ugur civelek3

Gerçeklerle inatlaşmanın bedeli, çok ağır olabilir!

Merkez Bankamız tarafından açıklanan verilere göre, Türkiye ekonomisi Ağustos ve Eylül ayında çok küçük de olsa cari fazla vermiş!

Bu rakamlar büyüme potansiyelini tümüyle tükettiğimizi ve ciddi bir kriz yaşamaya başladığımızı düşündürüyor! Fakat bazı kesimler ise hem yapısal reform diye tutturuyor, hem de ağlanacak halimizi başarı gibi göstererek kısa vadede beklentilerin daha da olumsuzlaşmasını engellemeye çabalıyor! Siyasi iradenin asgari ücret konusundaki tavsiye kararını, bu durum ve mevcut dış koşulları dikkate alarak irdelemek önem kazanıyor.

Amacımız cari açığı veya dış koşulları değil, asgari ücretteki 2016 yılı başından itibaren geçerli olacak tavsiye kararını tartışmak. Fakat içinde bulunduğumuz koşulların dayattığı hassasiyet ve kırılganlıkları dikkate almayan bu yönlendirmeyi sorgulamamız gerekiyor. Gelir ve servet dağılımının biraz olsun düzelmesi için yapılacak her çabayı, kalıcı olabilecek şekilde ortalama yaşam standardının yükseltilmesini memnuniyetle karşılarız; fakat insanlarımızın yanlış yönlendirilmesini ve aldatılmasını da hiç istemeyiz.

ASGARİ ÜCRETTEN ENDİŞELİYİM!

Eğer büyüme konusundaki yapısal sorunlarımız çözüldüğü için cari açık küçülüyor ve başta üreten kesimler olmak üzere iş dünyamızın rekabet gücünün yükselmesine bağlı olarak faaliyet gelirleri yeni rekorlara koşuyor olsaydı, asgari ücret konusundaki tavsiyeyi alkışlardık. Fakat genel durumumuz bunun tam aksi yönünde bir görünüm sergilediği için kırılganlığımızın iyice artmasından endişe ediyoruz!

Gerek olumsuzlaşan küresel ve bölgesel koşullar ve gerekse bunların içerideki yansımaları ve dış politika sebebi ile yaşanan fiili durumlar, iş dünyasını çok yoruyor. Rekabet koşullarındaki olumsuzlaşmaya bağlı olarak faaliyet gelirleri eriyor, bilançolar taşınan riskler nedeniyle yıpranıyor, farklılaşan maliyetleri piyasa fiyatlarının altında tutmak giderek zorlaşıyor. Bu tablo, işletmeler kadar çalışanları ve ülke ekonomisini de yıpratıyor. Sandıktan çıkan siyasi iradenin, seçmene verdiği hesapsız sözleri tutmak adına ben yaptım oldu diyerek harekete geçmesi kırılganlığı arttırıyor. İşletme ile çalışanlar arasındaki ilişkilerin bozulması, işsizliğin ve kayıtdışılığın artması, makroekonomik görünüme ilişkin beklentilerin daha da kötüleşmesi olasılıkları güçleniyor.

Belli ki yapıcı olabilmek ve toplumsal memnuniyeti artırmak için iyi niyetli olmak yetmiyor! İsterseniz geride bıraktığımız son yirmi beş seneye bir bakın ve araştırın: Cari açığın küçüldüğü dönemlerde makro görünüm ve beklentiler ne yönde değişmiş? Reel ücretlerde ne tür eğilimler yaşanmış veya kalıcı bir yükseliş yaşanabilmiş mi? Cari açığın gerilediği dönemlerde kamu kesimi ve mali sektörde ne tür gelişmeler yaşanmış? Siyasi iradenin sarsıcı eğilimler ile inatlaşmasının sonuçları neleri getirmiş veya götürmüş?

FATURA, DÜŞÜK GELİRLİLERE ÇIKARILACAK!

Cari açığın gerilediği dönemler hep kriz sonrasına, güven bunalımının derinleştiği dönemlere isabet ediyor. Gelir ve servet dağılımı hep bozulmuş; yaşananların faturası bir şekilde orta ve düşük gelir gruplarına çıkmış, yaşam standartları gerilemiş. Kamu kesimi ve mali sektörün dengesi bozulmuş, paranın devir hızı istikrarsız bir şekilde gerilemiş ve borç alacak zincirinde kırılmalar yaşanmış. 1991 yılındaki birinci Körfez krizi, 1994 krizi, Asya ve Rusya krizlerinin içeriye yansımaları, 2001 senesindeki kriz ve 2008’deki küresel kriz sonralarında hep benzer eğilimler tekrarlanmış! Akıntıya kürek çekmek, başta siyasiler ve seçmenler olmak üzere her kesimi yıpratmış!

Gelişmeler, iş dünyasının ya çok yıpranacağını ya da bu durumdan kaçınmak isteyenlerin radikal kararlar almak zorunda kalabileceğini düşündürüyor! Küresel koşullardaki olumluluğa olan yüksek düzeyli bağımlılık azaltılmadan ve geleceğe yönelik sağlam temeller atılmadan, ben yaptım oldu anlayışı ile uygulamaya girecek tasarımların sorunları iyice ağırlaştırabileceğini hesaba katmak gerekiyor!

Uğur CİVELEK  - 14 Kasım 2015 - Aydınlık

Son Yazılar

Sunny

36°C

Istanbul