Tarih, milletlerin yükselme ve alçalma sebeplerini ararken birçok siyasî, askerî, içtimaî sebepler bulmakta ve saymaktadır. Şüphe yok, bütün bu sebepler içtimaî hâdiseler üzerinde tesir yaparlar. Fakat bir milletin doğrudan doğruya hayatıyla, yükselişiyle, alçalışıyla alâkası olan, münasebetli olan, milletin iktisadiyatıdır. Tarihin ve tecrübelerin tespit ettiği bu hakikat bizim millî hayatımızda ve millî tarihimizde de tamamen belirir. Gerçekten Türk Tarihi tetkik olunursa, bütün yükseliş ve alçalış sebeplerinin bir iktisat meselesinden başka birşey olmadığı anlaşılır.
Mustafa Kemal Atatürk 1923

Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk, bir hitabet abidesi olan 10. yıl nutkunda; “Yurdumuzu, dünyanın en mamur ve en medeni memleketleri seviyesine çıkaracağız. Milletimizi, en geniş, refah, vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız. Milli kültürümüzü, muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız. ……. Çünkü,Türk milletinin karakteri yüksektir; Türk milleti çalışkandır; Türk milleti zekidir. Türk milleti milli birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir…………Ne mutlu Türküm diyene ” Derken, asla popülizm yapmıyor, çok iyi tanıdığı milletine ilişkin tespitlerini aktarıyordu. 1923-1938 döneminde gerçekleştirilen ekonomik gelişmeler; doğru lider ve doğru kadrolar tarafından, doğru hedefler gösterildiğinde, Türk Milleti’nin Atatürk’ün 10. yıl nutkunda vurguladığı hasletlerini ortaya koyduğunun, gelecekte de koyabileceğinin göstergesidir.

Bu dönemde gerçekleştirilen ekonomik gelişmenin, yaklaşık 10 yıldır kesintisiz süren savaşlarda nüfusunun en genç, en verimli, en vasıflı insanlarını kaybetmiş, Osmanlı’nın dış borçlarının 2/3’sini üstlenmiş, ülkenin ekonomik birikimlerinin tamamına yakınını ellerinde tutan azınlıklarca altın stokların büyük çoğunluğu yurtdışına kaçırılmış, petrol kaynaklarının tamamını kaybetmiş, milli burjuvazisi oluşmamış, birkaç atölye dışında sanayi tesisi bulunmayan, Lozan Anlaşması gereği 1928 yılına kadar gümrük mevzuatını düzenleme yetkisi olmayan, büyük çoğunluğu yaşlı ve çocuklardan oluşan 12 milyon nüfusunun %80’i kırsal alanda yaşayan bir ülkede, dünyanın en büyük ekonomik krizi yaşandığı bir dönemde, yorgun ve yılgın insanlarla gerçekleştirildiği dikkate alınırsa, 15 yılda gerçekleştirilen bu ekonomik gelişme tek bir kelimeyle tanımlanabilir: Mucize…

1838 yılında İngiltere ile imzalanan Baltalimanı Ticaret Anlaşması sonrası Avrupa malları Osmanlı pazarlarını doldurmuş, ülkedeki geleneksel üretici kesim Batı ürünlerinin rekabeti karşısında iktisadi hayattan silinmişti. (1) Gümrüksüz giren İngiliz gelişmiş makine endüstrisi malları Osmanlı'nın korumasız el tezgahı endüstrisini kısa zamanda ezmişti. Türk ekonomisinde Türk’ün adı yoktu. 1900 yılında nüfusunun ¾’ü Türk olan Amasya’da 115 işyerinden 95’i Rumlar, 20’si Ermeniler tarafından işletilmekteydi. Kurtuluş savaşı öncesi ülkedeki bankacılık, ticaret ve endüstri işlerinin 4/5’i azınlıklar elindeydi(2) Babıali mali gücünü kaybetmiş ve büyük devletler tarafından, gelirlerinin denetimini uluslararası bir örgüt olan Duyunu Umumiye’ye bırakmaya zorlanmıştı.

1923-1938 yılları arasında Atatürk’ün önderliğinde gerçekleştirilen ekonomik kalkınma hamlesi, Türk’e layık olmayan bu şartlara bir başkaldırıydı. Atatürk, bu dönemde uyguladığı her yönüyle milli olan ekonomik sistemi kurmak için çok uzun araştırmalar yapmıştır. Atatürk milli ekonomik sistemi oluşturmak için ekonomi ile ilgili 144 yerli ve yabancı kitabı dikkatle okumuştur. (3) Ancak bu kitapların hiçbirinin tesiri altında kalmamış, kendi metodolojisini kullanarak, bilimi rehber edinmiş, tarihten yararlanmış, ülkenin şartlarını göz önünde bulundurmuş ve aklın gereğini yapmıştır

1923-1938 döneminde gerçekleştirilenler ekonomik faaliyetleri 9 ana başlık altında değerlendirebiliriz.

1) Ekonomi ile ilgili kongreler, kalkınma planları, yasal düzenlemeler,
Atatürk ülkenin dış düşmanlardan kurtarılmasından hemen sonra ekonomik durumu görüşmek ve alınabilecek önlemleri belirlemek amacıyla İzmir'de bir iktisat kongresi toplamıştır. Atatürk Kongre'nin açılış konuşmasında; "Tarihin ve tecrübenin süzgecinden arta kalmış bir gerçek vardır. Türk tarihi incelenirse, gerileme ve çöküntü nedenlerinin iktisadi sorunlara bağlı olduğu görülür. Kazanılmış zaferlerin ve uğranılmış başarısızlıkların tümü iktisadi durumla ilgilidir...Milletimiz düşman ordularını mahvetmiştir. Tam bağımsızlık için şu kural vardır: Milli egemenlik, mali egemenlikle desteklenmelidir. Bizleri bu hedefe götürecek tek kuvvet ekonomidir. Siyasi ve askeri muzafferiyetler ne kadar büyük olursa olsun, iktisadi zaferlerle taçlandırılmadıkça payidar olamaz" diyerek bundan sonra mücadelenin ekonomik düzlemde gerçekleştirileceğinin altını çizmiştir (4).
Kongre'de bir "Misakı İktisadi" kabul edilmiştir. Kongre'nin üzerinde birleştiği politika; yurt sanayiini ve ticaretini geliştirmeyi amaçlayan, özel girişime öncelik veren, onu koruyan, mülkiyet haklarına saygılı bir ekonomik düzeni, yasal çerçevesi ve kurumlarıyla oluşturmak ve kökleştirmektir (5).
Bunlara ek olarak
•Milli Bankaların kurulması,
•Demiryolları inşasının hükümetçe bir programa bağlanması,
•Sanayiin teşviki,
•Yerli malı giyilmesi,
•Amele denen iş erbabına bundan sonra işçi denilmesi ve sendika hakkı tanınması da,
Kongre'de alınan kararlar arasındadır (6)
Dünyada ilk demokratik kalkınma planı 1931 yılında Türkiye'de uygulamaya konulmuştur. Bu plan Atatürk'ün Türk Milleti'ne armağan ettiği önemli bir ekonomik reform hareketidir. Bu kalkınma planları eldeki kıt kaynaklarla halkın ihtiyaçlarının en iyi biçimde karşılanmasına yönelik olarak hazırlanmıştır. Atatürk Birinci Kalkınma Planı'nı 1933-1938 yılları, İkinci Kalkınma Planı'nı ise 1938-1944 yılları için hazırlatmıştır. Her iki kalkınma planının da temel amacı, hammaddesi Türkiye'de olmasına karşın dışardan ithal edilmek zorunda kalınan ürünlerin ülkemizde üretilmesini sağlamaktı.
Atatürk, Milli Ekonomi Politikasını hedeflerine ulaştırmak için; Aşarın Kaldırılması Hakkında Kanun, Veraset ve İntikal Kanunu, Uluslar Arası Takvim ve Saatin Kanunu, Kabotaj Kanunu, Teşviki Sanayi Kanunu, İcra İflas Kanunu, Ticaret Kanunu, Deniz Ticaret Kanunu, Tapu Kanunu, Medeni Kanun vb. ekonomi ile ilgili temel kanunları yasalaştırmış; Etibank, Sümerbank, Denizbank,Emlak ve Eytam Bankası, Türkiye Sanayi ve Kredi bankası, PTT, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü, DİE, AOÇ, THY, Türkiye Şeker Fabrikaları Genel Müdürlüğü, MTA, EİEİ, TİGEM gibi yıllarca ekonomiye yön verecek olan kurumları oluşturmuştur.

2) Yabancı sermayenin elindeki stratejik hizmetlerle, madenlerin devletleştirilmesi:
22.nisan.1924 tarihinde Anadolu demiryollarının devletleştirilmesi hk kanun kabul edilerek çeşitli tarihlerde demiryolu hatları devletleştirilmiştir. Ayrıca; 1.Nisan.1924’de Ergani Bakır İşletmesi, 12.Haziran.1933’de İzmir Rıhtım Şirketi, 1.Ocak.1934’de İstanbul Rıhtım şirketi, 9.nisan.1935’de İstanbul Telefon Şirketi, 1.şubat.1936’da İzmir Havagazı şirketi, 25.ocak.1938’de İzmir Telefon İşletmesi,11.Nisan.1938’de Üsküdar – Kadıköy Su Şirketi, 23.Mayıs.1938’de İstanbul Elektrik şirketi devletleştirilmiştir. Daha doğrusu millileştirilmiştir. Çünkü devletleştirilen bu işletmelerin tamamı yabancı sermayeye aitti.
Dün, Atatürk ulusal çıkarlarımız için Stratejik hizmetleri millileştirirken, bugün IMF’in, Dünya Bankasının talimatlarıyla Tüpraş, Türk Telekom, THY gibi kuruluşlarımız yabancılara satılmak istenmektedir. Buna karşı çıkanlar da, ekonomiyi felce uğratmakla, çağı anlayamamakla suçlanabilmektedir.

3) Demiryolu Ağının Genişletilmesi
Mevcut ulaşım sisteminin kapitülasyonlar döneminde genellikle tarım ürünü ihracatına yönelik merkezlere bağlanmış olması, ekonomiyi sektörlerarası birbirini tamamlayıcı üretim imkanlarından mahrum bırakmıştı. Öyle ki, Anadolu’dan İstanbul’a ürün taşımanın maliyeti, 1923 yılında New York’tan İstanbul’a aynı ürünü taşımanın maliyetinin üzerine çıkmıştı (7). Ulaşımın yetersizliği sanayileşmenin önündeki en büyük engellerden biriydi.
Bu nedenledir ki, demiryolu ağının genişletilmesi, Atatürk’ün ekonomik kalkınmada en önem verdiği konuların başında gelmiştir. 1923’de 3756 km. olan demiryolu ağı yaklaşık %100 artarak 1939’da 7324 km.ye ulaşmıştır. 1923’de bir kilometre karede 24 m olan demiryolu yoğunluğu 1939’da 51 m.ye yükselmiştir. Demiryolu ile taşınan yük miktarı ise daha çarpıcı bir şekilde artmıştır: demiryolları ile taşınan yük miktarı 1929’da 356 (milyon ton/km) den 1938’de %339 artışla 1.564 (milyon ton/km)’ye yükselmiştir. (8)
Demiryollarına önem verilmiş olması kara ve deniz ulaşımının ihmal edildiği anlamına gelmez. 1929-1939 yılları arasında karayolları ve demiryolları uzunlukları aynı ölçüde (%42) artmıştır.
10. Yıl Marşındaki “Demir ağlarla ördük yurdu dört baştan” cümlesi de, konuya verilen önem yanında, topluma ve gelecek dönem yöneticilerine gösterilen hedeftir aslında. Ama, 1938’den sonra gelen yönetimler, Atatürk’ün bu hedefini görmezden gelmede sanki birbirleriyle yarışmışlardır.

4) Tütün, şeker, alkol ve petrol Tekelinin devlete geçmesi:
Yabancı sermaye tarafından üretilen ve ithal edilen bazı ürünlerde, karaborsayı önlemek, üretimi kontrol etmek ve halkın sağlığını korumak için devlet tekeli elinde olmasını gerekiyordu. Özellikle Osmanlı döneminde hükümetleri etkileyen, ekonomik gücü büyük boyutlara varan, rejii idareleri diye adlandırılan yabancı tütün şirketlerinin gücünü yokeden Tütün tekelinin devlete geçmesi başlı başına bir devrimdir. 25.Ocak.1926’da Şeker, petrol ve benzin tekeli hk kanun, 9.haziran.1930 Tütün tekeli hk kanun kabul edildi . 1.haziran.1931’de Tekel Genel Müdürlüğünün kuruldu.

5) Milli Bankaların Kurulması ve Güçlendirilmesi.
Yabancı bankaların sistem üzerindeki etkisini dengeleyebilmek amacıyla 1924 yılından itibaren İş Bankası, Sümerbank, Etibank, Halk Bankası gibi ulusal bankaların kurulması süreci başlamıştır. Cumhuriyet kurulduğunda, Merkez Bankası görevini bir Fransız Bankası Olan Osmanlı Bankası yürütüyordu. Atatürk, Türk Para Piyasası'nın Türkler'in yönetiminde ve Türkler'in elinde olmasını istemiş ve ekonomiyi bu amaca ulaştırmıştır. 1930'da T.C. Merkez Bankası'nı kurarken danıştığı Dünya'nın iki ünlü Merkez Bankacısının (Almanya'yı korkunç "Weimar Enflasyonu"ndan kurtaran ve bu hizmeti nedeniyle "Mali Sihirbaz" ünvanı verilen zamanın Alman Merkez Bankası Başkanı Dr. Hjalmar Schacht ve yardımcısı Karl Müller'in) olumsuz görüşlerine rağmen Merkez Bankasını kurmuştur.(9) Ancak 1930'dan sonra yabancı uzmanların önerilerine uygun olarak 1931'de 6127 kilo olan, T.C. Merkez Bankası altın mevcudunu, 1938'de 26190 kiloya ulaştırmış, Düyun-u Umumiye Borçlarının, 1933'te yapılan anlaşmaya uygun olarak ödenmesini sürdürmüş, ödemeler dengesi ile devlet bütçesi dengesini kurarak korunmasını sağlamış ve fiyat istikrarının bozmasını da kesin kararlarla önlemiştir.(10)
Atatürk yönetimindeki Türkiye’de 15 yılda mevduat miktarı 57 kat, mudi sayısı 122 kat artmış, Milli bankaların toplam mevduattaki payı %32’den %82’ye yükselmiştir.
Dün, bankacılıkta bu istikrarlı tablo varken; bugün Atatürk’ün kurduğu Sümerbank ve Etibank satılmış, satın alanlar tarafından hortumlanan bu bankalara devlet (TMSF) yeniden el koymak zorunda kalmıştır. Halk Bankasının, Ziraat Bankasının yabancılara satışının hazırlıkları yapılmaktadır. HSBC Bank gibi Citi Bank gibi yabancı Bankalar ülkemizin en ücra köşelerine kadar şube açmıştır.

6) Sanayileşmeye Önem Verilmesi ve Sanayi Kentleri oluşturulması.
1925 Yılında devlet sermayesiyle Sanayi ve Maadin Bankası kurulmuştur. Bankanın amacı fabrika kurup yönetmek olarak belirlenmiştir. Bu bankanın desteğiyle Kayseri-Bünyan İplik Fabrikası TAŞ, İsparta İplik Fabrikası TAŞ, Kütahya Çini İşleri TAŞ ve bunlar gibi bir çok özel kuruluş devletin de ortak olmasıyla faaliyete geçmiştir.(11).

Atatürk'ün yatırım politikasının temel amacı, sağlam kaynaklarla finanse etmek şartıyla, en kısa zamanda ülkenin bütün faaliyet alanlarının ve bütün bölgelerinin kalkındırılmasıdır.(12)
Atatürk Döneminde gerek Devletçe kurulan gerekse özel sektöre kurdurulan fabrikaların tüm yurt sathına dağıldığı görülür. Alpulu, Uşak, Turhal ve Eskişehir’de Şeker Fabrikaları, Nazilli, Bünyan,Ereğli ve Kayseride dokuma fabrikaları, Keçiborlu’da Kükürt, Zonguldak’da Kok, Kayseri’de Uçak, Paşabahçe Cam, Ankara’da Çimento, Zonguldak’da Antrasit, Karabük’de Demir-Çelik, Gemlik’de Suni İpek ve Bursa’da Merinos dokuma fabrikaları. Bu fabrikalar bu Anadolu şehirlerinin çehrelerini değiştirmiş buraları bir sanayi kentine dönüştürmüştür. Atatürk’ün bu politikaları daha sonraki dönemde de sürdürülebilse, fabrikalar ülke sathına dağıtılabilseydi, yüzlerce sanayi kentine sahip olurduk. Dolayısıyla bugün en önemli sorunlarımız olan; işsizlik, büyük şehre göç ve göçün getirdiği gecekondulaşma, arazi yağması, çevre kirliliği, kültür yozlaşması sorunlarından hiçbirini yaşamazdık.

Sanayileşme bahsi açılmışken uçak fabrikalarını ayrıca belirtmek gerekir. Ülkemizde İlk uçak fabrikası 1926 yılında Atatürk’ün desteği ile devlet tarafından Kayseri’de kuruldu. 1930’lu yıllarda dünyadaki üç en iyi avcı uçak türünden biri burada üretiliyordu. Bu fabrika 1940 yılında kapatıldı. İlk özel uçak fabrikası yine Atatürk’ün desteği ile 1937yılında Nuri Demirağ tarafından İstanbul’da kuruldu. Burada onlarca yolcu uçağı üretildi.Bu fabrika 1945 yılında kapatıldı. Türkiye hariç, 1930’larda uçak üreten ülkelerin hepsi bugün uzaydalar. Kısacası Atatürk’ten sonra gelenlerin O’nun uzak görüşlülüğüne sahip olmamaları nedeniyle: eller aya biz yaya…

7) Üretimin, Tasarrufun,Yerli Malı Kullanmanın teşvik edilmesi
Özel sektörü geliştirmek, üretimi artırmak amacıyla 1927 yılında Sanayii Teşvik Kanunu çıkarıldı. Özel sektörce üretilen mal değeri 1927 yılında 15 milyon lira iken 1932 yılında 10 kat artarak 154 milyon liraya çıktı.(13) Atatürk'e göre, enflasyona gitmeden yatırımların hızlandırılabilmesi için, halkın tasarrufa yöneltilmesi ve halk tasarruflarının büyük yatırımları gerçekleştirebilmek için birleştirilmesini sağlayan bir malî yapının kurulması gereklidir. Bu amaçla 18.Aralık 1929’da Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti kurularak tasarruf teşvik edildi.4 Nisan.1929’dan itibaren “Yerli Mallar” 13.aralık.1930’dan itibaren “Milli İktisat ve Tasarruf” Haftaları kutlanmaya başladı.
Tüm bu çabaların sonucu, ihracat arttı ithalat dizginlendi.

8) Tarımda halka öncülük, tarımsal üretimi geliştirici tedbirler
“Türkiye'nin gerçek efendisi, hakiki üretici olan köylüdür. O halde herkesten daha çok refah, saadet ve servete müstehak olan köylüdür.. Binaenaleyh, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinin iktisadi siyaseti aslî gayeyi gözetir.1 Mart 1922” özdeyişi Atatürk’ün tarım politikasının özetidir.
Türkiye'nin tarım alanındaki temel sorunu toprak kıtlığı değil, sürekli savaşlar ve azalan nüfus nedeniyle daha da şiddetlenen emek kıtlığıydı. Birinci Dünya Savaşı sırasında bu durum öylesine ciddi boyutlara ulaşmıştı ki; hükümet, ucuz emek sağlamak ve hayatî tarım üretimini sürdürebilmek için angaryaya başvurmak zorunda kalmıştı. 1923 yılına gelindiğinde yeni devletin sınırları içindeki nüfus -ve onunla birlikte ülkenin üretim kapasitesi- yüzde 20 oranında azalmıştı.(14) Atatürk "memleketimizin genişliğine nispetle nüfusumuz az olduğundan ziraat hususunda makine ve fenni aletler kullanmaya diğer memleketlerden daha ziyade bir mecburiyet vardır" diyordu. Bilimsel tarımın üstünlüğünü köylüye göstermek için Devlet Üretme Çiftlikleri kuruldu. Atatürk, Atatürk Orman Çiftliği’ni bizzat kurdu ve yakından ilgilendi.

1927 yılında 210.794 olan pulluk sayısı 1936’da 410.365’e çıkarıldı. Tarım Kredileri de 1923 den 1938’e kadar, 8 milyon liradan 41 milyon liraya yükseltildi.1930 yılında tahıl ve un ithalatının yasaklanmasıyla , 5.3 milyon ton olan tahıl üretimi 1938 yılında 8.4 milyon tona, endüstri bitkileri üretimi de 351.000 tondan 704.000 tona çıkarıldı(15)
Aşarın ve iltizamın kaldırılması, Zirai Kredi Kooperatiflerinin kurulması da tarımın geliştirilmesi için atılmış önemli adımlardır.
Tüm bunların sonucunda, 1923 yılından 1938 yılına, besin maddelerinin toplam ithalat içindeki payı %16.8’den, % 2.8’e gerilemiştir (16)
Bir tarım ülkesi olan Türkiye, Atatürk’ten sonra sürdürülen yanlış politikalar nedeniyle, buğdaydan muza, tütünden büyük ve küçük baş hayvana tüm tarımsal ürünleri ithal eder duruma getirilmiştir. Türkiye bugün, onbinlerce ziraat mühendisi işsiz olmasına karşın, tarım alanının çok büyük bir bölümünü değerlendirememek gibi bir garabetin içindedir.

9) Tüm bunların sonucunda hızlı büyüme
Tüm bu çalışmaların sonunda, bu dönemde hızlı bir büyüme yaşanmıştır.
Cumhuriyet tarihinde dönemler itibariyle yıllık ekonomik büyüme :
1923-1938 yıllarında %8,
1939-1950 yıllarında %1,
1950-1990 yıllarında %5,
1990-2002 yıllarında %2.
Olarak gerçekleşmiştir.(17)

Bu büyümenin, yazımızın girişinde belirtilen o yılların çok olumsuz şartlarında gerçekleştiği, daha sonraki yıllarda çok olumlu şartlara rağmen o büyüme hızının yanına bile yaklaşılamadığı dikkate alındığında Atatürk döneminde gerçekleştirilen ve aşağıdaki tabloda özetlenen ekonomik gelişmeyi “mucize” dışında bir kelime ile tanımlamanın mümkün olmadığı sonucuna varılır.

Ekonomik Başarıyı Getiren Temel Ekonomik Politikalar


Bu dönemdeki ekonomik başarıların temelinde, liderin kararlılığı ve uzak görüşlüğü, yönetici kadronun ülke sevgisi, çalışkanlığı ve liderine bağlılığı yatmaktadır. Ayrıca kararlı bir şekilde izlenen ekonomik politikalar da, mucize denebilecek sonuçların alınmasına neden olmuştur.
Bu politikaları iki ana başlık altında değerlendirmek mümkündür: denk bütçe ve sıkı para politikası.
Atatürk bütçe dengesi üzerinde çok titizlikle durmuştur. Bu konuya çok önem vermesinin temel nedeni, Devlet Hazinesi'nin yurt içinde ve yurt dışında güçlü ve güvenilir olmasını zorunlu görmesidir. O'na göre, ekonomik bağımsızlığı sağlamanın başka yolu yoktur. Bu anlayışla ve Atatürk'ün yakın ilgisi ile yapılan 1924 - 1938 arasındaki 11 bütçenin kesin hesabı denk bağlanmış, 3'ü fazla vermiş, sadece 1'i açıkla ( Aşar vergisinin kaldırıldığı 1925 yılında ) kapanmıştır. (17)
Aşağıdaki tablo, daha sonraki dönemlerde görülemeyen, milletini gerçekten seven, işinin ehli kadrolar yönetim kademelerine gelmediği sürece bir daha görülemeyecek bir tablodur.

IMF reçetelerine umut bağlandığı, AB kapılarından kovulmaktan bıkılmayacağının beyan edildiği, O’nun milliyetçiliği ile tam bağımsızlıkçı yapısı ile alay edilircesine O’nun ağzından, O’nun kemiklerini sızlatan “İlk hedefiniz AB’dır ileri” manşetlerinin atıldığı bir ortamda; milli ekonomi anlayışının kurucusu, ekonomik mucizelerin mimarı Büyük Atatürk’ü bir kez daha rahmet, minnet ve özlemle anıyor, O’nu gerçekten anlayan, milliyetçi, anti emperyalist ve tam bağımsızlıktan yana kadroların ülke yönetimine gelerek, her konuda olduğu gibi ekonomide de “milli politikalar”ı yürütecekleri günlerin yakın olduğuna inanıyoruz

Dipnotlar.

1) Ahmet SAYAR, Osmanlı İktisat Düşüncesinin Çağdaşlaşması, Der Yayınları, İstanbul, 1986.
2) Kurt STEİNHAUS Atatürk Devrimi Sosyolojisi Sander Yayınları İstanbul 1973
3) İsmet Bozdağ, Atatürk’ün Evrensel Boyutları, Kültür Bakanlığı 2001
4) Feridun ERGİN, K. Atatürk, Yaşar Eğitim ve Kültür Vakfı Yayınları, İstanbul, 1978
5) Gülten DEMİR, Devlet-Ekonomi İlişkisinde Dönüşüm, Beta Basım Yayım, İstanbul, 1994
6) Şevket Süreyya AYDEMİR, Tek Adam, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1981
7) Oya SİLİER, Türkiye'de tarımsal yapının gelişimi (1923-1938), Boğaziçi Ünv. İdari Bilimler Fakültesi Yayınları, İstanbul,1981 8) Kurt STEİNHAUS age.
9)İlhan TEKELİ ve Selim İLKİN, "1929 Buhranında Türkiye'nin İktisadi Politika Arayışları, "ODTÜ, Ankara, 1977.
10)Haldun DERİN, Türkiye'de Devletçilik, İstanbul, 1940,
11) Nazif KUYUCUKLU, Türkiye İktisadı, Beta Basım Yayım, İstanbul, 1986.
12) M. A. AYSAN, Atatürk'ün Ekonomi Politikası, İstanbul Üniversitesi Atatürk Devrimleri Araştırma Enstitüsü, Birinci Baskı, İstanbul, 1980.
13) Kurt Steinhaus age.
14) Feroz AHMAD İttihatçılıktan Kemalizme:, Kaynak Yayınları, 1996 3.b
15) Kurt STEİNHAUS age
16) TC Ekonomi Yıllığı, Ankara 1938-1939
17) www.die. gov.tr
18) M. A. AYSAN, age.

Fazlı KÖKSAL

Kaynak : http://www.toplumsalhaber.com/haberoku.php?id=144896

Son Yazılar