tarik konal1 1 

Tuzak, sözcüklerle de kurulur!

Saygın Arkadaşlarım

Bu yazımın ana izleği (tema’sı), “Sözcüklerle Kurulmuş Tuzaklar”dır.

Tuzak, sözcüklerle kurulur mu? Nasıl kurulur?

Dilimize başka dillerden girmiş sözcüklerden kimilerini, gerçek anlamlarının dışında kullandığımızda yaptığımız bu yanlışın -kimileyin- bizi gülünesi durumlara düşürdüğünü söyler dururum.

Bu konuya ilişkin olarak çok sayıda örnek vermek de olanaklıdır.

Örneğin:

1) “Dul”, eşi ölmüş kadın değil ışıksız gece,

2) “Beraber”, birlikte değil Farsça göğüs göğüse demektir.

3) “Tavsiye” sözcüğünü biz, öğüt-öneri anlamında kullanırız; oysa bu Arapça sözcüğün anlamları, birini tanıtma ile kalıtyazı’dır(vasiyetname).

4) “Müsaade”, izin isteme değil yardım;

5) “Yakışmak”, yan yana durmak;

6) “Nal”, Farsça ayakkabı;

7) “Münazara”, bilimsel tartışma değil karşılıklı bakışma’dır.

8) “Meşruiyet”, yasallık değil şeriata uygunluk demektir.

Bu kimileyin güldüren, kimileyin düşündüren yanlışların “önemi yok” denebilir; ancak günümüzde, ulus karşıtlığı eğitimi almış kişilerin, yandaşlarına seslenişlerinin ardında “ulusumuza kurulmuş bir tuzak” bulunmaktadır.

Geçen günlerde devlet yöneticilerinden biri, Türkiye Cumhuriyeti, bizim dönemimizde meşruiyet kazandı demişti. Ben, meşruiyet sözcüğünün kullanılmasının ardındaki gizli ereği sezdim.

Bu tümceyle Türkiye Cumhuriyeti yasallık kazandı denmediğini, bu tümceyleTürkiye Cumhuriyeti bizim dönemimizde şeriata uygun hale getirildi dendiğini tüm dostlarıma anlattım.

O devlet yöneticisi, bu tümcesiyle yandaşlarının gönlünü okşamıştı!

Bu kaygımla uyarılarım o günlerde pek yankı (aksiseda) bulmadı.

Gelelim günümüze:

Bugün gazetelerde Başbakanın bir tümcesine yer verilmişti.

“Ulus ile milliyet eşdeğer değildir” diyerek çok doğru bir toplumbilimsel (sosyolojik) saptama yapmış olan Saygın Birgül Ayman Güler’e, Başbakan yanıt vermiş: “Ulus sözcüğü, Arapça millet sözcüğünün Türkçesidir” demiş.

Saygın Arkadaşlarım

Yanıttaki bu söylem, gerçeği yansıtmıyor. Başbakan, bu söylemiyle Arap ekinini (kültür) Türk ekininden üstün tutan kimi kişilere (kimi seçmenlerine) -toplumun bilgisizliğinden de yararlanarak- bir ileti göndermiş bulunuyor.

Ben, bu tuzağa düşmem!

“Ulus” sözcüğü öz Türkçedir. Moğolcada boyların birlikteliği anlamında günümüzde bile kullanılmaktadır; “dinsel bir içerik” taşımaz.

“Ulus” sözcüğünü Bilge Önder ATATÜRK, “Anadolu halkının tümü” anlamında kullanmıştır.

Oysa Arapça millet sözcüğü, din, mezhep; bir dinden olanların birlikteliği anlamındadır.

Yakında devletin kimi yöneticilerinin “biz, milleti beyzadanız” dediğini duyarsanız, “bu nedir diye” bana sormayın!

Sizi bugünden bilgilendireyim: Millet-i beyza: müslümanların tümü demektir.

Saygın Arkadaşlarım

Yineleyeyim. Yabancı sözcük tutkunluğunun kişiyi gülünç duruma düşürmesinin sakıncası yok gibidir; ancak bize, “ulus” karşıtlarınca “Siz, bir milletsiniz” dendiğinde, buradaki ince ayırtıyı sezemez, bu tuzak söyleme karşı durmazsanız, ulusça dipsiz bir kuyuya yuvarlanmakta olduğunuzu söyleyebilirim.

Bir ulus olduğumuzu unutmayalım, her nedenceyle (vesile), “bir milletin ferdi” olmadığımızı, “Saygın bir ulus’un saygın birer bireyi” olduğumuzu dile getirelim!

Günümüzde saygın bir ulus olarak anılışımızın en önemli öğesi, iyemli dilimiz Türkçemizdir.

Türkçemizin sözcükleri yerine “başka diller”in* sözcüklerini hiçbir nedensiyle (bahane) kullanmayalım, kullananların tuzaklarına düşmeyelim!

*Saygın Nurullah Ataç gibi Saygın Ataol Behramoğlu da “yabancı diller” tanımlaması yerine “başka diller” denmesini önerir.

Bu öneriyi ben de benimsiyorum.

Tarık KONAL - 30 Ocak 2013

Son Yazılar

Sunny

36°C

Istanbul