis ediyor. Şirketler, devlete sattıkları bu hizmetler için KDV muafiyetine sahip; ayrıca damga vergisi ve harç da ödemiyorlar. Bu arada şirketler hizmet verirken devletin doktorunu ve sağlık personelini ucuz işgücü olarak kullanmaya devam ediyorlar ve emekten gelen gücün örgütlenme çabalarını diledikleri gibi tırpanlayıp kısıtlıyorlar.

Cumhurbaşkanı Erdoğan her fırsatta bu hastanelerin yatak kapasitesinin 3000-3500 olmasını bir övünç vesilesi gibi anlatıyor. Ne var ki hastane işletmeciliğinde ideal hasta yatak sayısının bilimsel çalışmalara göre 200-300 arasında olması zorunludur. Sayı 200’ün altına ve 600’ün üstüne çıkınca ekonomik dezavantajlar başlıyor. Ayrıca bizim gibi sosyokültürel bakımdan gelişmemiş toplumlarda hasta insanların büyük hastanelere ulaşımı yanında hastane içerisinde talimatlara uygun hareket etme olasılığı da son derece düşüktür. Yani hastanenin büyüklüğü hizmet için bir olanak değil, bir yıkım niteliğindedir.

BUNUN AKIL VE MANTIKLA İZAHI ZOR…

Şehir Hastaneleri projesinde devletin yarattığı yıkım özel şirkete hastane kurdurtmakla ve bu hastaneleri kendi personeliyle işlettirmekle de sınırlı değil. Devlet kur garantisi kapsamında özel şirkete düzenli kira ödüyor ve aynı zamanda yüzde yetmiş doluluk garantisi veriyor; sayıyı tutturamaz ise yine para ödüyor. Dövizde artış oranı göz önüne alındığında, kur garantisi kapsamında devletin kira ödemesinin ve yatmayan hastaların parasını garantilemesinin akıl ve mantıkla izahı zordur.

Sağlık Bakanlığı 2011’den itibaren 21 ihale yaptı. Hastanelerin ön fizibilite raporlarının hazırlandığı dönemle şimdiki dönem arasındaki döviz kuru artışı dikkate alındığında, daha hastaneler kurulmadan zarar üç katına ulaşmış durumda. Kaldı ki hastaneler işletilmeye başladığında bu zarar katlanarak artacak. Kur farkı nedeniyle topluma yüklenen borcun daha şimdiden 100 milyarı geçtiği biliniyor. Açılan şehir hastanelerinin sadece zararıyla hastane kurup işletmek mümkündür.

HÜKÜMET KOLAYCA SIYRILABİLECEK Mİ?

Bilirsiniz, yanlış hesap Bağdat’tan döner diye bir atasözümüz var. Ancak şehir hastaneleri projesinde bu söz geçerli değil. Çünkü zarardan doğan anlaşmazlıklar durumunda projenin iptali uluslararası mahkemelerin denetimine verilmiş. Yani devlet kendi eliyle hukuksal olarak da kendini kuşatmış durumda.

Kısacası, bir proje olarak Şehir Hastaneleri, yatak sayısı yönünden bir artı değer oluşturmadığı gibi, kuruluş, işletme, hatta projenin iptali konusunda devletin zararına göre dizayn edilmiş kurumlardır. Devletin devlet eliyle zararına yol açan yapı ise mevcut hükümetin kendisidir. Bakalım kamu ahlakını, düzenini, güvenliğini bozan FETÖ’cü faaliyetlere bir dönem destek çıkan hükümet aynen o zamanki gibi sadece özür dileyerek Şehir Hastaneleri adı altında kamu sağlığını yok eden projeyle devlete verdiği zarardan kolayca sıyrılabilecek mi? Şimdiye kadar verilen görüntü devletin aleni zarara uğratıldığı bu projede devlette koruyucu reflekslerin olmadığını göstermiştir. Şüphesiz ki gerçek yıkım devletin kendini koruyamamasıdır.

Gülümser HEPER – 11 Haziran 2018

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yazarlar

Partly cloudy

25°C

Istanbul