ataturk sofrasi225 1

Atatürk’ü anlamak için sofrasına oturmak gerek!

Liderlik özelliği, toplumda kadının yerinin belirlenmesinde çok önemlidir.

İşte bu nedenlerle Atatürk’ün zihninde, sosyal hayatında, vatan savaşında, söylemlerinde, toplumun yarısı olan kadın cinsine verdiği değer onun liderliğini ve insanlığını belirler. Önce insan olmadan lider olabilmek gerçeklikten kopukluktur.

Kadına karşı, insan Mustafa’yı tanımlayan temel cümle kendi kurduğu cümledir. O kurduğu cümlede “Kadın bizatihi insandır” demektedir. Ancak Atatürk’ün kadın düşüncesi sadece iç görüleri ve insani değerleriyle belirlenmiş değildir. Onun düşünceleri Anadolu, İslam ve dünya tarihinde insan hakları ve kadın haklarını irdeleyen derin bilgisinin de sonucudur.

ataturk sofrasi1

İŞTE BU NEDENLE ATATÜRK...

İnsan hakkı her insanın doğuştan getirdiği, kimliği, cinsiyeti, ülkesi, ırkı, dili, dini, rengi ve ailesinin toplumsal pozisyonundan bağımsız, insan olmasından kaynaklanan haklarıdır. Bu haklar birbiriyle ilişkili, birbirine bağlı ve parçalanamaz haklardır. Yaygın bir görüş olarak, insan haklarının tanımlanmasının Batı’dan çıktığıdır. İddialarının zemini, Magna Carta, Fransız Devrimi İnsan Hakları Deklarasyonu, Amerikan İnsan Hakları Hukuk Beyannamesi ve Genova Sözleşmesi gibi batı kökenli deklarasyonlardır. Göz ardı edilen şey, Doğu’nun bu hakları, cinsiyet ayrımcılığı, kölelik mücadelesi, ırkçılık mücadelesi, sınıf mücadelesini çok daha erkenden başlatmasıdır.

ataturk sofrasi2

İslâm felsefesi tek bir kişinin zihninden çıkmış bir felsefe değildir. Doğu’nun felsefesidir. İçerisinde Şamanizm, Budizm, Hinduizm, Sufizm başta olmak üzere insan ve insanlık hakkında düşünebilen toplumların ortak deklarasyonudur. İşte bu nedenle Atatürk, Kuran’ın felsefesi üzerinden yorum yapmış; toplumsal hayatı belirleyen hukuki yargılarını ise Cumhuriyet’e taşımaktan bilerek kaçınmıştır. Atatürk, mezheplerin gölgesinde değişen şeri kurallarla topluma ve özellikle kadına; hak, hukuk, adalet verilemeyeceğinin farkındadır. Atatürk bu nedenle o günün dünyasına uyarlanan çağdaş bir hukuk sistemiyle şeri kuralların pençesinden kadını söküp gün ışığına çıkartmıştır. Softa takımı ise tam tersini yapmış; İslâm’ın içerisinden felsefeyi çıkararak şeri kuralları kabullenmiştir. Zira İslâm felsefesi, softaların yozluğunu aleni sergilemesini engelleyen, hareket alanlarını daraltan bir kavramdır.

ataturk sofrasi3

REFORMDAN GEÇMEYEN BİR DİNİN KARŞILIĞI OLAMAZ!

Nitekim felsefe bir anlamda dinin reformdan geçirilmesidir ve reformdan geçmeyen bir dinin toplumsal karşılığı olamaz. Bunu M. Kemal Atatürk başarmıştır; İslam felsefesini asla inkâr etmemiştir. Atatürk işin sadece felsefesiyle uğraşmamış; düşünce ve hareketi birleştirmek suretiyle toplumun değerlerine uygun sonuçlar alınabileceğini göstermiştir. Onun, dinde yaptığı en büyük reform "laiklik" ilkesidir. Henüz Osmanlı'nın ve ümmet düzeninin eğitimsiz, okuma yazma bilmeyen, bilenlerin ise medrese eğitiminden geçtiği softa bir toplumda şeri kuralların gölgesinden, çağdaş bir topluma bir anda dönüşümüm tek çözümü, “laiklik” ilkesidir. Laiklik, dini düşünceyi yasaklamak, bir toplumu külliyen karşısına almak değildir. Laiklik dinsel düşüncenin zamanla gelişen çıkmazlarından sosyal hayatı, toplumsal düzeni korumaktır. Çünkü eğitimsiz insanın manevi dünyasının dehlizlerinden, toplumun sosyal hayatını belirleyen düzenli, yegâne kararlar çıkması mümkün değildir. Bunun günümüz Türkiye’sinde en büyük kanıtı FETÖ örgütlenmesinin sosyal, siyasi, askeri hayatımızdaki yarattığı çöküntüdür. Laiklik ilkesini göz ardı eden hükümetlerin bu çöküntüyü bertaraf etmek için verdikleri mücadele daha bitmeden başka başka cemaatlere, tarikatlara, din temelli örgütlere açtıkları kucakları; laiklik ilkesini hala göz ardı ederek yapılan bir mücadeledir; temeli, felsefesi olmayan mücadeleler gibi yine toplumu kaosa, karmaşaya sürüklemekte, sosyal adaleti bozmaktadır.

ataturk sofrasi6

Laiklik, Batı’nın bizi görmek istediği yerin önüne de set olmaktır aynı zamanda. Zira insanın ait olduğu toplumun bir zamanlar var olan insanlık felsefesini yok bilerek, onu aşağılık, kan içen, kan alan, kadın döven, satan bir kültürün ürünü olarak resmetmek ise bir topluma yapılan psikolojik şiddettir. IŞİD’in yaptığı eylemlerin bir topluma, bir inanca atfedilmesi Doğu toplumlarına yapılan psikolojik bir şiddettir. İnsanın içinde yaşadığı topluma yabancılaşmasını, nefretini doğurur ki bunun kazanımı IŞİD’i yazan ve sahneleyenlerindir.

ataturk sofrasi7

"ATATÜRK'Ü ANLAMAK İÇİN..."

Atatürk’ü anlamak için Atatürk’ün sofrasına oturmak gereklidir. Ata’nın sofrasına medeniyet dışı görüntülerle oturulmaz. İşte o nedenledir ki, evvela eşli oturulur. O sofraya kadınların oturmasının türlü çeşit anlamlarından en göze hitap edeni sofrada kadının varlığıdır. Kadın o sofraya sadece kadın kimliğiyle oturamaz. Bazen oturmuş fikirleriyle, bazen bir öğrenci kimliğiyle oturması sağlanır; sofrada yetişemediği konularda kendisini eksik hissederek hazırlanması Ata'nın istediği bir şeydir. Sofra, devrimci bir ailenin birbirlerinin varlığını sıkıca hissederek gelişim sürecinde hazırlık dersleridir. Birçok ekolde fikir sofraları insanları tartmak, adam olan adamlardan, adam gibi görünenleri ayırt etmek için kullanılan bir araçtır. Orada kadınlar gibi devrimci çocuklar da oturtulur. O devrimci çocuklara, fikir temelinde asiliğini de sergilemek için fırsat verilir. İşte bu sofralardan birinde devrimin asi, parlak, sözünü sakınmayan, gözünü budaktan esirgemeyen çocuğu Reşit Galip, maarif vekili Esat Beyin kız çocuklarının etek giymesini eleştiren sözlerine karşı devrimci duruşunun gereğini yaparak, maarif vekilini eleştirmiştir. Bu sofrada Atatürk, Reşit Galip’i keşfetmiş; onun gibi devrimcilerden, kadın hakları savunucularından vekil çıkartmıştır.

ataturk sofrasi9

Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti kurucu kadrosu için kadın hakları çağdaşlaşmanın ölçüsü olarak kabul edilmiştir. Çağdaşlaşmanın kriterleri içerisinde temsil eden kadın, şekil ve konumdan ibaret bir kadın değildir elbette. Her şeyden öte özgür bir kadındır. Devrim tarihlerindeki özgürlük tanımına uygundur. Ortaçağ ilişkilerinden, şeklinden ve zihinsel baskısından kurtulmuştur. Süs ve şekil olmak için değil örnek olmak için oradadır. Özgürlük adı altında Ortaçağ dinciliğine, tarikatlara, cemaatlara, etnik kimlikçilere, softalara, hainlere, kadını köleleştirenlere, neoliberalizme hizmet eden modern ümmetçilere hizmet etmez. Kadının özgürlüğünü türban özgürlüğünde tanımlamak emperyalizmin özgürlük tanımına ne kadar da yakışmaktadır.

ataturk sofrasi11

Kadın hakları mücadelesi bir grup eylemcinin çabalarıyla sonuç alınamayacak kadar derin bir konu. Aynen sağlıkta, eğitimde, tarımda vb. özel girişimlerle ülke çapında sonuç alınamayacağı gibi… Türkiye’de kadın ikinci sınıf da değerlendirildiği, eğitimle, hukuk sistemiyle, toplumsal temsil gücüyle desteklenmediği sürece geriye gidiş kaçınılmaz sürecektir. Çözümün olmadığı görüp türbanı kadın hakkı olarak değerlendirip işin içerisinden sıyrılma ikiyüzlülüğü tam ikinci Cumhuriyetçilerin tavrıdır. Teslim bayrağı çekilmiştir. Laikliği korumakla görevli bir yapının 23 Nisan’da, türbanla yürüyen çocuğa selam vermesi acizliktir. Acizler kadın hak ihlallerine de, insan hak ihlallerine de direnç gösteremezler. Çözüm, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu iradesiyle başlatılan devrime dönüşledir.

Gülümser HEPER – 04 Mart 2018

Yazarlar

Showers

6°C

Istanbul