ufuk soylemez3

Bugün kamunun varlığına yarın özel sektörün malına!

İktidar panikte, “Tarzan” zor durumda.

Çünkü geçmişteki referandumlara hiç de benzemeyen bir rüzgâr esiyor, güçlü bir HAYIR dalgası geliyor dipten.

İşte bu referandum korkusu ile milleti, ‘yandaş müteahhitlerin’ yaptığına benzer yöntemlerle, akıllarınca kandıracaklarını sanıyorlar. 3 ay için beyaz eşya ve mobilyada ÖTV-KDV indirimleri ilan ediyorlar.

Yani referandum kampanyası süresince “indiririm” Nisan ayı sonunda ise “bindiririm” demeye getiriyorlar.

Hiç sıkılmadan, milletin aklıyla adeta alay ediyorlar.

Tam bu sırada, yangından mal kaçırır gibi bir de “Varlık Fonu” adı altında, Cumhuriyet ile yaşıt köklü kurumları, bankaları ve müesseseleri tek elde toplayarak, “Danışmanların” yönetimine veriyorlar. Yani TBMM KİT Komisyonu’nun, Sayıştay’ın, BDDK’ın ve Devlet Denetleme Kurumu’nun denetim ve gözetimden kaçıracak bir yöntemle Başbakanlığın inisiyatifine devrediyorlar.

Ülkenin ekonomik krizin eşiğine sürüklendiği, piyasaların durduğu, kredilerin donduğu, enflasyon ve işsizliğin çift haneye çıktığı, toplam dış borçların 420 milyar dolara yükseldiği, büyümenin tıkandığı, kredi notunun düşürüldüğü, böyle hassas bir ortamda yapılana Varlık Fonu değil adeta “Şaşkınlık” Fonu adı verilebilir.

Bir kere gırtlağına kadar borçlu, milyarlarca dolar cari açık veren, dolarizasyonun hakim olduğu ekonomide bir Varlık Fonu kurulması trajikomik bir girişimdir. Varlık Fonu, adı üstünde artı değerin, birikimin, fazla olan gelirin varsa, cari işlemler fazlası veriyorsanız, büyük petrol-doğal gaz, maden, altın, bakır vb rezervlerine tekelden sahipseniz anlamı olan bir iştir.

YİNE DÜYUNU UMUMİYE Mİ?

Ulusal Varlık Fonları (Soverign Wealth Funds), döviz rezervleri yüksek olan cari işlemler fazlası veren ülkelerin bu birikimlerini değerlendirmek amacıyla oluşturulurlar. Türkçe tam karşılığı olmasa da, Bağımsız Varlık Fonları, Ulusal Yatırım Fonları, Devlet Refah Fonları vb. olarak da isimlendirilmektedir.

Varlık fonu kurulabilmesinin ilk ve en önemli koşulu “ekstra” bir varlığınızın, döviz rezervinizin ve/veya büyük yer altı zenginliğinizin mevcudiyetidir.

Dünyada, en büyük Ulusal Varlık Fonları, petrol, doğal gaz ve maden zengini Ortadoğu ve Arap ülkeleri ile Norveç, Finlandiya, Çin gibi döviz rezervi fazlası bulunan ülkelere aittir.

Milli bütçe içindeki kurum ve kuruluşların bütçe dışına çıkarılarak, ülkenin 100 yıllık birikimi olan banka, işletme ve sanayi kuruluşlarını ve/veya birikimlerini veya bunların hisselerini rehin edecek, gelirlerini satacak, menkul kıymetleştirecek, haraç-mezat bir biçimde gerçek bir kontrol ve denetimden uzaklaştıracak, böyle bir keyfilik, potansiyel yolsuzluğa ve büyük şaibe iddialarına kapı aralar.

Sonra, Osmanlı hayranları bir de bakarlar ki, Türkiye Cumhuriyetini yeni bir “Düyunu Umumiye” sürüklemişler.

Bu dev kurumlar ve kuruluşlar, kamuoyunda “acemiler mangası” niteliğinde görülen “birkaç danışmanın” yönetimine ve inisiyatifine terk edilemez. Benzeri tek bir kurum ve kuruluş bile yönetmemiş, deneyim, bilgi ve birikimleri sınırlı birkaç “her dönemin” akademisyenini de katsanız olacak iş değildir.

Tam bir yetki, yönetim ve idare kaosuna yol açılır.

HAVUZ HESABI İLE ALAKASI YOK!

Siz, yüksek cari açık ve ağır borç yükü altındayken, yetersiz döviz rezervlerinizle bunu yapmaya kalkışırsanız, buna sadece yandaş müteahhitler sevinir.

Hani o meşhur, mücahitlikten müteahhitliğe “yatay geçiş” yapan havuz müteahhitleri.

Kaldı ki, Türkiye Cumhuriyeti ile yaşıt olan, ülkenin bütün kamusal sermayeli kurum ve kuruluşlarını “aynı sepete” koymak esasında yeni bir şey icat etmek anlamına da gelmez. Ha Türk Hazinesi borçlanmak için bono çıkarmış, ha Özelleştirme İdaresi kamu paylarını rehin etmiş, devretmiş veya satmış, ha Varlık Fonu bunları yapmış. Dış dünya için önemli olan ülke riskidir. Kimi kandırıyorsunuz? Türkiye’nin varlığının tamamını, hisse senedine çevirip para için rehin mi edeceksiniz?

Bir şey daha, DYP-RP Koalisyonu hükümeti zamanında kurulan “Havuz hesabı” ile bugün yapılanların hiçbir alakası yoktur. Bu konuda bilgi sahibi olmayanların yaptıkları benzetmeler de yersizdir.

Çünkü havuz hesabı, borçlu KİT’lerin piyasadan fahiş fiyatla borçlandırılmasının önüne geçebilmek amacıyla, nakit fazlası olan KİT’lerin parasının uygun koşullarda kullanılabilmesi için düşünülmüş bir “nakit” kolaylığı ve finansman “maliyetlerini” azaltma girişimidir.

Tabii ki uygulamada birçok zorluğu ve sakıncası görüldüğü için de sürdürülememiştir.

Bununla, Varlık Fonu adı altında yapılanlar, arasında hiçbir benzerlik yoktur.

Bu yapılan, “Özelleştirme İdaresini ve ihalelerini” dahi by-pass eden ve devre dışı bırakan, kuralsız-denetimsiz bir iştir.

Adeta yangından mal kaçırırcasına referandum paniği ile alınmış şaşkın ve hatalı bir karardır.

Neyse ki, referandumdan “Hayır” çıktığı takdirde tüm keyfiliklerin, usulsüzlük ve yolsuzlukların ve peşkeşlerin hesabının ağır biçimde ve elbette hukuk kuralları çerçevesinde sorulabilmesinin de önü açılacaktır.

İşte o zaman bazı kifayetsiz-muhterislerin elinde bugün perişan olan ekonomiye de ulusal çıkarlar çerçevesinde gerekli müdahaleler yapılabilecek ve çözümler hayata geçirilebilecektir. Son olarak; CHP Genel Başkanı Sn. K. Kılıçdaroğlu geçen gün son derecede önemli bir uyarı yaptı. “...bugün bunları yapanlar, yarın bu yetkilerle keyfi ve siyasi olarak, özel sektörün ve medya sahiplerinin mal ve işletmelerine el koyabilirler, bu Anayasa değişikliği ile önlerinde artık bir engel kalmıyor...” mealinde konuştu.

Sn. K. Kılıçdaroğlu’nun bu öngörüsü hiç de uzak ihtimal değil bence.

Bugün kamu varlıklarını” yağmalamanın” önünü açanlar, yarın yandaş olmayan “özel sektöre” neler yapmazlar ki?

Ufuk SÖYLEMEZ - 07 Şubat 2017 - Aydınlık

Son Yazılar

Sunny

36°C

Istanbul