PİERRE LOTİ'nin Diplomatik Rolü:

Sultan Abdülhamid tahtan indikten sonra Trablusgarb Savaşı patlak vermiş, daha sonra Balkan Savaşı başlamış ve Türkiye paylaşılmak istenen ve Avrupa'dan dışlanmak istenen bir ülke durumuna düşmüştür. Avrupa'da müttefiki kalmamış denecek bir durumdadır. Dostluklar unutulmuşa benzer. Halit Ziya, Reşit Saffet, Hamdullah Suphi, Fransa'ya dostluk elçileri olarak gitmişler fakat umulanı bulamamışlardır.


1910 yıllarına kadar Loti, Türkiye'yi seven O'na aşık olan, Türkler gibi yaşamak isteyen romantik yazar olarak tanınıyordu. 1911'de İtalyan'ların Trablusgarb'ı 1913'te Balkan Ülkelerinin Trakya'yı işgale kalkmaları Loti'yi bir anda kendi içine dönük sessiz, sakin bir yazar olmaktan çıkarıp, sevdiği milleti ve vatanı savunmaya yöneltir. Türklerin çıkmayan sesini Avrupa'ya duyurmaya başlar. Kalemiyle Avrupa'ya savaş açmıştır. Fakat Loti'de görmüştü ki Avrupalı basın Türkiye ile ilgili yazıları yayınlamıyordu. Ara sıra da bazı gazetelerde çıkan yazılardan sonra Loti çeşitli hakaretlere maruz kalıyordu.

Loti’nin Türk davasını savunmaya başladığı dönemi Reşit Saffet Atabinen yaşamının militan dönemi olarak yorumlamaktadır. Loti'nin Türkçülüğü (Turcophile) ikiye ayrılır. 1914 öncesi ve sonrası veya savaş öncesi ve sonrası devreler diye.

Loti'nin Türkiyede geçirdiği yaşantı iki devrede incelenebilir: 1.Devre 1876-1908 Loti'nin yazarlık dönemi. Bu devrede tüm romanlarını yazmış, Türkiye'yi 2. bir vatan olarak görmüş, Sultan II. Abdülhamit'in saltanatını sürdüğü devirdir.

2. Devre Loti'nin Diplomat ve Asker olduğu devredir. Yani Abdülhamit'in tahttan indirildiği ve Türkiye'nin de savaşların içinde bulunduğu bir dönemdir. Diyebiliriz ki, Loti Türkiye ile ilgili gelişmelere göre hareket ediyordu. 30 yıl boyunca Türkiye'de olağanüstü ve egzotik bir hayat yaşayan Loti, zor günlerinde sevdiği Türkleri unutmamış ve onlara destek olmuştur, onların Avrupa'da sözcülüğünü yapmıştır.

Edebiyat açısından da bu iki devre şöyle özetlenebilir: 1. Devre Yazarlığın doruk noktasına ulaştığı, edebi eserlerini romanlarını yazdığı dönem. 2. Devre ise, yazarlıktan ziyade siyasi askerlik, diplomatik yönünün ortaya çıktığı ve tarihi gerçeklerle ilgilenen bir belgeselci Pierre Loti dönemidir.

Bu iki devreyi bir cümle ile şöyle özetleyebiliriz: Romantizmden Realizme geçiş.


Balkan Savaşı esnasında Loti, Türkiye'den dostlar kazanırken, Fransa'dan düşmanlar kazanır. Buna rağmen J. Jaures ve Figaro direktörü Calmette Loti’yi Türk tezi için desteklediklerini bildirirler. Türkiye'yi savunmaya cesaret edebilen tek sestir, Loti, 1913 de.

Loti Türklerin I. Dünya Savaşma girmesine karşı olduğu için, Talat ve Enver Paşalara çeşitli müracaatları olmuş fakat sonuçsuz kalmıştır. Poincare ile o zamanki Türk Hükümetleri arasında çeşitli arabuluculuk girişimleri olmuş fakat hepsi sonuçsuz kalmıştır. Loti 1908, Meşrutiyet rejimine karşı olmuştur.

La TurQuie Agonisante (Çan çekişen Türkiye), Balkan Savaşını, Türklere yapılan zulmü anlatan birer tarihi belge niteliğini taşımaktadır. Loti Edirne'nin kurtuluşundan sonra Trakya'ya giderek Bulgarların yaptığı mezalimi yerinde görmüş ve bunları çeşitli basın organlarıyla yayınlayarak dünyaya duyurmuştur. Loti'nin son beş kitabı sanki bir Türk Milliyetçisinin kaleminden çıkmış gibiydi: Türkiye'nin Ermeni, Rum ve Bulgarlar tarafından istilasını barbarlık olarak nitelemiştir. Türkiye'nin, Rusların Avrupayı istila etmesinde, çok önemli bir engel olacağını bu nedenle Avrupalı'nın Türkleri savunması gerektiğini söylemiştir.

I.Dünya Savaşı başladığında Türkiye ve Fransa'nın karşı saflarda savaşa katılması sırasında Pierre Loti iki ülke arasında arabuluculuk, diplomatik ilişki kurmak için çalışmış fakat bu gerçekleşmemiştir. 1918 yılında "Les Massacres d'Armenie" (Ermeni Katliamı) makalesini yayınlayarak Avrupa'da lehimize bir ses çıkmış oluyordu.

1919 yılında ise Loti Le Figaro gazetesinde "Les Alliesqu'il nous faudrait" Bize lazım olan müttefikler makalesini yayınlar. Bir savaşın kötü ve kanlı sonuçlarını anlatıyordu. Türklere yapılan baskı ve zulümleri, katliamları belgeleyen cesaretle yazılmış bir eserdi bu. Bugün ise tarihi bir belge olarak kullanılabilecek bir eser.


Supremes Visions d'Orient: Balkan Savaşında Bulgarların Edirne’yi işgali konu edilmektedir. Bu kitapta Avrupalılara açık mektuplar yazarak Türkleri ve Türkiye'yi savunmaktadır. Pierre Loti son sözünde, Türkiye'ye yapılan baskı ve haksızlıklar karşısında kendisinin hastalandığını ve ölümününde bu yüzden olacağını belirtmektedir. Sevres anlaşmasını büyük bir isyanla karşılayarak, bunu Türk milletine yapılmış bir büyük haksızlık olarak nitelemiştir. Loti'nin eserleri Türkler için milliyetçilik duyguları içinde yazılmış eserlerdir. Böylece Loti'nin Türkiye'yi ikinci vatanı olarak nitelendirmesininde samimiyete dayandığını göstermektedir. Pierre Loti Türklerin acılarını en iyi paylaşan bir Avrupalıydı. Pierre Loti'nin son eserinde yazdıkları Türkler hakkında hayatı boyunca söylediklerinin samimiyetini çok güzel ifade etmektedir: "Doğuda uzun süre yaşadım, her çeşit sosyal sınıfın içine girdim ve kardeşleşmiş değişik ırktan müteşekkil bir bütün halk içinde sadece Türklerin sağlam bir dürüstlük, incelik, tolerans ve tatlı bir yiğitliğe sahip olduklarına gerçekten emin oldum". Bu sözler onun hakikaten bir dost ve yiğit, unutulmaz bir dost olduğunu belgelemektedir. Türklerde bu gerçek dostu Pierre Loti'yi bugün olduğu gibi, her zaman minnetle anacaklardır.

Kaynak


Son Yazılar

SP_WEATHER_HEAVY_RAIN

20°C

Istanbul