TÜRKİYE’NİN YUGOSLAVYALILAŞTIRILMASI
Teoman Alili - (Teori Dergisi  Eylül 2007 Sayı : 212)       

Türkiye'nin parçalanmış haritaları yayınlanıyor, ülkemizde federasyon planları konuşuluyor. Yakın tarih federatif  bir ülkenin parçalanışına tanıklık etti. Ülkemizde pek çok siyasetçi ve kitle önderi Türkiye, Yugoslavya gibi parçalanacak endişesi yaşıyor.

Tabii şöyle bir rahatlama payı var: "Türkiye üniter bir devlet, Yugoslavya ise bir federasyondu." Bu rahatlama tümcelerine birini daha ekleyelim: "Tarih şimdiye kadar bir üniter devletin federasyon olmadan parçalandığını kaydetmemiştir." Ancak tarih üniter bir devletin önce federatif  hale getirilip daha sonra parçalandığını çok gördü. Geçmişte verilebilecek örnek Çekoslovakya iken hala yaşanan olaylarla tanıklık ettiğimiz gibi yeni örnek Irak. Irak, ülkede resmi bir referandum yapılmamış olmasına rağmen fiili olarak federasyon oldu. Önce birinci Körfez Saldırısı sırasında üç parçaya ayrılan ülkede etnik ve dini ayrımlar göz önüne alınarak merkezi yönetimin denetimin ve etkisi azaltıldı, daha sonra işgalle birlikte ülke bugünkü noktaya geldi.

Biz bu yazıda dünyanın Ruanda'dan sonra en kanlı iç savaşıyla parçalanmış Yugoslavya örneğinden bazı endişe verici bilgileri dikkatinize sunmak istiyoruz. Yugoslavya federatif  bir devlet olarak kuruldu, hatta bazı kanılara göre Tito ülkeyi kurarken parçalanma ihtimalini biliyordu. Zaten Mareşal Tito ülkesinin parçalanma ihtimaliyle ilgili bazı konuşmalar yapmıştı. Ancak Yugoslavya'nın parçalanma süreci Türkiye'de yaşayan bazı kimselere görevler veriyor. Bu kimseler Yugoslavya'dan ülkemize göç etmiş olan ya da öteden beri ülkemizde oturup da akrabaları Yugoslavya'da yaşayan ve hala onlarla irtibatı olan insanlar. Bu kimseler Yugoslavya'nın parçalanma sürecinde yaşananları Türkiye'de anlatmalı. Ancak Yugoslav göçmenlerinin kafalarındaki bazı putları da yıkmaları gerekiyor.
Yugoslav göçmenleri ağırlıklı olarak Boşnak ve Arnavutlardan oluşuyor. Elbette Türk kökenliler de var. Bu kimseler çok haklı olarak Sırp aşırı milliyetçi çetelerin yaptıklarını kafalarından silemiyorlar. Vahşi yöntemlerle insanları öldüren ya da yurtsuz bırakan Sırp ve Hırvat aşırı milliyetçi çeteleri Yugoslavya'nın bölünmesi için hizmet ettiler. Tıpkı bizdeki izdüşümlerinin yaptığı gibi (DTP) ilginç olan bu hizmetin "vatanseverlik" adına yapılıyor olmasıydı. Hırvatlar ayrılık için vahşet uygularken Sırp milliyetçilerin büyük çoğunluğu sözde "birlik" için mücadele ediyorlardı. Amerikan tarafı Sırpları önce kışkırtıp sonra düşman olarak gösterdi. Hırvatların arkasında ise, herkesin çok iyi bildiği gibi Almanlar vardı.

İki süreç
Yugoslavya'nın parçalanma süreci iki aşamadan oluşuyor. Birincisi, 1990 ile 1992 yılları arasında Yugoslavya Sosyalist Federal Halk Cumhuriyeti'ni oluşturan ve sırasıyla Slovenya, Hırvatistan, Bosna Hersek ve Makedonya'nın Federasyondan ayrılmasıyla sonuçlanan dönemdi. İkincisi ise, Yugoslavya ismini sürdürmek için bir arada bulunan Sırbistan ve Karadağ cumhuriyetlerinin ayrılmasıydı. Bu ayrılmayla Yugoslavya ismi tarihe karışmış oldu. Parçalanma sürecinde önce halk arasında düşmanlık tohumları ekildi. Nakşibendî tarikatı mensubu ve sosyalist federasyon düşmanı olan Ali İzzetbegoviç ve Sırp-Hırvat milliyetçileri güçlendirildi.Ordu etkisiz hale getirildi. Bu hamleler sırasında ordu bölündü. Yugoslav Ordusu içinde Sırplar Çetnik, Hırvatlar Uztaşi, Boşnaklar Genç Müslümanlar, Makedonlar Komiti, Arnavutlar UÇK gibi birimler oluşturdular. Bunların içinde Arnavut ayrılıkçılarınki en gizli yöntemdi, ama diğerleri kendilerine bağlı subayların ismini bile açıkça dile getiriyorlardı. Ordunun etkisiz hale getirilmesi için ilk hamlelerin yapıldığı dönemde Federasyon değerlerinin sıradanlaştırıldığı ve ordu komutanlarının ayrılıkçı subaylarla görüşmeler yaptığı biliniyordu. Bütün bunlar sıradan bir durummuş gibi gösterilirken bir yandan da ordu içinden subaylar hücre evler oluşturuyordu. Bu evler aslında birer cephanelik olarak kullanılıyor ve gerçek vatanseverlerden bazıları da bu hizmetkârların oyununa geliyorlardı. Tabii sadece ordu değil bazı Sivil Toplum Kuruluşları da bu oyunun bir parçası olarak çalışıyordu. Bu sayede çok sayıda paramiliter grup oluşmuş ve bu grupların içinde bazı subaylar bile görev almıştı.

Referandum kıskacı
Yugoslavya isminin ortadan kalkmasının en önemli adımı Bosna'da atılmıştı. Bu yüzden Bosna halkı tarihin kaydettiği en büyük zulümlerden birini yaşadı. Bosna'nın ayrılma sürecinde halkın Müslüman olma özelliğini çok iyi bilen Amerikan yönetimi, bu bölgeye yönelik özel çalışmalar yürüttü. Nakşibendî müridi ve batı işbirlikçisi olan Ali İzzetbegoviç, Avrupa'nın ortasında kendi verdiği isimle "Batı İslam Cumhuriyeti"ni ilan etti. Bu Sırp milliyetçilerin ekmeğine yağ sürdü. Tam bu noktada Bosna'da referandum tartışması başladı. O dönemde Yugoslavya Genelkurmay Başkanı olan Nebojsa Pavkoviç ile Devlet Başkanı Slobodan Miloşeviç arasında kapalı kapılar ardında büyük bir tartışma yaşandı. Pavkoviç tarikatçı yapılanmaya karşı müdahale edilmesini savunurken Miloşeviç tarihi bir hata yapmış ve Bosna'nın iç kararına karışmayalım demişti. Tabii Yugoslavya sistemine göre son söz hakkı Devlet Başkanı'na aitti. Devlet Başkanı'nın emrine karşı çıkmayan Pavkoviç lokal operasyona izin verilmemesi üzerine kendi emrindeki subaylara söz geçirememe ihtimali olduğunu söylemişti. Gerçekten de böyle oldu. Bosna'da referandum sonucunda çok yüksek oranda ayrılma kararı çıktı. Bu kararın çıkması için en büyük propagandayı yapan isim İzzetbegoviç'ti. Bunu fırsat bilen Çetnik çeteleri Bosna ve İslam aleyhinde propaganda yapmaya başladılar. Bosna içinde ayrılıkçılara karşı harekete geçme kararı verdiler. Bu kararı veren üç isim Yugoslav Ordusu'nda görevli Albay Ratko Mladiç, en büyük paramiliter çetnik grubu Tgar'ın başı Jelko Radlatoviç (ARKAN) ve Bosna'daki Sırp azınlığın lideri konumunda olan Radovan Karadziç'ti.

Referandum sonrasında Bosna'da tam bir Boşnak katliamı yaşanmaya başlandı. Sırp albay ordu içinden temin ettiği silahları paramiliter gruplara dağıtıyor ve bu gruplar Yugoslavya'nın haklı savaşını dünya gözünde haksız çıkaracak eylemler gerçekleştiriyordu. Dönüm noktası olan Srebrenitsa katliamı Batının ekmeğine yağ sürmüştü. Yugoslavya'nın yok olması için harekete geçen şer güçleri tek birlik kuvvetini bölmüş ve vatanseverlerin katliamcı olduğu izlenimini vermişti. Tabii referandum fitildi. Fitil ateşlendikten sonra söndürülemedi. Zaten Bosna katliamının baş sorumluları Batı tarafından hep korundu. Örnek mi; Radovan Karadziç şu anda Krajina'daki Sırp köyünde Kadina deresi yakınlarında Ratko Mladiç'le birlikte yaşıyor. Bir villası var. Bunu biz bile biliyorken sözde onları kırmızı bültenle arayanların bulması hiç zor değildir herhalde. Bosna mahşerinin üç atlısından biri olan Arkan ise Yugoslav askeri istihbaratı tarafından gözünden vurularak öldürülmüştü.

Referandum ABD'nin çok kullandığı bir yöntem. Tabii bu yöntemi kendine yakın etnik grupları oluşturduğu zaman veya bazı etnik gruplar kendilerine yakınlaştığı zaman kullanıyor. Çekoslovakya'da zengin olan Çekleri, Slovakya'dan, Yugoslavya'da zengin olan Hırvat ve Slovenleri Yugoslavya'dan ayırırken, doğuya gittikçe yoksulları yanına çeken Amerika Irak'ta malum referandum oyununu tezgâhlıyor. Bu referandum Türkiye'nin güvenliği için oldukça büyük bir tehdit. Diyarbakır'da ortaya çıkarıldığı iddia edilen "Vatansever Kuvvetler Güç Birliği"ne ait olduğu söylenen cephanelik ev endişe yaratıyor. Tabi Türkiye ve Yugoslavya aynı ülkeler değil, ama yine de etnik grupların yoğunluğu ve kültürel yapısı birbirine çok benzediği için bir düşünce payı gerekiyor.

Çift uçlu referandum kılıcı
Çift uçlu Zülfikar kılıcı gibi bazı kılıçlar savaşlarda kullanıldı. Bunlardan birini Yugoslav kahramanlardan Crnkse (Kara Adalet) isimli bir kişinin de kullandığı söyleniyor. Türkiye bugün Amerika tarafından federasyona dönüştürülmek istenirken mevcut iktidarın alternatifi olarak da CHP-MHP koalisyonu gösteriliyordu. Seçimlerden bu sonuç çıkmadı, ama Türkiye çift uçlu kılıcın arasına sıkıştırıldı. "Sağcıysan MHP'ye, solcuysan CHP'ye oy ver" kampanyası bir bakıma çift uçlu kılıcın arasında olan Türkiye'nin sola da dönse sağa da dönse yaralanması anlamına geliyordu. Sosyaldemokrasi ve etnik milliyetçilik ittifakının Yugoslavya parçalanırken oynadığı rol çok dikkat çekici.

Bu kadar benzer
Balkanların iki önemli ülkesi dünyaya bağımsız yaşamanın mümkün olduğunu gösteren iki önemli örnekti. Bu iki ülke bağımsız yaşamak için kurtuluş savaşları vermiş ve savaşlardan sonra kendi topraklarına has devrimler gerçekleştirmişti. Mustafa Kemal'in altı okuyla Türkiye Cumhuriyeti ve Mareşal Tito'nun özyönetimiyle Yugoslavya. Balkanların iki ülkesi birbirine çok benzeyen kültürü ve halkıyla emperyalistlerin hep hedefi oldu. Bu yüzden Büyük Atatürk "Emperyalizm bir gün mahv ve nabut olacak"' derken. Tito da "Benim ülkemi emperyalistler parçalayabilir, ama Anadolu İhtilali'nin ülkesi emperyalizmi yenecektir" demişti. Yugoslavya parçalandı, Türkiye'yi parçalamak isteyen emperyalist güçler de ülkemizin parçalanmış haritalarını yayınlamaya başladılar. Şimdi çok kritik bir dönemdeyiz.

Ante Markoviç veya Özal
Takvim yaprakları 1982 yılını gösterdiğinde Amerika'dan iki isim Türkiye ve Yugoslavya'ya geldi. Bunlar Wisconsin Üniversitesi'nin "Yeni Dünya" isimli seminerlerine katılmış olan iki ekonomistti. Biri Yugoslavya Komünist Partisi'nin liberal kanadı olarak bilinen "Genç Sesler"in lideri Ante Markoviç, diğeri ise hepimizin çok iyi tanıdığı TurgutÖzal'dı. "Büyük bir tesadüf sonucu" bu iki kişi aynı yıllarda ülkelerinde başbakan oldular.Özal döneminde serbest piyasa ekonomisiyle tanışan Türkler varken, Yugoslavlar da ilk kez Batı'dan alınan borçlarla tanışmışlardı. Ante Markoviç ve Turgut Özal hızla bağımsızlık fikirlerinin yerine "dünyaya açılma" adı altında ülkelerini Batı'ya bağımlı hale getiriyorlardı.
Türkiye ve Yugoslavya'ya yönelik oyunlar hiç hız kesmedi. 1990’lı yıllarda Sovyetler Birliği ve Sovyet kontrolü altındaki sosyalist devletler hızla yıkılırken Yugoslavya bir iç savaşın eşiğine gelmişti. O günlerde Yugoslavya'nın Cumhuriyet Halk Partisi diyebileceğimiz kurucu partisi hızla özyönetimi reddediyor ve yerine sosyal demokrat bir yapıyı benimsiyordu. Aynı anda merkezinde Sırpların olduğu Slav milliyetçiliği gelişiyor ve Tito'nun yasakladığı isimlerden biri olan Vojislav Şeşel güçleniyordu.

"Yeni Dünya Düzeni" veya "BOP"
Yugoslavya'nın parçalanması için Amerikan yönetimi "Yeni Dünya Düzeni" adını verdiği projeyi hızla uyguluyordu. Yugoslavya Komünist Partisi 6. Kongresi bir dönüm noktası olmuş ve parti Sırbistan Sosyalist Partisi adını alarak sosyal demokrat kimliğe tam olarak bürünmüştü. Hatta parti önderliği açıkça sosyal demokrat bir parti olduklarını açıklıyordu. Parti'nin Yugoslavya iç savaşı sırasındaki en büyük müttefiki ise, aşırı Sırp milliyetçisi olan Vojislav Şeşel'in Sırp Radikal Partisi'ydi. Sırbistan Sosyalist Partisi ayağı ülke topraklarına basan ve aslında doğal müttefiki olan "Özyönetim Hareketi"ni dışlamış hatta kendi içindeki özyönetimcileri eritmeye başlamıştı. Sözde milliyetçi parti ile Sosyal Demokrat Sırbistan Sosyalist Partisi ittifakı ülkenin parçalanma sürecini hızlandırdı.
Milliyetçiler Bosna ve Kosova'da çeteler kanalıyla katliamlar yaparak Yugoslavya'nın bağımsızlık davasını haksız konuma düşürürken çatışmalara örtülü destek veren Sosyal demokratlar Yugoslav Birliği'ni zedeleyici hamleler yapıyor ve Tito'nun "Kardeşlik- Birlik" adını verdiği temel politikayı reddediyordu. Şimdi burada ilahi denebilecek tesadüfü aktaralım. Yugoslavya'da vatansever olduğunu söyleyen kuvvetler dahi "Kardeşlik- Birlik" politikasını reddetmişti. İşçi Partisi'nin Diyarbakır mitinginin adı da "Kardeşlik-Birlik Mitingi"ydi.

Arnavutluk veya Kuzey Irak
Aynı anda Amerikan yönetimi Yugoslavya'nın komşusu Arnavutluk'ta "Büyük Arnavutluk" fikrini işliyordu. O dönemde Arnavutluk'ta  Barzani rolünü üstlenen kişi İlir Meta'ydı. Yugoslavya'nın içindeki Arnavut ayrılıkçı hareketi hızla güçleniyor ve Kosova Kurtuluş Ordusu açılımına gelen UÇK örgütü kuruluyordu. UÇK tıpkı PKK gibi uyuşturucu parasıyla besleniyordu. Slav milliyetçiliğinin karşısına Arnavut milliyetçiliği çıkarılıyordu.

"Demokrat Parti"
Yugoslavya'da Arnavut ayrılıkçı hareketinin silah bırakmasını ve siyaset yapmasını öneren bir siyasi parti de vardı. Sıkı durun, Zoran Cinciç Başkanlığı'ndaki partinin adı Demokrat Parti'ydi. Bu öneri üzerine Arnavut ayrılıkçı hareketi bağımsız adaylarla meclise girdi. Daha sonra partileşti. Görüldüğü gibi Yugoslavya dünya haritasından silinirken, Yugoslavya ismi tarihe gömülürken ülkenin başında Sosyal demokratlarla, sözde milliyetçilerin kurduğu bir koalisyon vardı. Batı güdümlü ayrılıkçıları siyaset yapmaya çağıran ise Demokrat Parti isimli partiydi.

Kaynak : http://genclikcephesi.blogspot.com/

Son Yazılar

Cloudy

20°C

Istanbul