ugur civelek

Uyarı çok ama sistem içi çözüm de yok!

Yaklaşık dört yıldır riskten kaçınma eğilimi dalgalı bir şekilde güçleniyor, beklentilerin bozulması ve gelişmelerin kontrolden çıkması önlenemiyor.

Bu durum, gücünü mevcut düzen ve finansal akımları yönlendirebilmekten alanları çok rahatsız ediyor ve yıpratıyor! Küreselleşme denilen kuralsızlık iflas etmeye doğru koşuyor; bu yaklaşımdan nemalananlar çözülüyor ve kendi çıkarlarına hizmet edecek yeni masallar üretmeyi beceremiyor! Eski nakaratlar günün kurtarılmasına yetmeyince, herkes kendi başının çaresine bakmak zorunda kalarak yalnızlaşıyor!

Hemen yukarıda özetlemeye çalıştığımız eğilimler, küresel düzeyde gelirleri azaltarak sistemik risk algılarını yeni rekorlara taşıyor. Küresel ekonomi durgunlaştıkça faaliyet gelirleri ve buna bağlı olarak riskten kaçınma eğilimi güçlendikçe faaliyet dışı gelirler hızla eriyor. Sürdürülebilir olmayan genel tercihlerin yarattığı sorunlar kademeli olarak açığa çıkıyor ve güvensizlik büyüyor.

Küreselleşme yanlılarının hareket alanı daralıyor, yıkıcı olabilecek türden yeni bir kriz algısının belirleyici olmaya başlaması engellenemiyor. Yalnız bazı gelişen ekonomilerin değil, tüm küresel işleyişin aşırıya kaçan oranda kırılganlaşmakta olduğunu görmek gerekiyor.

Düzen koruyacak şekilde çözüm yok ama uyarı çok! Geciktirilmiş olsa da kredi derecelendirme şirketleri özellikle gelişen ekonomiler konusunda yatırımcıları uyarmaya çalışıyor! IMF, ABD Merkez Bankası ve Avrupa Komisyonu yetkililerini anlayışlı olmaya çağırıyor! Belli ki yangın bacayı sarmış ve yapılan müdahalelerin yan tesir riski umulan faydanın çok üzerine çıkmaya başlamış! Özetle söylemek gerekirse, kırılganlık daha önce görülmemiş seviyelere yükselmiş ve küresel mali düzen sırtındaki yükü taşıyamaz hale gelmiş! Belli ki zamana yaygın yumuşak iniş şansının çok az olduğunu, ani duruş ve yıkıcı panik olasılıklarının giderek güçlendiğini görüyorlar!

Küresel düzeydeki durgunlaşma eğilimi hem rekabet koşullarını olumsuzlaştırıyor, hem de faaliyet gelirlerini azaltıyor. Asıl önemlisi, küresel kriz öncesinde olduğu gibi bu kaybı faaliyet dışı gelir artışı ile telafi etmek mümkün olamıyor. Toplam gelirdeki daralma yalnız ekonomiyi değil, tüm sosyal ve siyasi dengeleri bozarak çözümsüz uzlaşmazlıklar yaratıyor. Nakit akışları bozuluyor, sorunlu kredi hacmi geometrik bir hızla artmaya başlıyor, tüketici ve yatırımcı güveni geri dönmemek üzere düşüyor; kendi kendini beslemeye başlayan durgunlaşma eğilimi, hem makroekonomik görünümü belirgin bir şekilde sarsıyor ve hem de riskten kaçınma eğilimini yükselterek faaliyet dışı gelirleri devasa zararlara dönüştürmeye başlıyor.

1997-2002 yılları arasında da, küresel ekonomi bugünküne benzer şekilde durgunlaşmıştı. Söz konusu dönem sürdürülebilir olmayan bir şekilde aşılmıştı. Başta ABD olmak üzere gelişmiş ekonomiler para politikalarını azami ölçüde gevşeterek risk alma isteğini ve küresel talebi ısrarlı bir şekilde uyarmıştı. Bir yandan menkul ve gayrimenkul değerleri balonlaştırılarak refah etkisi kamçılanmış, diğer yandan başta gelişenler olmak üzere sokakta kredi kartı dağıtılmaya başlanmıştı. Emtia fiyatlarındaki baş döndürücü yükselişe bağlı olarak, enflasyon baskılarının hızla artması ve kredi kalitesinin çökmeye başlaması şeklindeki yan tesirler söz konusu dönemin dramatik bir şekilde sonlanmasına neden olmuştu. Bugün aynı eğilimleri tekrarlayarak günün kurtarılması, katlanılabilir olmayan yan tesirler sebebi ile pek olası görünmüyor.

Göz boyayarak insanları sakinleştirmeye çalışmak dışında ekonomik olarak yapılacak fazla bir şey kalmadı. Hiçbir şeyin olduğu gibi görünmediği ve eğilimlerin sürdürülebilir olmadığı dönemlerin sonuna gelindi. Düzen yanlısı etkili ve yetkili kesimler ile geniş kesimler arasındaki çıkar çatışmaları belirginleşmeye, yeni kutuplaşmalar ve farklı düzen arayışları şekillenmeye başladı. Böyle gelmiş böyle gider anlayışında olarak günü birlik eğilimler tarafından yönlendirilenler için, zorunlu ve sancılı değişim kapıyı çalar oldu! Gelişen ülke paralarının değer kayıpları ve emtia fiyatlarının sertçe gerilemesi daha farklı bir anlam taşımıyor.

Ülkemizde olup bitenleri daha iyi anlamak ve kalıcı çözümler üretebilmek için, küresel düzeydeki eğilimleri ve perde arkasındaki olguları gerçekçi bir şekilde dikkate almak gerekiyor. Tersini yaparak insanlarımız bir süre daha aldatılabilir; fakat sorunların ve ödenecek bedellerin iyice ağırlaşması önlenemez. Bu süreçte günü kurtarmaya çalışanların oluşturacağı bir koalisyon veya erken seçim, önemsiz detaylar olmaktan öteye gidemez!

Uğur CİVELEK - 01 Ağustos 2015 - Aydınlık

Son Yazılar