Pasif Laiklik, Fatih Ürek ve Seren Serengil

Diyanet İşleri Başkanı’nın konuşmalarını hiç kaçırmam. Çoğu zaman, AKP hükümetinin açıktan söylemeye korktuğu şeyleri o dillendirir.
Diyanet’in başkanı, üç Mercedes makam arabası, üç villa lojmanı olan, lojmanlardan birinin restorasyonuna 150 milyar harcayabilen, Hac için Arabistan’a ev kiralamaya gittiğinde emlakçılardan yüzde 15 komisyon aldığı ileri sürülen, ‘derin’ ve güçlü bir muhteremdir.
Şüphesiz ki; Bardakoğlu’nun 17 Ekim Din Şurası’nda “Din kamusal hayatı kuşatmalı” diyerek verdiği “Kuşatın” talimatını, laiklik karşıtı faaliyet odakları ve tarikatlar almıştır. 
Diyanet’in ‘Kamu dairelerini kuşatın’ emri, kısa süre önce tedavüle sürülen ‘pasif laiklik’ kavramıyla direkt bağlantılıdır.
“Pasif ve Dayatmacı (assertive) Laiklik : Tarihsel Koşullar, İdeolojik Mücadele ve Dine Dair Devlet Politikaları” adlı kitapta, Türkiye, ABD ve Fransa’daki laik sistemlerin bir karşılaştırması yapılır ve Türkiye ile Fransa ‘dayatmacı’, Amerika ise ‘pasif laik’ bulunur.
ABD’nin diğer iki ülkeden farkı; ‘dinin görünürlüğüne -public visibility- hoşgörüyle yaklaşması’ olarak açıklanır.
Pasif Laiklik kitabının yazarı Ahmet Kuru, Amerika’daki çiftliğinde 50 milyar dolarlık minderin üzerinde oturan Ebu Dallama Hazretleri’nin ‘hareket’ine güzelleme mahiyetinde bir kitaba da, Hakan Yavuz’la birlikte katkıda bulunanlardandır. Ilımlı islam, medeniyetlerarası diyalog martavallarının bir neferi.
Yani, ‘pasif laiklik’ kavramını tedavüle süren de Ebu Dallama Hazretleri ve tabii onun patronları CIA-Pentagon’dur.
Diyanet’e de, AKP gibi, talimatlar direkt Amerika’dan gelir.  Terminoloji, teori ABD’de üretilir.
Bardakoğlu’nun, ısrarla, altını çizerek “Hiçbir siyasi projenin parçası değiliz” demesi ABD bağlantısını saklama gayretidir. Ebu Dallama Hazretleri tarikatı, dolayısıyla ABD ile olan ilişkilerini inkar çabasıdır.
Diyanet; tarikatların ve AKP’nin ABD projeleri olduğunun açığa çıktığının farkında, araya bir mesafe koyup kendisini ABD projelerinden soyutlamaya çalışıyor.
Bardakoğlu’nun “Kuşatın” talimatı verdiği kamuda, aslında ‘kuşatılamamış’ tek kurum kaldı; TSK.
Diyanet, TSK’yı hedefe koyarak vuruşların artırılmasını, sıklaştırılmasını istiyor. Bundan böyle TSK ile ilgili çıkacak her olumsuz haberde, Diyanet’in hiç de azımsanmayacak bir payı vardır.
Diyanet ve tarikatlar, hernekadar pasif laikliği, ‘dinin kamuda görünür kılınması’ olarak tanımlıyor iseler de, ‘laik pasiflik’ olmadan ‘pasif laikliği’ gerçekleştirip ‘dini kuşatma’yı tamamlamaları mümkün değil. Bu yüzden, Diyanet’in, geçmiş yıllarda kamuya yansıtılan takiyyeci yüzü ‘laik, Atatürkçü’ olan Başkanı devreye giriyor.  AKP “Kuşatın” dese gösterilecek tepkinin Bardakoğlu’na gösterilmeyeceği hesaplanıyor.
Kuşatma bitmedi, sürüyor. İnsan aklını ve ruhunu dinle öyle bir kuşatıyorlarlar ki; ülkede değil hayatın, intiharın psikodinamikleri bile değişiyor.
Dört kız kardeş siyah elbiseler giyip, elele ölüme gitmek,
iki ağaca iki tüfek bağlayıp tetikleri iple çekerek kendini öldürmek,
bebeğini emzirip iki çocuğuyla birlikte dereye atlamak,
hele hele kıçına soda şişesi sokup intihar etmeye kalkmak, zaten olağan bir ölüm olmayan intiharı daha da olağandışılaştırıyor.  
Türk milletinin, yaratıcı zekasını intihar yöntemlerine yansıtması, AKP eliyle yedi yıldır süren ‘çözülüş’ travmasının sonucudur. 
Kadını ve erkeği toplumsal hayata eşit düzeyde katmazsan, erkek toplumsallaşır, istekleri, ihtiyaçları ona göre belirlenirken kadını seyirci koltuğuna oturtur, ihtiyaçlarının sadece bedensel ihtiyaçlar olarak kalmasına izin verirsen, ailede-toplumda denge erkek lehine bozulursa intiharlar artar.
İntiharlar bir de toplum kendisini ağır tehlike altında hissettiği zamanlarda, savaş sırasında ve hızlı toplumsal değişim dönemlerinde artar.
Birey, kendisinden önceki ve sonraki kuşaklarla kendisini bütünleşmiş, toplumla birlik-dayanışma içinde hissetmek ihtiyacındadır.
Bu birlikte olma ve dayanışma ihtiyacını; insanları birbirinden korkutarak, birbirine düşman ederek,  ulusal tarihini,  kültürel birikimini gelecek kuşaklara gururla aktarma hakkını elinden alırsan, bireyi savunmasız, tek başına bırakmış olursun ki, dengesini kaybeder.
Toplumsal dokuyu ilmek ilmek çözüp, insanları birbirinden kopartıp, kardeşlik projesi gibi cafcaflı isimler altında aslında topluma husumet tohumları eker, ayrıştırırken,
birlikte olma-dayanışma ruhunu ortadan kaldırırken,
bireyleri savunmasız, yalnız ve ‘işe yaramıyorum’ hissiyatıyla başbaşa bırakıp, toplumsal hayattan kopartırken amaç bellidir: bireyleri tarikatların içine çekip, ‘güvenlik’, ‘aidiyet bağı kurma’ ihtiyacını din şemsiyesini altında sunmak.
Ve elbette bu takva satışını milyarlarca dolar paraya tahvil etmek.
‘İslami kuşatma’ya direnen son kalenin TSK olması tesadüf değildir. Askeriye’de, devlete, millete bağlılık, güven öğretilir. Askeriye’de birey, disiplinli bir hayatı, kalabalık bir topluluğun içinde, güçlü bir aidiyet ve zorunlu bir dayanışma duygusuyla yaşar.
26 gün askerlik yapmış adamın 76 yıl askerlik anılarını anlatması, o güçlü aidiyet ve dayanışma duygusunu, askerden önce ve sonra hiçbir zaman yaşayamamış olmasındandır.
Bireyleri ‘toplumdan kopuş’ melankolisine kapılmayan bir kurumun, din tüccarlarının sunduğu ‘tarikat çatısı altında güvendesin’ tuzağına düşmesi mümkün değildir.  
Bu sebepten, ABD, kuşatılmamış son kurum TSK’ya, tarikatlar, Diyanet ve laiklik karşıtı odaklar eliyle saldırı üstüne saldırı düzenlemektedir. TSK’yı kuşattıkları takdirde, ruh sağlığı en yerinde Türk vatandaşının bile, karşı devrime, psikolojik olarak direnmesi mümkün olamayacaktır.
Tüm yıpratmalara rağmen yüzde 87 gibi bir rakamla ‘en güvenilir kurum’ olan TSK, bu ülkenin kuruluşunun da simgesidir, şimdilerde çözülmeye direnişinin de.   
Ey Diyanetler, tarikatlar, laiklik karşıtı faaliyet odağı partiler!
Ey Kevin Costner’a bile “Türkiye’de siyasi gelişmeler konusunda söz söyleme hakkı” tanıyıp da, Genelkurmay Başkanı konuştuğunda “Siyasete karışmasın” diye yellenen meczuplar!
Bakın, siz TSK’yla uğraşırken dininizi savunmak kimlere kalıyor. Bir yandan Seren Serengil “Çocuğumu müslüman mezarlığına gömün” diye tutturuyor,  bir yandan Fatih Ürek “Hacı olacağım” diye...
Hadi canım dinciler Diyanetçiler, bırakmayın dininizi savunmayı şarkıcıya türkücüye mankene! Tabii ‘asli’ işiniz din diyanetse..

Kıymet Nadir BİNDEBİR - 18 Ekim 2009 - BağımsızGündem

http://www.bagimsizgundem.com/

Son Yazılar

Partly cloudy

16°C

Istanbul