1kasim sonrasi ekonomi bartu soral2

1 Kasım seçimlerinden sonra ekonomi ne olacak?

1 Kasım seçimleri geride kaldı. AKP tek başına iktidar oldu. Seçim sonuçları çok tartışılıyor.

Ekonomide bir rahatlama oluştu gibi göründü ama uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları hemen uyarılara başladı. ABD de seçim sonuçlarını tebrik ederken “çok tedirginiz” açıklaması yaptı. Bütün bu konuları uzman bir isimle, BM eski Kalkınma Programı Müdürü, ekonomist Bartu Soral ile konuştuk.

Şenol ÇARIK >>> Seçimler sürpriz oldu mu? Yurt dışında bu sonuç bekleniyor muydu? Özellikle muhalefet partilerine yoğun eleştiriler var. Ne diyorsunuz?

Bartu SORAL >>> Halk 7 Haziran sonrası muhalefet partilerinin sergilediği beceriksizliği, iş bilmezliği, yeteneksizliği cezalandırdı. Ana muhalefet CHP, 7 Haziran seçimleri sonrası AKP ile koalisyon kurmak için adeta yalvardı. Ne yolsuzluklar, ne ‘Kaçaksaray’, ne açılım sürecinde PKK’nın metropolleri bombalarla doldurması, ne özelleştirmeler, ne memur, emekli hakları. Bunların hepsi bir kenara bırakıldı; konuşulmadı bile. Hiç bir ilke, şart ortaya konmadan “aman biz koalisyon olalım” diye adeta yalvarıldı. Varsa yoksa bakanlık koltukları.

Fikri Sağlar 17-25 Aralık ile ilgili meclise araştırma önergesi vermek istedi, ama Genel Başkan Kılıçdaroğlu onu bile engelledi. Düşünün, hükümet kurma süresince 35 gün boyunca CHP heyeti kendisine koalisyon bile teklif edilmediği halde AKP’nin karşısında oturdu. Böylece AKP’ye yeni bir seçim yapmak için uygun koşulları sağlamış oldu. Vatandaş da “Madem, senin bir farkın yok, madem AKP’yi bu kadar iktidara getirmeye meraklısın, sen aradan çekil ben o işi yaparım” dedi.

BU MUDUR MİLLİYETÇİLİK, BU MUDUR VATAN SEVGİSİ!

Şenol ÇARIK >>> Peki diğer muhalefet partilerinin hiç mi hatası yok, mesela MHP?

Bartu SORAL >>> Olmaz olur mu? Seçim sonuçlarına bakın hata ortaya çıkar. Devlet Bahçeli AKP için “Türkiye’nin beka sorunu” diyordu. Vatandaş 7 Haziran’da; “al, sana sorunu defetmen için fırsat veriyorum” dedi. Pekala bir yıl süreli, restorasyon amaçlı CHP-MHP koalisyon hükümeti kurulur, HDP dışarıdan destek verirdi. AKP’nin bakanlıklardaki, ihalelerdeki bütün yolsuzlukları, usulsüzlükleri ortaya çıkarılır, havuz medyasına para koyan iş adamları yargıya yollanır, kaçak saraydaki bütün rezillikler deşifre edilirdi. Dış politika, emniyet ve MİT’teki kadrolaşma toparlanırdı. Zaten diz çökmüş olan AKP Türkiye siyasetinden silinirdi. Bundan sonra HDP’nin PKK ile olan ilişkisine bakılır, yasal gereklik yerine getirilirdi. Siyaset bir güç dengesidir. Tek başına iktidar olamıyorsan önce en büyük tehlikeyi bertaraf etmek üzere ittifak kurabilirsin. Devlet bey kendi partisinde genel başkanlık söz konusu oldu mu bunu pek iyi beceriyor. Bakın Engin Alan, Meral Akşener, Sinan Oğan gibi kapasitesi yüksek, partiyi ileri taşıyacak liderlik vasfı taşıyan isimleri nasıl partiden uzaklaştırdı. Bu mudur milliyetçilik, bu mudur vatan sevgisi?

Durum çok açık. Mevcut liderler ve mevcut siyasetle, Recep Tayyip Erdoğan ömrünün sonuna kadar bu ülkeyi bildiği gibi yönetmeye devam eder. Ancak şunu belirteyim, mevcut yapı değişecek. Bu ülke bize hediye edilmedi, savaşla, büyük kahramanlıklarla kazanıldı. Bizim tarihimiz binlerce yıla, pek çok başarıya ve yeniden kurmaya dayanıyor. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti üç dört kişinin beceriksizliğine teslim olmayacak. Ya bu iki lider gidecek ve muhalefet partileri canlanacak veya yurtseverler yeni bir partide buluşup, Recep Tayyip Erdoğan’ı sandığa gömecek. Bunu da göreceksiniz.

Şenol ÇARIK >>> Yaklaşan krizden söz ediliyor sürekli. Ekonomide neler bekliyor bizi?

Bartu SORAL >>> Uluslararası ekonomi kuruluşları Türkiye’de risklerinin aşırı yükseldiği konusunda uyarıyorlar. Kriz beklentisi en üst seviyede. Haklılar da. Son 12 yılda aşırı borçlanan, yüksek cari açık veren, kaynakları verimsiz yatırımlara ayıran bir ülkeyiz. Ekonomi öyle bir duruma geldi ki sıfır büyüsek yüzde 5 oranında cari açık veriyoruz. Böyle devam edemeyeceğimiz ortada.

Şenol ÇARIK >>> Hayal mi kuruyoruz, mümkün mü?

Bartu SORAL >>> Türkiye’nin bu gidişi tam tersine çevirebilecek potansiyeli var. Konjonktür de bunu destekliyor. 1930’da başlayan büyük buhran süresince genç Türkiye Cumhuriyeti büyük bir yatırım, üretim atağı başlatmış ve başarılı da olmuştu. O günün şartları ekonomik açıdan daha zordu, bugün daha kolay. Kimse moralini bozmasın, Türkiye bu noktadan kurtulup, 15 yıl içinde gelişmekte olan ülkeler içinde en başarılı durumuna gelebilir.

Şenol ÇARIK >>> Mevcut sistemle olmaz mı?

Bartu SORAL >>> Önce şunu saptayalım; sıcak paraya dayalı, cari açık üreten, eski teknoloji kullanan bu ekonomik sistemle hiç bir yere varmayız. Banka kredileriyle, borçlanma ile sürdürülen ticari faaliyetlerden kar etme döneminin sonuna geldik. Mevcut sistem gençlerimize hak ettikleri iş olanaklarını yaratamıyor, küresel rekabete girebilecekleri eğitimi vermiyor. Emeklilerin, memurların, işçilerin alım gücü her geçen yıl düştü. Düşmeye de devam eder. Seçim vaatleri iyi niyetli. Ama mevcut ekonomik sistemle devam ettiğimiz takdirde ne olursa olsun bunları gerçekleştiremeyiz. Yeni bir kalkınma modeline geçmek zorundayız.

İHALELERDEN ALINAN KOMİSYONLAR, RÜŞVETLER BİRİNCİ KAYNAKTIR!

Şenol ÇARIK >>> Peki, kaynak nerede?

Bartu SORAL >>> Herkesin ağzında bir kaynaktır gidiyor. Ben size kaynağı söyleyeyim; ihalelerden alınan komisyonlar, rüşvetler, yolsuzluklar birinci kaynaktır. Son 13 yıllık iktidarda büyük bir ihale havuzu oluştu. Özel sektör dışarıdan borç alıp, duble yol, metro, baraj, köprü yapıyor. Bunun yüzde 10’u hükümet yetkililerine gidiyor. Bu yolsuzluğu kesersin, al sana ilk kaynak. Kamuda büyük bir israf var, araba, bina vs. Bunu durdurursun, al sana ikinci kaynak. Türkiye’nin harcamaları kamu-özel hep inşaat yapmaya, bina yapmaya kullanılıyor, bunu da sınırlarsın; al sana üçüncü kaynak. Bu saydıklarım namuslu bir hükümetin sadece yurt içinden yaratacağı kaynak. Bir de işin uluslararası finansman kısmı var. Dünya’da likidite bolluğu var. Uluslararası fonlar proje finansmanı, yatırım finansmanı konusunda istekli. Bakın, sıcak paradan, borsadan bahsetmiyorum. Uzun vadeli proje kredilerinden, yatırım kredilerinden bahsediyorum. Devlet destekli projeler, yatırımlar için yurt dışından, hem de ucuz faiz ile rahatlıkla fon bulabiliriz.

Şenol ÇARIK >>> Tabloyu ortaya koydunuz. Sizce ne yapmamız lazım?

Bartu SORAL >>> Teknoloji geliştirmeliyiz. Bunun pratikteki yolu belli, gelişmiş Avrupa ve ABD’nin yaptığı gibi önce savunma sanayiini geliştireceğiz. Kendi gemimizi, uçağımızı, tankımızı üretebilecek, bunların yazılımlarını hazırlayabilecek teknolojiyi ortaya koyacağız. Bu konuda önemli kazanımlarımız var. Sadece Havelsan, Aselsan değil, teknokentlerde çok başarılı yazılım firmalarımız var. Önemli buluşları var ama destek görmüyorlar. TÜBİTAK, teknokentler, üniversiteler kamu finansmanı ve koordinasyonunda, temel projeler için bir araya gelecek. Buradan üretilen teknolojiyi sanayi zaten satın alıyor. Sanayi bu derece yüksek teknolojiyi üretemez ama hazır olanı satın alır.

Kamu özel sektör ile beraber bir ana strateji belirleyecek. Şu anda bir yol haritamız yok. 2023’de hangi sektörlerde güçleneceğiz, hangi sektörlerde küresel rekabete gireceğiz? Komşularımıza hangi ürünleri satacağız? Bunların yol haritası ortaya çıkacak. Şimdi kamuoyu bankaları, özel sektörü, TÜSİAD’ı eleştiriyor ancak özel girişim mevcut yapıya uygun davranır, akıntıya kürek çekmez. Mevcut yapıyı teknoloji üretimine, üst düzey teknoloji yatırımlarına, küresel rekabete çevirirsen, o da ona uyum sağlar.

Savunma sanayiinde üst düzey silahları üretebilen bir ülkenin güçlü, bağımsız bir ordusu olması, bu ordunun dış politikada yaratacağı avantajlar ve caydırıcılık ortada. Bundan öte, üretilen yüksek teknoloji, yerli sanayi tarafından kullanılacak ve en önemli sorunumuz olan dış açıklarımız fazlaya dönecektir. Bugünün vizyonu yerli otomobil üretmek değil, yerli uzay üssünü kurmaktır. Türkiye genetik biliminde dünyanın en iyilerinden birisi olmak için yatırımlarını planlayacak ki arada yerli ama uluslararası rekabete girebilen ilaç markasını yaratabilsin.

Enerji konusunu çözmek zorundayız. Petrolümüz yok, doğalgazımız yok. Buna karşılık her geçen yıl enerji üretimimizi daha çok doğalgaza bağladık. Şimdi esir durumdayız. Elektrik maliyeti çok yüksek. Elektrik ve enerji üretimini mutlaka çeşitlendireceğiz. Rüzgar, güneş, su ve nükleer. Aksi takdirde fiyatı dolarla belirlenen doğalgaz ve petrole dayalı bir elektrik üretimi ile küresel rekabete girebilecek bir sanayi yaratamayız.

Tarım ve hayvancılıkta dev potansiyelimiz var, cüce gibi davranıyoruz! Ortadoğu ile Avrupa’nın tam ortasındayız. Dünya nüfusu hızla büyüyor. Buradan Avrupa’yı da, Ortadoğu’yu da besleyebiliriz. Hollanda örneğine bakın. Uzaydan gelmediler ya. Tarımsal alanı açısından bizim yedide birimiz, ihracatları bizimkinin beş misli. İşin sırrı; verimli üretim modeli, teknoloji kullanımı, kooperatifleşme, uluslararası pazarlama ve piyasa denetiminde yatıyor. Bizim de bu alanda hem bilgimiz, hem tecrübemiz var. Ama bunları planlayıp, faaliyete sokabilecek bir hükümetimiz yok.

Söyleşi : Şenol ÇARIK - 04 Kasım 2015 - Odatv

Son Yazılar

Sunny

36°C

Istanbul