oktay_sinanoglu"Osmanlıca, Öztürkçe derken, İngiliz atını alan Üsküdar’ı geçti!"

İNGİLİZCE NEYİN NESİDİR?

İngilizce, sonra Amerikanca’da nasıl bilimsel terim türetiliyor. Şimdi, bu aslan İngilizce bir kere çok yeni dildir. Mazisi 500 seneyi pek geçmez. Halbuki meselâ Türkçe’nin, Çince’nin en az birer 10.000 senesi var. Bu on bini nereden çıkardım çok merak eden olursa söylerim.


Bugünkü haline 4-5 yüzyıl önce gelmeye başlayan İngilizce beş kadar dilin rasgele ve kuralsız karışımından oluşmuş, bu dillerin hiçbiri dilin ana kurallar iskeleti diyebileceğimiz temel yapısını sağlar konumda kalamamıştır. Dolayısıyla, İngilizce’de belli kurallara göre yeni terim türetme yeteneği hemen hemen yoktur.

TÜRKÇE MATEMATİKSEL DİLDİR

Buna karşılık, Türkçe binlerce yıldır matematiksel yapısını, sözcük türetme yetenek ve kurallarını aynen korumuştur. Türkçe’nin bu olağanüstü yapısı Osman-lıca’daki Arapça, Farsça alıntılara rağmen hâkim yapı olarak kalmış, onun içindir ki yirmi yıl içinde tekrar öz ve halk Türkçe’sine dönmek mümkün ve kolay olmuştur.

Türkçe’ye Arapça, Farsça karışması İslamı bir bütün olarak görme gereğinden ve Türklerin kendi hevesleriyle olmuştur. Bu seferki İngilizce etkisi ise kendiliğinden olmamış, 40 yıl önce -daha da belirgini 1953’te- Türk Millî Eğitimi’ne İngiliz ve Amerikan gizli teşkilatlarının el atması ve Türk okullarında eğitim dilinin İngilizce yapılması, yâni birçok derslerin Türk hoca tarafından Türk öğrencisine İngilizce olarak anlatılmasının zorunlu kılınması hainliği ve garabeti ile meydana gelmiştir.

MİSYONER OKULLARI TEHLİKESİ

Peki biz ne yaptık? Osmanlı dönemi aydınlarının nasıl bilimsel ve teknik terimler türettiğinden yukarıda bahsetmiştik. Türkçülük akımlarından sonra doğan Cumhuriyet’te dildeki Arapça, Farsça sözcükler fazlalığı temizlendi. Batı’dan yeni gelen kavramlara gerekli karşılıkların Türkçe’den türetilmeleri doğaldı.

Zaten yazının değişmesi, Arapça ve Farsça’nın öğretilmemesi, İslam âleminden sıyrılıp Atatürk’ten sonra çağdaşlaşma emelinin Avrupalı olma özentisine dönüşmesi ile, eski Türkçe (“Osmanlıca” yerine böyle dedim) bilen de pek az kalmıştı. Atatürk bilim dilinin Türkçe, tüm derslerinin her düzey okulda Türkçe olmasına büyük özen göstermiş, o kadar ki 1934’te oturup bir “Geometri” kitabı yazmış, bugün kullandığımız “üçgen” gibi terimleri kendi türetmişti.

Yabancı dilli misyoner okullarına özenilmesin diye de Türk Eğitim Derneği’ni, onun özel okulu TED Yenişehir Lisesi’ni kurmuştu. Ben bu okulda yetiştim. Yabancı dil öğretilmesine önem veriliyor, ama bu, her akıllı ülkede olduğu gibi takviyeli yabancı dil derslerinde yapılıyordu. Bütün fen, edebiyat, felsefe, vb. dersler tam Türkçe idi. İşte bu gaye ile kurulan böyle ve başarılı bir okula İngiliz-Amerikan çengeli 1953’te atılıp dersler İngilizce’ye çevrildi. Okula “Ankara Koleji” dendi. O zamana dek yurtta böyle bir misyoner tipi Türk okulu yoktu. “Kolej” (Robert Kolej gibi) misyoner okulu demekti. Sonra açılan bu İngiliz deliğinden kova gibi su girdi. “Anadolu Liseleri” vb. aldı yürüdü. Millete de yabancı dil öğretmenin yolu buymuş gibi yutturuldu.

KRALİÇEDEN ÖDÜL ÖĞRETMEN

Geleceğimizin teminatı Türkçe kalemizde bu gediği açmayı başaran Oxfordlu Mr. Browning’e de 20 yıl sonra İngiltere Kraliçesi madalya verdi. Törene katılanlar, sanırım, “Ufak bir okulda İngilizce dersi veren bir garip öğretmene koskoca Kraliçe niye madalya verir?” diye sormadılar. Arkasından geldi “Orta Doğu Teknik Üniversitesi”... Toptan Amerikanca.

O zamanlar hâlâ bahane gerekiyordu. Dediler ki: Efendim buraya Ortadoğu’dan yabancı öğrenciler gelecek.. Yâni biz birkaç öğrenci için kendi dilimizi feda edeceğiz" Halbuki her ülkede yabancı öğrencilere eğitim verme fedakârlığı sağlanıyorsa onların o ülkenin dilini öğrenmeleri şart koşulur, o ülkenin kültürünü seven taraftarlar yetiştirilir. Tabii denilen sadece kademeli fetihte kullanılan geçici bir bahane, bir alıştırmaydı. Nitekim sonra peş peşe gelen Boğaziçi (yâni Bosphorus)”, derken Bilkent (adı güzel ama!), şimdi de, Koç, vb. için bahaneye artık lüzum görülmüyor. Çünkü kamuoyu artık yeterince uyuşturulmuştur. Bunun sonu, çok değil bir-iki nesil sonra Türkçe’ye “bye bye” demek olacaktır. Bu, Türkçe’ye, Türk tarihine, Türk egemenliğine, Türk dünyasına, Müslüman ülkeler önderliği emellerine, Türk’ün dünya üzerindeki haysiyetine “bye-bye” demektir. Beyler! Havai’den ibret alalım. Türkçe’yi, dolayısıyla Türk’ün geleceğini satanlar torunlarının mirasyedi olarak refah içinde yaşayacaklarını zannedip sevinmesinler. Havai milletini Amerikan misyonerlerine satan yerli asilzade, hatta prenseslerin torunları bugün Havai’de hamallık yapıyor. Gidip görünüz. Batılıda - hele Amerikalı ve İngiliz’de - emlak merakı çoktur. Bir fırsat buldu mu, kimseye bırakmaz.

DÜPEDÜZ İNGİLİZCE İSTİLASI

1930’lardan 1980’e kadar dilin sadeleştirilmesi, devletin, aydın kesimin dilinin halk diliyle daha da bütünleşmesi hareketi yaygınlaşmıştı. Ama son 5-10 yılda halk diline kadar geçmiş, iyice yerleşmeye başlamış Türkçe terimlerin yerine, garip “Anglomanlıca” sözlerin kullanılması âdet oluveriyor.

Şu örneklerde olduğu gibi:

vekiller heyeti>bakanlar kurulu>kabine
mebus>milletvekili>parlamenter
matbuat>basın-yayın>media
muhaberat>iletişim>komünikasyon
içtimai>toplumsal>sosyal
kanuni>hukuki>yasal>legal
meclis-i mebusan>millet meclisi
meclis>parlamento
mesele>sorun>problem
usul>yöntem>metot
asgari>en az>minimum
azami>en çok>maksimum
seçenek>alternatif
faaliyet>etkinlik>aktivite
karmaşa>kaos
müstemleke>sömürge>koloni
mutabakat>konsensus, consensus
eşgüdüm>koordinasyon
encümen>kurul>yar kurul>komite>komisyon
kurultay>kongre
müdür>yönetmen>direktör
teşkilat>örgüt>organizasyon

YENİDEN KURTULUŞ SAVAŞI: NEREDEN BAŞLAYALIM?

Dilimize olan son saldırının altında yabancı dille eğitim temel silah olarak yatar. Yapılacak şey çok var. Hemen yapılabilecekler:

1) Kamuoyu yabancı dil yalnız böyle öğrenilir diye aldatılmıştır. Konunun vahametini kavrayanlar çevre-lerindeki herkese, velilere, eğitimcilere, halka gerçeği anlatsınlar. Hazırlık sınıfı diye bir uygulamanın başka ülkelerde olmadığını, bunun büyük bir israf olduğunu duyursunlar.

2) Hangi yabancı dillerin hangi mesleklerde faydalı olduğu, ne tarz öğrenilmesi gerektiği tespit edilsin. Meselâ, gezim (“Turizm”) rehberliği, konukevi (“Otel”) yöneticiliği yapacak kişilerin İngilizce fizik, matematik terimleri bilmeleri gerekmediği gibi, bilimcinin de sokak İngilizcesini bülbül gibi bilmesi değil, kendi mesleğini takip edecek kadar yabancı bilim dilini bilmesi yeterlidir. Asıl bilmesi gereken matematiktir.

3) İnsanlar, yeni seçilen bakanlar, vb. yalnız yabancı dil bilmeleriyle methedilmemeli, matematik, bilgisayar yazılım dilleri, iktisat, felsefe, Türk lehçeleri, mühendislik, vb. bilgi ve yetenekleri için övülmeli.

4) Hukukçularımız yabancı dille eğitimin anayasaya aykırı olduğu açısından (eğitim resmi dilden olur) gereken mercileri uyarmalı, hatta toplu davalar açmalıdırlar.

5) Orta ve yüksek öğretimin tümünde yabancı dille eğitim devlet tarafından yasaklanmalıdır. Hatta yabancı misyoner okullarında bile (Robert Kolej, Sen Joseph vb.) eğitim dili tümüyle Türkçe olmalı, yabancılar bu okullarında ayrı yabancı dil dersinde takviyeli, yeni ve hızlı yabancı dil öğrenme yöntemleri ile faydalı olmalıdırlar.

Eğer bu değişikliğe yanaşmazlarsa gerçek gayeleri daha da açığa çıkacaktır. Özel veya devletin tüm okullarında yabancı diller ayrıca yeni verimli yöntemlerle öğretilmeli, yaz kursları açılmalı, kamuoyu düzeltilmeli, hazırlık sınıfı uygulaması kesinlikle kaldırılmalıdır. Eğer devletin fazladan bir-iki yıl eğitim yapmak gibi imkânı bolsa(!) ve illa da her ülkeden bir-iki yıl daha çok okunacak deniyorsa, hazırlık yılında, her öğrenci, seçeceği meslek ne olursa olsun, matematik, bilgisayar kullanım ve yazılımını öğrenmelidir. İşte o zaman her ülkenin gerisinde değil önünde oluruz. Çünkü öğretilen İngilizce sadece züppelik, “rock and roll”culuk dilidir. Gerçek bilim dili matematiktir.

6) Partisinin sağ veya sol edebiyatı ne olursa olsun iktidardakiler ve hükümetleri gerçekten Türkiye, Türk dünyası ve Türk halkının beka ve çıkarını en ön plana almalıdır. Bu anlamda millî olmalıdır. Peki öyle oldukları nereden belli olacak? Anlamanın kolayı var. Türkiye ve Türk dünyasının baş sorunu eğitim ve eğitim dili sorunudur. Bu konuya eğilmeye, kesin önlemler almaya yanaşmayan bir iktidar millî olamaz; lâfları ve giysileri ne olursa olsun.

7) Konuşurken İngilizce lâflar katmak övünülecek bir şey değil, ayıplanacak bir şey olmalıdır. Böylelerine bu kibarca hissettirilmelidir.

8) Belediyeler, sorumlu kuruluşlar, işyeri ya da dükkânları güzel Türkçe isimler koymaya teşvik etmeli, yarışmalar açmalı, törenlerle ödüller dağıtmalıdırlar. Buna rağmen aşağılık duygusu hastalığından veya Türk diline gizli düşmanlıktan kurtulamayanların ruhsatları veril-memeli veya yenilenmemeli, yabancı dilden adlarla manen her gün yara bere içinde bırakılmamız önlenmelidir.

9) Keza millî iktidarın yetkili mercileri basın-yayında dergi, gazete, TV, radyo isimlerinin Türkçe olmasını Madde 8’deki gibi önlemlerle sağlamalıdır.

10) Dergilere abone olanlar yayımcılara toplu, çok imzalı mektuplar yazmalı, isim Türkçeleşmediği takdirde abone olmayacaklarını bildirmelidirler. Keza, ilan verenler de TV olsun, gazete olsun önce ricada bulunmalı, olmazsa ilan yoluyla olan parasal kaynağı keseceklerini belirtmelidirler.

11) Anglolaştırma yolunda dış kaynakların 1970’-lerde başlattığı masum görünüşlü, sessiz fakat son derece etkili bir yöntem de “T-shirt” dedikleri mintan sefer-berliğidir. Gençlerin üzerindeki üstleri İngilizce yazılı çoğu da açık-saçık anlamlı (hatta Amerikan bayraklı!) bu gömlekler önemli birer beyin yıkama aracıdırlar. Şimdi bu silahı tersine çevirmeliyiz. Esnaf, küçük imalatçı kuruluşlar bu konuda toplantılar yapmalı, önce bu yazı ve resimlerin kimlerce sokuşturulduğu saptanmalıdır. İngilizce bile bilmeyen bazı imalatçı ve esnafa bu yazıları kim veriyor? Dış ülkelerde aynılarına rastlamıyorum. Şimdi yetenekli çizimcilerimize esnaf güzel Türkçe yazılı resimler çizdirsinler, bunlarda başarıyla, millî kültüre, Türk okul ve evrenkentlerine (üniversite) özendirecek sunuşlar olsun. Para kazanılırken millî bilince, dile zararı değil, faydası dokunsun.

12) Türk dünyasının bekasını isteyen, Türk dilini seven herkes, diğer siyasi, ülküsel görüşleri ne olursa olsun, dilimizin, eğitimimizin kurtarılmasını en önemli, birinci millî dava olarak görmeli, önce bu davayı hep birlikte halletmek için birleşmelidirler. On bin yıldır nice badireler atlatmış olan Türk dili ailesi gene muhakkak kurtarılacaktır. Bu en büyük ve en şerefli kurtuluş savaşı Türk dünyasının her köşesinden başlamıştır. Türk dili yalnız kurtulmayacak, o nadir matematiksel yapısıyla dünyanın da bilim dili olacaktır.

FETULLAH GÜLEN'E ÖNCELERİ SEVİNMİŞTİM


Fethullah Gülen’in tüm dünyaya yayılan Türk okullarının Türkçeyi yaygınlaştırdığı söyleniyor.

Alakası yok. Bu okulları ilk duyduğumda ben de sevinmiştim. Sonra öğrendim ki onların da eğitim dilleri İngilizce. İngilizce misyonerlerinin işi bırakın kendileri yapsın. Türkçe Olimpiyatları falan diyorlar ama, maksat göz boyamak.

Yabancı dilden bizim dilimize geçip yerleşen pek çok sözcük yerine bunları kullanabilirsiniz:

Üniversite / evrenkent,   internet / örütbağ,   televizyon / telegör,   turizm / gezim, teknoloji / teknobilig,   petrol / neft ya da taşyağ gibi.

Oktay SİNANOĞLU
http://www.oktaysinanoglu.com.tr/

Son Yazılar

Mostly cloudy

6°C

Istanbul