‘Üzn-i eyser’

Dil Bayramı’nı kutluyoruz. Türk Dil Kurumu’nun 26 Eylül 1932’de kuruluşunun ve dil devriminin 77. yıldönümündeyiz. Aşağıda Dil Bayramı’nın 56. yıl dönümününde, çok değerli edebiyat araştırmacısı ve yazar Cevdet Kudret’in yaptığı konuşmanın bir bölümünü okuyorsunuz:

“...Benim Dil Devrimi’ne bağlanmamın nedeni, ta çocukluk yıllarıma uzanır. İlkokulda idik. İlk kez tarih dersi okumaya başlamıştık. Pembe kâğıtlı, incecik bir kitaptı. Halkalar içinde padişah resimleri vardı. Bunları bize belletirlerdi:
Murad-ı evvel, Murad-ı sanî, Murad-ı sâlis, Murad-ı râbi, Murad-ı hâmis...
Bir türlü işin içinden çıkamazdım; Murad-ı hâmis mi önce, Murad-ı sâlis mi önce anlayamazdım, bunalımlar geçirirdim. Birinci Murat, İkinci Murat diye sıralansa ne kadar kolay olacaktı. Yaşımız biraz büyüdü, ortaokula, liseye geçtik. Bu sefer karşımıza daha çapraşık sözler çıktı. Hendese diye bir dersimiz vardı, geometri yani. Orada “zâviyetân-ı mütebâdiletân-ı dâhiletan” diye bir terimle karşılaştık; “iç ters açılar” demekmiş bu. Daha sonra, “zû erbaat-ül-adla” diye başka bir terim çıktı karşımıza; meğer “dörtgen” demekmiş ? Hayatiyat diye başka bir dersimiz vardı, Biyoloji dersi. Orada “sağ kulak”, “sol kulak” diyemezdik, “üzn-i eymen”, “üzn-i eyser” demek zorunda idik; “burun kemiği” yerine “azm-ı enf”, ince barsaklar yerine “em’â-yı rakika” demek zorunda idik...

Nebâtât (bitkibilim) dersimizde şöyle bir terim çıktı karşımıza: “zât-ül-ilkah-iz zâhire”, meğer “çiçekli bitkiler” demekmiş...

Edebiyat dili de aynı doğrultuda idi. Baki adlı ozanın Kanunî Sultan Süleyman için yazdığı ünlü mersiye okutulmuştu...

Şöyle başlıyordu:

“Ey pâybend-i dâmgeh-i kayd-i nâm ü neng
key hevâ-yı meşgale-i dehr-i bî-direng”

Dil devrimi, öz dilimizle buluşmamızı sağlamıştır...

Melih Aşık - 27.09.2009 - Milliyet

http://www.milliyet.com.tr/

Son Yazılar

Makale Görünüm Sayısı
51961809