cehalet enbuyuk dusmandir2

Meclis tutanaklarındaki belgelerle Atatürk Türkçe üzerine ne düşünüyor?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yakın zamanda Türk dili ile ilgili sarf ettiği sözler bilimsel

anlamda cevap vermeye dahi layık olmadığı halde aslında kendisinin ve temsil ettiği zihniyetin Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Türk Devrimi karşısındaki konumunu ortaya koyması bakımından çok önemli.

Mustafa Kemal ve arkadaşları tarafından yapılan modernleşme çalışmaları bir bütün olarak ele alınmalı. Bu bakımdan bunlardan sadece bir tanesine yönelik yapılan itirazı aslında tümüne, milli kültüre ve cumhuriyete karşı yapılmış hareketler olarak değerlendirmek gerekiyor.

Herkes bilmelidir ki malum şahısın Türk dili ile ilgili ettiği sözler bir tesadüfün eseri değil. Türk ve Türklük ile husumet içerisindeki bu hastalıklı zihniyetin hedefi Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk ve onun devrimleridir. Bu bağlamda çoğunlukla göz ardı edilmesine rağmen Atatürk’ün inşa ettiği milli devletin ve uyguladığı politikaların en temel unsurlarından biri Türk dilidir. Bu nedenledir ki milli kültürü oluşturan tüm öğeler AKP iktidarı döneminde bilinçli ve sistematik bir biçimde erozyona uğratıldı. Bunun en güzel örneği Arif Nihat Asya’nın ‘Bayrak’ şiirinin Milli Eğitim Bakanlığı tarafından müfredattan çıkarılmasıdır.

Mustafa Kemal’in 1908 yılında işaret ettiği ‘binbir akılsızın’[i] elinde oradan oraya savrulan ülkemizde milliliği sadece tabelalarda kalan eğitim bakanlığı Türklüğün ‘ayaklar altına’ alındığı çok sayıda kurumdan sadece biri olduğunu hatırlamakta fayda var.

Paralar ayakkabı kutularından taşarken, saatler, çikolata kutuları, tonlarca altın şaibeli şekilde el değiştirirken, ülkenin bir kısmı terör örgütüne terk edilmişken Türk dilinin yetersizliği konusundaki suni gündemi değerlendirmek aslında oynanan oyunun parçası haline gelmek demek olsa bile işin özünü ortaya koymak gerekiyor.

Atatürk’ün Türk dili konusundaki görüş ve düşüncelerini çok sayıda birincil kaynaktan tespit etmek mümkün. Bunlar arasında Türk Dil Kurumu konusundaki çalışmalarını, talimat, görüş, düşünce, söylev ve demeçlerini gösterebiliriz. Yine, meraklısı Atatürk’ün yakın çevresinin hatıralarında (Ruşen Eşref Ünaydın’a 1918, Halide Edip Adıvar’a 1922’de söyledikleri gibi) kendisinin dilimiz ile ilgili görüş ve düşüncelerine kolaylıkla ulaşabilir.

Dilde sadeleştirme çalışmalarının en güzel örneklerini ve Türkçeleştirme sürecinin evreleri ile gelişimini yine Atatürk’ün kullandığı dilden tespit etmek mümkün. Şöyle ki 1927 yılındaki Nutuk dâhil olmak üzere Atatürk’ün kullandığı dil Osmanlı Türkçesi. Ancak bundan sonraki dönemde kendisi kimi zaman aşırıya kaçan bir biçimde dilde Türkçeleştirme ve sadeleştirme gayretine girmiştir. 1935 yılından sonra belli bir üslup ve sadeliğe kavuşan Atatürk’ün kullanmış olduğu dilin en güzel örneği ise 1937 yılında yazdığı Geometri kitabı. Bu eser aynı zamanda Türkçe ile bilim yapılamayacağını iddia edenlere verilmiş tarihi bir yanıt özelliğini taşıması bakımından çok önemli.

Yine Harf Devrimine giden yolda ve onu pekiştiren yenilikleri bu bağlamda göz ardı etmemek gerekiyor ki bunlar 3 Mart 1924’te Öğretiminin Birleştirilmesi (Tevhid-i Tedrisat) Kanunu, 26 Aralık 1925’te Uluslararası Takvim ve Saat Ölçülerinin Kabulü, 20 Mayıs 1928’te Arap Rakamları Yerine Uluslararası Rakamların Kabulü.

Kronolojik bir sıra içerisinde Atatürk’ün Türk dili ilgili söylediği bazı sözlere bakalım:

“Batı medeniyetine girebilmemize engel olan yazıyı atarak Latin kökünden bir alfabe seçmeli, kılık kıyafetimize kadar her şeyimizde batılılara uymalıyız. Emin olunuz ki bunların hepsi bir gün olacaktır.” [ii] (2. Meşrutiyet ilanından önce Selanik’te Türkolog Ivan Manolof’a)

9 Ağustos 1928 tarihinde Atatürk’ün İstanbul Sarayburnu Parkı’nda halk ile bir araya gelerek Harf Devrimi hakkında yaptığı konuşma, orada kendi notlarını Falih Rıfkı Atay’a okutması birçok kaynakta yer alır.

“Sevgili kardeşlerim, Huzurunuzla ne kadar bahtiyar olduğumu izah edemem. Duyduklarımı tek kelimelerle ifade edeceğim: Memnunum, mütehassisim, mesudum[…] Arkadaşlar, bizim ahenktar, zengin lisanımız yeni Türk harfler ile kendini gösterecektir. Asırlardan beri kafalarımızı demir çerçeve içinde bulunduran, anlaşılmayan ve anlamadığımız işaretlerden kendimizi kurtarmak, ve bu lüzumu anlamak mecburiyetindeyiz. Anladığımızın âsarına yakın zamanda bütün kâinat şahit olacaktır. Buna kat'iyetle eminim.”

“Vatandaşlar, arkadaşlar, Çok söz, uzun söz bir şey için söylenir: Hakikati anlamayanları hakikate getirmek için... Ben bu devirleri geçirdim. Şimdi sözden ziyade iş zamanıdır. Artık benim için hepiniz için çok söz söylemeye ihtiyaç kalmadı kanaatindeyim. Bundan sonra bizim için faaliyet, hareket ve yürümek lâzımdır.

Çok işler yapılmıştır, amma bugün yapmaya mecbur olduğumuz son değil, lâkin çok lüzumlu, bir iş daha vardır: Yeni Türk harflerini çabuk öğrenmelidir. Her vatandaşa, kadına, erkeğe, hamala, sandalcıya öğretiniz. Bunu vatanperverlik ve milliyetperverlik vazifesi biliniz. Bu vazifeyi yaparken düşününüz ki bir milletin, bir heyeti içtimaiyenin yüzde onu, yirmisi okuma yazma bilir, yüzde sekseni, doksanı bilmezse bu, ayıptır. Bundan insan olanlar utanmak lâzımdır.

Bu millet utanmak için yaratılmış bir millet değildir; iftihar etmek için yaratılmış, tarihini iftiharla doldurmuş bir millettir. Fakat milletin yüzde sekseni okuma yazma bilmiyorsa bu hata bizde değildir; Türk'ün seciyesini anlamayarak kafasını birtakım zincirlerle saranlardadır. Artık mazinin hatalarını kökünden temizlemek zamanındayız. Hataları tashih edeceğiz. Bu hataların tashih olunmasında bütün vatandaşların faaliyetini isterim. En nihayet bir sene, iki sene içinde bütün Türk heyeti içtimaiyesi yeni harfleri öğreneceklerdir. Milletimiz yazısıyla, kafasıyla bütün âlemi medeniyetin yanında olduğunu gösterecektir.”

Nitekim Dolmabahçe Sarayı’nda Atatürk’ün başkanlığında toplanan ve milletvekilleri, dilbilimcileri, aydın ve yazarların katıldığı toplantılar sonucunda alınan kararlar Başbakan İsmet İnönü tarafından 1928 yılında kamuoyuna açıklanmıştı. Önemli bir ayrıntı bu çalışmaların ilk günden sonuna kadar başta İngiliz gizli servisi olmak üzere yabancı istihbarat birimleri tarafından takip edilip başkentlere raporlanması. Bu İngiliz raporlarından biri Kıbrıs konusunda bir araştırma yaparken elime geçmişti.

İnönü tarafından açıklanan ilkeler ise şunlardı:

1.   Milleti cehaletten kurtarmak için kendi diline uymayan Arap harflerini terk edip Latin esasında Türk harflerini kabul etmekten başka çare yoktur.

2.   Komisyonun teklif ettiği alfabe hakikaten Türk alfabesidir. Kat’idir. Türk milletinin bütün ihtiyaçlarını temine kâfidir.

3.   Sarf ve imla kaideleri, lisanın ıslahını, inkişafını ve milli zevki takip ederek tekâmül edecektir. Muhakkak ki, yeni harflerle lisan ve imlaya ilk şeklini vermek için komisyonun projesi en kısa ve en amelidir.[iii]

1928 senesi içerisinde Atatürk “Başöğretmen” olarak farklı bölgelerde çok sayıda ili gezmiş ve burada yeni alfabemizi bizzat kendisi halka öğretmiş, tanıtmıştı. Bugün gece yarısı milletten torba yasalar içerisine gizleyerek karşı devrim faaliyetleri içerisinde olanlar işte böyle bir adamı ve devrimlerini ‘tepeden inmeci’ olarak tanımlaması gözden kaçırılmaması gerek bir ayrıntı.

Bu gezilerden birinde Tekirdağ’da 25.8.1928 tarihinde Atatürk “Başöğretmen” olarak yaptığı konuşmada şunlara işaret ediyor:

[…]Tekirdağlı vatandaşlarım daha şimdiden yeni Türk harflerini yazıp okumayı hemen öğrenmişlerdir; diyebilirim. Memurların kaffesini bizzat imtihan ettim. Sokaklarda ve dükkanlarda halk ile temaslar yaptık. Arab harfleriyle hiç yazmak, okumak bilmeyenlerin Türk harfleriyle ünsiyet etmiş olduklarını gördüm.

Henüz ortada saiahiyettar makamatın tasdikinden geçmiş bir rehber olmadan, henüz mektep muallimleri delalet faaliyetine geçmeden yüce Türk milletinin hayırlı olduğuna kanaat getirdiği bu yazı meselesinde bu kadar yüksek ve intikal bilhassa istical göstermekte olduğunu görmek benim için cidden büyük, çok büyük saadettir. Bu husus elbette ağyar için mucibi hayret olacaktır.

Az zaman sonra yeni Türk harfleriyle gözler kamaştırıcı Türk manevi inkişafının vasıl olabileceği kudret ve itibarın beynelmilel seviyesini gözlerimi kapayarak şimdiden o kadar parlak görüyorum ki bu manzara beni gaşyediyor.

Ben yalnız bugün Tekirdağlılarda sezdiğim ruhi ve hissi halete yalnız buna dahi istinaden kat i olarak beyan edebilirim ki bütün Türk milleti bu meselede benim güttüğümü, benim hissettiğimi aynen görmekte ve hissetmektedir. Bu kadar hassas ve şuurlu olan Türk milleti kendisinin refahına, itilasına binlerce seneden beri hiûlet edegelmekte olduğunu artık temyiz eylediği bütün maddî ve manevî manileri yıkacak, parça parça ortadan kaldıracaktır. Bunda artık şüpheye mahal yoktur. Dimağını, vicdanını bu kadar azim ve katiyetle temizlemeğe karar vermiş olan büyük milletimizin istikbalini tasvir etmek hiç te güç değildir.”

Harf Devrimi ile ilgili Atatürk’ün adanmışlığı hususundaki belgelerden bir diğeri kendisinin konu ile ilgili 21.9.1928 yılında Başbakanlığa gönderdiği aşağıdaki telgraf:

“Başvekâlete

Yeni harflerin tatbikatını memleketin pek çok yerinde gördüm. Şehirlerde, köylerde, her yerde halk yeni harflerle okuyup yazmaya geçmiştir. Halk yeni yazının kolaylığından memnundur. Yalnız her yerde, şehirde ve köyde, memurda ve muallimde zihinleri karıştırıp şaşırtan, bağlama çizgisinin doğru olarak kullanılmasındaki endişe vaziyetidir.

Bu sıkıntı harflerin kolaylığına, sevk ve neşeye dokunacak derecede kendini hissettirmektedir.

Encümen esasen yeni harflerle yazıya başlanırken uzun kelimemizin hecelenmesini, seçilmesini kolaylaştıracak bir çare olmak üzere bağlamayı düşünmüş ve bağlamanın kalkmasını ileriye bırakmıştı. Yeni harflerin kabul ve taammümündeki tehalük ve sürat bu zamanın geldiğini gösteriyor. Bilâkis bağlama çizgisinin kalkması halkın öğrenmesini pek çok kolaylaştıracak ve şevklendirecektir. Bu sebeple ve halk içinde müşahedelerime güvenerek atideki esasları kabul etmek faydalı ve lâzım görülmüştür.

1.   İstifham edatı olan “mi, mı, mu, mü” umumiyetle ayrı yazılır. Meselâ: geldi mi? gibi fakat kendinden sonra gelen her türlü lahikalarla beraber yazılır, meselâ geliyor musunuz? ben miydim? gibi.

2.   Rabt edatı olan “ki” ve dahi manasına olan “de, da” müstakil kelime olarak ayrı ayrı yazılır meselâ: Görüyorum ki sen de iyisin, gibi.

3.   Türk gramerinde bağlama işareti olan (-) kalkmıştır. Binaenaleyh fiillerin tasriflerinde ve isim ve sıfatların fiil gibi tasriflerinde lahikalar çizgi (-) ile ayrılmazlar, beraber yazılırlar. Meselâ: geliyorum, gideceksiniz, görecekler, yapmalıyım, gideyim, gidebilirim, söyleyesin, güzeldir, demirdir, gibi.

Kezalik ile, ise, için, iken kelimelerinin muhaffetleri olan le, se, çin, ken şekilleri kendinden evvelki kelimeyle bitişik yazılır. Çizgi ile ayrılmaz meselâ: Ahmetle, buysa, seninçin, gelirken, gibi. Meselâ: mertçe, benimki, yarinki, hasta iyicedir, iyice anladım.

4.   Türkçede henüz mevcut olan farisi terkiplerden dahi bağlama çizgisi yoktur. Terkip işareti olan sadalı harfler (i) ilk kelimenin sonuna eklenir, meselâ: hüsnü nazar gibi.

Şimdiye kadar tabı ve neşolunmuş muhtelif vesaitler bu esaslara göre derhal en seri bir surette tashih olunmak lazımdır.” [iv]

Harf Devrimi konusunda ‘tepeden inmeci’ diye iftira ve gaflet içerisinde olanlara verilecek en güzel yanıt ise Atatürk’e Gemlikli esnafların kendisine konu ile ilgili gönderdikleri mektup ve Gazi’nin yanıtı olsa gerek. (28.9.1928)

Gemlikte: Gazozcu Haydar, Tuhafiyeci Yahya, zahireci İsmail, Bekir Ali, Adil ve Hüseyin, zürradan Ethem, zeytinci Mustafa, Sait, bakkal Osman ve Halit Efendilere

Cevap:

“Okuma ve yazmayı bir haftada öğrenmek gayretini gösterdiğinizden memnun oldum, tebrik ederim.

Ârabî ve Farisi kelimelerde (k) ve (g) nin önlerine (h) gelmesi meselesiyle zihinlerinizi işgal ve teşviş etmeyiniz.

Tesbit edilmekte olan lügat bunu arzunuz veçhile halledecektir efendim.” [v]

Harf Devrimi başlı başına o kadar büyük önem arz etmekteydi ki Gazi, TBMM’nin 3. Dönem açılışında konuya geniş bir şekilde değiniyor ve şunları söylüyordu (1 Kasım 1928):

[…] Aziz Arkadaşlarım,

Her şeyden önce her gelişmenin ilk yapı taşı olan soruna değinmek isterim. Her araçtan önce, büyük Türk ulusuna onun bütün emeklerini kısır yapan çorak yol dışında kolay bir okuma yazma anahtarı vermek gerektir. Büyük Türk milleti bilgisizlikten az emekle kısa yoldan ancak kendi güzel ve soylu diline kolay uyan böyle bir araç ile sıyrılabilir. Bu okuma yazma anahtarı ancak Latin temelinden alınan Türk alfabesidir. Basit bir tecrübe Latin esasından Türk harflerinin, Türk diline ne kadar uygun olduğunu kentte ve köyde yaşı ilerlemiş Türk çocuklarının ne kadar kolay okuyup yazdıklarını güneş gibi ortaya çıkarmıştır. Büyük Millet Meclisi'nin kararıyla Türk harflerinin kesinlik ve yasallık kazanması bu ülkenin yükselme savaşımında başlı başına bir geçit olacaktır. Milletler ailesine aydın, yetişmiş büyük bir milletin dili olarak elbette girecek olan Türkçeye bu yeni canlılığı kazandıracak olan Üçüncü Büyük Millet Meclisi, yalnız sonsuz Türk tarihinde değil, bütün insanlık tarihinde seçkin bir varlık olarak kalacaktır. Efendiler! Türk harflerinin kabulüyle hepimize, bu ülkenin bütün yurdunu seven yetişkin çocuklarına önemli bir ödev düşüyor, bu ödev ulusumuzun tümüyle okuyup yazmak için gösterdiği büyük istek ve aşka fiilen hizmet ve yardım etmektir. Hepimiz, özel ve genel yaşamımızda rasgeldiğimiz okuyup yazma bilmeyen erkek kadın her yurttaşımıza öğretmek için can atmalıyız, bu ulusun yüzyıllardan beri çözülmeyen bir gereksinmesi birkaç yıl içinde tümüyle sağlanmak, yakın ufukta gözlerimizi kamaştıran bir başarı güneşidir. Hiçbir yenginin hatlarıyla karşılaştırılamayacak olan bu başarının coşkusu içindeyiz. Yurttaşlarımızı bilgisizlikten kurtaracak bu sade öğretmenliğin vicdan sevinci varlığımızı doyurmuştur. Sevgili arkadaşlarım, Yüksek ve ebedi yadigarınızla büyük Türk milleti yeni bir nur alemine girecektir.” [vi]

Atatürk’ün Türkçe konusuna dikkate değer ve önemli bir açıklaması ise şöyle:

“Yeni harfler bizi çok işgal etmelidir. İnönüleri, Sakarya, Dumlupınar arifelerinde ne kadar dikkatli, ne kadar müteyakkız, aynı zamanda ne kadar pürûmit olduğumuzu düşünürüz; yeni harfler meselesinde o kadar dikkatli, ve o kadar ümitli olmalıyız. Bu memleketin cidden mes’ûd olmasını kalpten arzu edenler, bunca muvaffakiyetlerine rağmen hâlâ bu milletin lisânını ve yazısını akvâm-ı iptidâiyenin işaretleri gibi görecek ona hiçbir kıymet vermek lüzûmunu hissettirmeyenleri hakîkate ircâ etmeli, yeni harflere ve bu harflerle husûle gelecek vaziyete bütün heyecanları, ümitleri ve ciddiyetleri ile ehemmiyet vermeli ve meşgûl olmalıdırlar.

Eğer bugün dimağımızı demir çerçeve içinde bulunduran bu kıskacı parçalamazsak, bütün ihtilal ve inkılâp muvaffakiyetlerinin mesut neticelerine rağmen, parçalanırız. Kazandıklarımızla müteselli ve bilhassa mağrûr olmayı asla düşünmemeliyiz.”

11 Kasım 1929 Atatürk Türk harflerini “Meclisin en büyük eseri” olarak tanımlamış ve millet mektepleri vasıtası ile “yüz binlerce vatandaşın nurlandığını” söylemiş idi.

Harf Devriminin 10. Yılında ise kültür bakanına gönderdiği telgrafta şu tanımı kullanmış idi. “Türk’ün kültür sahasındaki kabiliyetinin inkişafına temel olan harf inkılabı…” [vii]

Harf Devrimi ile milli eğitim konusundaki çalışmaların hazırlıksız ve keyfi olduğu yönündeki iddialar yine asılsızdır. Bu iddiayı çürütmek için 15 Temmuz 1923 ile 15 ağustos 1923 tarihileri arasında toplanan Heyet-i İlmiye’yi göstermek yeterli.  

Dilimizin tıpkı milletimiz ve topraklarımız gibi özgürleşmesi yolunda emeği geçenlerin sayısı çoktur. Örneğin reformcu, idealist ve çalışkan Mustafa Necati; öğretmen açığının giderilmesi konusunda önemli çalışmalar yapan Saffet Arıkan ve daha nice millet, vatansever cennet mekân insanlar…

Bu vesile ile Türkiye Büyük Millet Meclisi 2. Dönem 1. Yasama Yılı 25 Şubat 1924 tarihinde 111. Oturumda Şükrü Saraçoğlu’nun “Eğer, beyler Türk milleti Müslüman ise, onun Müslümanlığından şüphe yoksa, niçin benim söylediğim sözlerden korkuyorsunuz? Türk milleti Müslümandır ve kanunlarını vaz’ederken dinini, milliyetini ahlak ve adatını nazar-ı itbara alacaktır. Niçin tuğyan (haddi aşmak) ediyorsunuz? Eğer Arap’ın hükmettiği herhangi bir adatı, Türk’ün adetine denk gelmezse, bunu mutlaka bize cebren mi kabul ettireceksiniz?[viii] diye sorduktan sonra “Okuyup yazmak bilmiyoruz. Bu pek büyük bir derttir. Benim kanaatimce buna sebep doğrudan doğruya harflerdir” diye konuştuğunu burada atlamamak gerektiğini düşünüyorum. Maalesef bugün kimsenin TBMM çatısı altıda sormadığı soruyu o zaman Saraçoğlu dile getirmiş: Bunları bize zorla mı kabul ettireceksiniz?

Uzun yıllardır Atatürk’ün en önemli sözünün “Türk demek, Türkçe demektir” sözü olduğunu savunurum. Bu bağlamda “Türk milletinin dili Türkçe’dir. Türk dili dünyada en güzel, en zengin ve kolay olabilecek bir dildir. Onun için her Türk, dilini çok sever ve onu yükseltmek için çalışır. Bir de Türk dili, Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği nihayetsiz felaketler içinde ahlâkının, ananelerinin, hatıralarının, menfaatlerinin, kısacası bugün kendi milliyetini yapan her şeyin dili sayesinde muhafaza olduğunu görüyor. Türk dili Türk milletinin kalbidir, zihnidir” ifadesinden hareketle açık bir şekilde Türkçeye düşman olan herkesin Türk milletine düşman olduğu söylemekten çekinmemek gerekiyor. Türk dili üzerinde tasarrufa kalkanlar, onu ‘ayaklar altına almaya çalışanlar’ Türk milletinin düşmanıdır.

Asla unutulmamalıdır ki Kurtuluş Savaşı olmadı zırvaları, Vahdettin güzellemeleri hep milli bilincin yıkılmasına yönelik bilinçli faaliyetler. “Gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde” bulunan bu güruha karşı “Millî şuurun ayakta kalabilmesi ve uyanık bulunması için dil ve tarih uğrunda çalışmaya mecburuz”.

Bakınız AKP saadet zinciri döneminde en çok değişen iki şey ‘milli’ eğitim politikaları, bakanları ve kamu ihale kanunları… Bu AKP’nin kimlik kartı, künyesi…

 “Türk milletini ve Türk medeniyet tarihinin ve kültür dillerinin dışında görmenin ne yaman bir yanlış olduğunu bütün dünyaya göstereceğiz!” ve elbette dünyayı kendinden ibaret gören megalomanlara, mitomanlara, hubris hastalarına…

Türk milleti bu kâbusu yırtacaktır…

K. Murat YILDIZ - 05 Ocak 2015 - Odatv

Dipnotlar :

[i] Afet İnan, Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler, s. 72

[ii] Muzaffer Uyguner, “Türk Dil Kurumu kuruluncaya kadar Atatürk’ün dille ilgilenmesi; Türk Dili; C. 19, S. 206 (1968)

[iii] Agâh Sırrı Levend, Türk Dilinde Gelişme ve Sadeleşme Evreleri; S. 403 (1972)

[iv] http://atam.gov.tr/wp-content/uploads/tamim-son-Onar%C4%B1ld%C4%B1.pdf

[v] http://atam.gov.tr/wp-content/uploads/tamim-son-Onar%C4%B1ld%C4%B1.pdf

[vi] http://www.tbmm.gov.tr/tarihce/ataturk_konusma/01_11_1928.pdf

[vii] http://atam.gov.tr/wp-content/uploads/tamim-son-Onar%C4%B1ld%C4%B1.pdf

[viii] http://www.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d02/c006/ehttbmm02006111.pdf

Son Yazılar

Sunny

36°C

Istanbul