ugur civelek3

Bağımlılıklar ve krizler!

Yaklaşık 4 yıldır küresel koşullar kademeli olarak olumsuzlaşıyor.

Tam aksi yöndeki eğilimlere aşırıya kaçan oranda bağımlılaşan, Türkiye benzeri ekonomiler ise kaçınılmaz olarak kırılganlaşıyor. Döviz kurları ve risk primleri yükseliyor, beklentiler hızla bozuluyor. Bu durum karşısında, kimileri erkekliğin onda dokuzunu yapmaya çalışarak kaçmaya ve risklerini azaltmaya çalışıyor; kimileri ise çaresiz bir şekilde söylenerek, koşulların kendisine uymasını bekleme gafletinden kurtulamıyor.

Bu aşamada sormak gerekiyor! Küresel koşulların olumluya dönüşmesi ve uzunca bir süre öyle devam etmesi olasılığı var mı? Eğer yok ise koşulların kendisine uymasını bekleyenlerin durumu ne olacak?

TÜKENME SÜRECİ...

Ne yazık ki, küresel koşulların orta vadede kalıcı olabilecek şekilde olumluya dönüşmesi olasılığı sıfıra yakın. Fakat risk taşıyan ve yozlaşmış sistem yanlısı birilerinin, başkalarını aldatarak kendilerini kurtarmak adına tam aksi söylemlerle kafaları bulandırmaya çalışacağından şüphemiz yok. Çaresiz bir şekilde koşulların kendisine uymasını bekleyenler için fazlaca bir umut bulunmuyor; ya yaşayacakları yıkıcı krizlerden ders alarak akıllanacak ve bağımlılıklardan kurtulacaklar ya da bu açmazın kurbanı olacak ve tarihin çöp sepetini boylayacaklar.

Ekonomik durumumuz, madde bağımlılarınınkini anımsatıyor; hayalle gerçeğin karıştırılması kaçınılmaz olabiliyor! Bağımlılar için yarın yoktur, hayvanlar gibi sadece anı yaşarlar ve insanca yaşamın olmaz ise olmaz niteliğindeki temel değerleri tüketilmiştir; güç peşinde koşanlar için kullanışlı aptal olmak dışında bir değerleri yoktur. Sonuçları açısından, herhangi birinin uyuşturucu müptelalığı ile ülkemizin net yabancı sermaye girişine olan bağımlılığı arasında önemli bir fark yoktur; her ikisi de bir çeşit tükenme sürecidir.

Bağımlı olunan ihtiyaçlar karşılanamadığı zaman kriz kaçınılmaz olur. Düşük kur ve düşük faiz de, bugün aşırı kırılgan olarak bilinen ekonomiler açısından, artık karşılanamayan hayati bağımlılıklardır. Bu aşamada yine sormak gerekiyor: Yaklaşık 4 yıldır bu olumsuzluklardan ve yarattığı sorunlardan kurtulmak için ne yaptık? Meclis’te temsil edilen siyasi partiler bu konuda ne yapıyor veya ne düşünüyor?

AKIL BAŞTA OLMAYINCA...

2011 yılındaki Arap Baharı sonrasında, algılar değişti; gelişen ekonomilerin yozlaşarak yıpranmış küresel düzenin lokomotifi olamayacağı netleşti. Önce altın fiyatları üzerinden, gelişen ekonomilerin tanışacağı krizlerin fiyatlanması gündeme geldi. Sonra ABD para otoritesi 2013 senesinin Mayıs’ında, düşük kur ve düşük faiz döneminin sona ermeye başlayacağını ilan etti. Ülkemizi yönlendiren etkili ve yetkili kesimler ise, bir şeyler yapıyormuş gibi görünerek bağımlılıklardan kurtulmaya çalışmadı; insanlarımızı bu doğrultuda seferber etmekten, farklı ve anlamsız sebeplerle kaçındı. Ya jeopolitik risklerde macera arandı ve açılım peşinde koşuldu, ya da küçülmesi muhtemel olan küresel pazarda büyüyerek çözüm üretme masalları ile göz boyandı ve kıtlaşan kaynakların israfından vazgeçilmedi.

Yeterince tedbirli olunamadığı için, bu yıl saçmalama ve birbirlerini suçlama dönemine geçildi. Güven ve itibar kaybı hızlandı. Döviz kuru ve faizler arttıkça, yükselen tepkisellik istikrarsızlığı besledi; yapılan seçimler bu derdin ilacı olamadı. Çok bilenler çok şaştılar, şaşakaldılar! Bir bakan krizden bahsedenlere beddua ederken, bir bankacı kredi notu konusunun milli bir mesele olduğunu öne sürdü! İçerideki uzlaşı arayışları veya kavgaları, sorunları çözemedi ve bağımlılıkları azaltmadı. Küresel koşullar bozulmaya, riskten kaçınma eğilimi ise güçlenmeye devam etti.

Maalesef aklımız başımızda değil ve bu gerçeği ifşa edenlerden de galiba hoşlanmıyoruz! Olduğumuz gibi görünemiyor ve birbirimizi aldatma yarışından vazgeçemiyoruz! Ne diyelim, binmişiz bir alamete ve gidiyoruz kıyamete!

Uğur CİVELEK - 29 Ağustos 2015 - Aydınlık

Son Yazılar