Bir Güneydoğu Gazisi TV seyredebilir mi?!

Yerine kendinizi koyup bir an düşünün!..
Yirmi yaşında, hayatı tanımadan askerlikle tanışmışsınız, koşa koşa severek gitmişsiniz..
Vatan toprakları saldırı halindedir...
Eşkıyanın namlusuna hiç düşünmeden gövdenizi uzatmışsınız, vatana siper olmuşsunuz.. Alçağın kurşunu, mayını gelmiş bulmuş sizi, kolunuzu, bacağınızı almış götürmüş...
İşte öyle, başlayamadığınız hayatın kapısına bir sakat olarak koyuvermiş sizi...
Asla isyan etmemişsiniz...
Üzgün ama gururlusunuz...
Vatan için can feda, kol bacak ne ki!?.
Tekerlekli sandalye ile, koltuk değneği, protezle ayakta durmaya çalışıyorsunuz ama başınız dimdik..
Vatan toprağına eşkıyayı sokmamışsınız ya, gerisi önemli mi?!. Sizin düştüğünüz yerden nasıl olsa aynı şekilde göğüslerini vatana siper edecekler iş başındadır.. Bu vatanın tepesindekiler de, ruhunu Sevr’e satmış çapulculara pabuç bırakacak değil ya..
Hayata böyle bakıyorsunuz...
Ve TV’nizi açtığınızda ne görüyorsunuz!?.
Size kurşun yağdıran, mayın tuzağı kuran, gerine gerine memlekete çıkarma yapıyor.. Truva atları onları, çiçeklerle karşılıyor.. Gelenler, memleketi teslim almaya geldiklerini söylüyorlar!..
Seyredebilir misinz?!.
Şöyle bir etrafınıza bakıp,  “Memleketin sahibidirler, bizim bıraktığımız yerdedirler”  diye varlıklarından emin olduklarınızı aramaz mısınız?!.
Elinizin altındaki koltuk değneğini o anda bir tüfek dipçiği gibi sıkmaz mısınız!?
Bu memleketin acıklı halini, yedi kat arşı alada seyreden şehitlerin infial halindeki ruhlarını düşünebilir misiniz?!.
Yerde kalan kanlarına inanamadıklarını izah edebilir misiniz?.
Eşkıyaya sağlanan zafer şenliği ortamının böyle de bir durumu söz konusudur..!
Bu millet çok acılar gördü ama gazisinin başını, düşmanının karşısında boynu bükük düşürecek ızdırabı hiç yaşamamıştı..

Ahmet Türk adlı zat...
Bu adam dün, bütün şu malum matbutta uzun uzun konuşturuldu. (Roj moja ihtiyacı yok, bu matbuat varken..)
Söyledikleri hiç de öyle yenilir yutulur gibi değil..
Bu ülkenin bir milletvekili olmaktan uzak, bir istila hareketinin, işgal ettiği topraklara  “şartları” aktaran bir askeri sözcü gibiydi!..
O,  “Sayın(!)”  abisinin hazırlattığı deklarasyonu, Kandil sözcüsü olarak Türk Milleti’ne dayatıyordu..!
Bir başka deyişle, Kandil-İmralı adına Ankara’ya tehdit parmağını sallıyor ve diyordu ki;
“Bu gelenler teslim olmaya gelmiyor!.. Pişmanlıktan mişmanlıktan faydalanma gibi bir istekleri falan yok. Bunlar temsilci.. Şartları bildirmeye geliyorlar...”
Yani bu adamın dediğine göre, Apo ile diyalog başlamıştır ve gelenler, onun beklentilerini aktarmak için Kandil’den temsilci olarak geldiler..
Yoksa pişman olmuş, teröre sürüklenmiş talihsiz, çaresizler değil..
Ve istiyor ki, onlarla hemen oturulup istekleri masaya yatırılsın!..
Törenlerle karşılanan askeri bir heyettir onlar!.
Nitekim, millete takdim edilen terörist,  “milli!”  TV’ler aracılığı ile Türk Milletine, kendilerinin teslim olmaya değil, şartları dikte ettirmeğe geldiklerini, meydan okuya okuya ve alkışlar eşliğinde aktardı!..
Hallerini gördünüz..!

Gücünüz Azeri’ye mi?
Baykal grupta;  “Azeri bayraklarını toplatan iktidar, daha dün Türk topraklarında sallandırılan PKK bezlerini görmezden geldi.. Gücünüz PKK’ya yetmiyor da Azerbaycan’a mı yetiyor”  diye sordu..
Cevabı ne mi?..
Başbakan da konuştu, Baykal’a, Bahçeli’ye verdi veriştirdi ama, Ankara’ya  “Kandil sopası”  gösteren Ahmet Türk’e karşı pek anlayışlı ve müşfikti!..
Başbakan,  “Benim açılım sayesinde gelip teslim oldular!” diye hâlâ anlatıyor da..
Gelenleri Apo söylediği için, geldiklerini sağır sultan biliyor!..
İnsanın aklına gelen şu..
Bal gibi Apo ile müzakere var!..
Talabani-Barzani de aracı!.. (Eşkıyayı taşıyan super jeepler kimin?!)
Apo’nun yol haritası kabul gördü de hayata mı geçirildi?!.
Kandil’den gelenin cüretine bakın.. “Biz elçiyiz, pişman falan değiliz” diyorlar..
Türkiye bunları ne olarak “bağrına bastı”  acaba?!.. Çünkü Başbakan  “O coşkudan” çok memnun olduğunu söyledi!..
Başbakan’a, Genelkurmay Başkanı’na, Abdullah Gül’e mektup getirmişler!..
Mektupta ne var...
Memleketten nelerin kendilerine verilmesini istedikleri var!.
Bir bilgi daha.. Bu  “Elçiler” Türkiye’yi test etmeğe gelmişler.
Dün Yeniçağ’da bir şehit anası vardı, evladının mezar taşına dayanmış  “Sen gelmez oldun” diye Azeri türküsü ile yakınıyordu..
Sen gelmez oldun, katillerin dağdan gelip memlekete dalmış bulunuyor!.

Behiç KILIÇ - 21 Ekim 2009 - Yeniçağ Gazetesi

Son Yazılar

Partly cloudy

13°C

Istanbul