misir surubu oldurur225

Mısır şurubu, sofra şekeriyle aynı mı?

Açlık ile tokluğun arası yarım yufka deseler de insan metabolizması için öyle değil.

Açlık, insanoğlunun gözünden, derisinden, kokusundan, bakışından dahi varlığını hissettiren bir kavram. Aç ayı oynamaz elbette, ancak atalarımız da der ki, “Aşını, eşini, işini bil”. Eşe ve işe karışmayalım da aş önemli, konuşmaya değer...

İnsanoğlu zayıf, ancak her canlı gibi yaşamaya programlı bir yaratık. Teni ince, kasları ve çenesi güçsüz. Bu zayıf yaratığın hayatta kalmasının en büyük sırrı, zekâsı ve elbette hırsı. Ancak tanrının da bir dengesi mevcut. Zekâsı ve hırsı olan yaratığa haz duyusunu da vermekte ki, zekâyı törpüleyip tabiatı insanın hırsından korusun. Yoksa maazallah, insan hırsının büyüklüğü dünyada ot bırakmaz.

SİZ BU TERANELERE İNANMAYIN…

Ne demek istiyorum? Demem şu ki, dünya ormanında bir denge için gıdalar saf bir şekilde insanlığa sunulmuş. Örneğin, dünyada rafine şeker diye bir kavram yok. Rafine un da yok. Rafine şekeri de unu da keşfeden zekâdan ziyade, beyindeki haz duyusu yolağı. Şekerin daha şekerlisini keşfettiren, ekmeğin daha beyazını ve yumuşağını keşfettiren zekâ, hazzın köpeği olmuş. Tabii ki, bir de kazanmanın hırsı!

Geçenlerde malum bir gazetenin içerisinde tam sayfa bir ilan gördüm. Nişasta bazlı şeker üreticileri der ki, yüksek früktozlu mısır şurubu ile sofra şekerinin arasında fark yok. Demek istiyor ki, bu mısır şurubu aleyhtarları külliyen yalancı; sizi kandırıyorlar. İster mısır şurubu olsun ister pancar veya şeker kamışından elde edilen şeker olsun, vücudunuz, ikisinin farkını bilmez. İşte oran, işte gerçek! Siz bu teranelere inanmayın. Sağlık için bol bol yürüyüş yapın.

Bu parlak pazarlama stratejisi, ortalama zekâ ve algıdaki, farklılığı algılamayacak eğitim seviyesindeki tüketici için son derece parlak. Her ne kadar parlak pazarlama stratejileri ortalama tüketicinin kafasını karıştırsa da gerçek bu değil.

Mısır şurubunun tehlikeli olmasının en önemli gerekçelerinden birisi, sıvı şeklinde olması. İşte bu nedenle bütün işlenmiş gıdalara konulabiliyor. İşlenmiş gıdalar yoluyla yüksek miktarda tüketilmesi de şişmanlık, diyabet ve kalp hastalığı gibi salgın boyutunda hastalıkların ardında yatan birincil faktör. Düşünün bir kez, siz öldürücü bir toplumsal hastalık yüküne neden olacaksınız sonra da benim şekerim tatlı ama masum diyeceksiniz. Tatlı tatlı toplumu bitirip tatlı tatlı kâr sağlayacaksınız. İddianızdaki sığlıkla, kazancınız arasındaki uçuruma kapitalizm deniyor…

BUNA ÖLDÜRÜCÜ DOZ DA DİYEBİLİRİZ...

Gelelim früktozun etkilerine! Eğer yüz yıl önceki atalarımızın yaptığı gibi früktozu sadece meyvelerden ve sebzelerden alıyorsanız maksimum alacağınız früktoz miktarı günde 15 gram. Yani şu anki gazlı içecekler içen bir toplumun ortalama günlük alımı olan 73 gramın çok çok altında. Ve tabii ki sebze ve meyvelerdeki früktoz, lif, vitamin, mineral, enzim, faydalı bitkisel katkılar ile birlikte ve olumsuz metabolik etkisi yok.

Früktozu tehlikeli yapan şey, masif (çok yüksek) dozda alınması; buna öldürücü doz da diyebiliriz. Restoranlarda yediğiniz gösterişli yemekler de dahil hepsi früktoz yüklü. İşte bunu sağlayan teknoloji rafine gıda teknolojisi.

Endüstrinin iddia ettiği gibi, vücudumuz her şekeri aynı şekilde tanımaz ve aynı muameleyi yapmaz. Yüksek früktozlu mısır şurubunda yakın oranlarda serbest şekilde bulunan früktoz ve glukoz vardır. Früktoz ve glukoz vücutta farklı şekillerde kullanılır, yani harcanır ya da tıbbi terimle metabolize edilir. Glukoz vücuttaki her hücre tarafından kullanılır ve kan glukozuna dönüşür, ancak früktoz sadece karaciğer tarafından kullanılarak hızla yağ ve kolesterole dönüştürülür. İşte yağlı karaciğer denen sorunun temel sebebi budur. Yine işte bu nedenle kötü beslenen insanların kandaki trigliserid başta olmak üzere yağ yüksekliğinin sebebi de budur. Budur işte fazla yağın göbek etrafında toplanmasının gerekçesi. Fazla früktozla yağlanan karaciğerde aynen alkolik karaciğerdekinin benzeri bir görünüm oluşur. Bir nevi alkolik siroza götürür… Oysa sukroz diğer, adıyla sofra şekeri büyük bir moleküldür ve bağırsakta glukoz ve früktoza dönüşür. Serbest halde olmaması kısmi, daha az zararlı etkisinin de temelidir. Tabii bir de katı ve pahalı olması. Yoksa hiçbirimiz orantıya itiraz etmiyoruz. Sorun sıvı formundan alınan masif miktardır. Sorun ucuz şekerin üretiminin, pazarlamasının ve kullanımının kolaylığıdır.

Bir diğer früktoz sorunu da şudur: Früktozun vücutta kullanımı sırasında ürik asit oluşur. Alımından hemen dakikalar sonra ürik asit artar. Ürik asit seviyesi 5.5 mg/dL üzerine çıkınca da başta hipertansiyon olmak üzere, böbrek hastalıkları dahil sayısız metabolik hastalık ortaya çıkar. Tabii ki, bir diğer sorun da hazır meyve sularında oluşan metanol toksisitesidir.

Bu arada, geçenlerde malum bir firmanın malum bir avukatı ile tanıştım. Şişmanlık, diyabet ve kalp hastalığından mustaripti. Malum firmanın malum makalem üzerine tarafıma tehdit yazısını açtım laf arası. Susmayı tercih etti; yürüyerek uzaklaştı. Yürümek iyi geldi mi bilemem; ancak işi zordu…

Lafın kısası şu: Eğer tabiatın size sunduğu şekilde saf halde gıda almazsanız tabiat size bunu hastalık olarak ödetir. Aynen atalarımızın dediği gibi: Aş tuz ile, tuz oran ile! Eğer insanlar yemekle yaşasaydı çok yiyen çok yaşardı. Biraz da düşünmek gerek…

Gülümser HEPER – 18 Mart 2018

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yazarlar

Rain

16°C

Istanbul