Osmanlıcılık

Ne zaman kendini Fatihin torunu sanan birini görsem Deli İbrahimin torunu nerede diye sormak isterim. Saltanatı boyunca kendinden başkasını insan yerine koymamış bir sülaleye kimilerinin torun olmaya çalışması herhalde kendi soysuzluklarındandır diye düşünürüm.

Son Osmanlı şehzadesinin ölümüyle Osmanlıcılıkın bir kez daha ivme kazandığına değinen Ceyhun Balcı ise Osmanlı hanedanının günümüzdeki üyeleri Osmanlıcılık hevesi sergilemeseler de, hanedandan çok hanedancı çevreler işbaşındalar diyor:

Öğreniyoruz ki, Cumhuriyetin kuruluşunu izleyen günlerde yurtdışına çıkarılan hanedan üyeleri sürgünleri boyunca sefalet çekmişler. Hanedanın sürgündeki sefaleti ciddi bir şekilde sorgulanmaya çalışılıyor günümüzde. Hatta konuya ilişkin İngiliz belgelerinden yararlanılarak kitaplar bile yazılır olmuş.

Günümüzde Osmanlıcılık yapmanın temel koşulu tarihin ve gerçeklerin tersyüz edilmesidir. Dönemin Avrupası karşısında uygarlık trenini kaçıran Osmanlı değilmiş gibi! Üstüne üstlük hem kel hem fodul deyişine uygun şekilde savurganlığı sürdüren, borçlanan ve bağımlılaşan Osmanlı değilmiş gibi! Bunca gerçeği görmezden gelerek, olmadık gerekçelerle Osmanlıcılık yapma kararlılıklarından ödün vermeyenlere anımsatılması gerekenler olmalı!

Günümüzde hemen her alanda diz boyu olan ahlaksızlık, namussuzluk ve yozlaşma ile uğraşılacak yerde filmlerdeki edep dışı görüntülere yönelenlerin durumuna düşmekte değil midir bu kayıtsız, koşulsuz Osmanlıcı kendini bilmezler! Bir devrim sonrası sürgüne gönderilenlere kucak dolusu parasal olanak sunmak gibi bir ödevi var mıdır devrim yapanların? Üstelik kasası boşaltılmış bir imparatorluğun mirasını devralmış değil midir Cumhuriyet? Kendini kurtarma adına bir İngiliz zırhlısı ile ülkeden ayrılan kimdir? Her ne kadar hanedanın tüm üyeleri bu utanılası davranıştan sorumlu tutulamasalar da böylesi durumların bedelinin topluca ödenmesi alışılmış bir durum değil midir?

Günümüzde, her anlamda yaşanmakta olan yozlaşma ve kirlenmenin Osmanlıcılık adı altında bir başka boyuta taşındığına tanıklık ediyoruz. Utanılası ve elle tutulur yanı olmayan bir eylemin gerçekleştiricilerinin göklere çıkarılması bilmem başka nasıl tanımlanmalı?”

Ertuğrul Günay’ın Demokratlığı!

SOSYAL demokrat bir partinin genel sekreterliğinden laiklik karşıtı eylemlerin odağı bir partinin milletvekilliğine dönüşerek dünya siyaset tarihinin en büyük döneği unvanını kazanan Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, önündeki mikrofonların açık olduğunu unutup yanaklarını şişirerek ağzındaki lokmaları çiğnerken yanındakilerle konuşuyor...

CHP Meclis Grup Başkanvekili Hakkı Süha Okaydan Bizim Hakkı Süha diye söz eden Günay, Okayın uyuşturucu şebekesiyle bağlantılı olduğu savıyla tutuklanan kardeşini soruyor. Yanındakilerden edindiği bilgi üzerine de Bravo, müteşebbis bir aile demek ki diyor. Bu bakan, biliyorsunuz geçenlerde de bir laf etmiş ve Atatürkün Cumhuriyet devrimi gibi Recepin AKPsinin de demokrasi devrimi yaptığını söylemişti.

Atatürkün tırnağı bile olamayacak siyasilerin demokrasi devrimi işte ancak bu kadar olur: Suçun bireyselliğini göz ardı ederler ve açılmamış bir davanın hükmünü vermekle kalmaz bir aileyi bütünüyle de suçlarlar!

Sözü, Reşit Çağına bırakalım: Atatürk’ün partisinden, onu silmek isteyenlerin partisine geçerken yüzü değil de makam otomobilinin plakası kızaran birinden başka nasıl bir cevher yumurtlaması beklenirdi ki?

Deniz SOM  Cumhuriyet

Son Yazılar

Partly cloudy

13°C

Istanbul