yeniden kemalizm altan arisoy2 1

Türk Devrimi Ve Atatürk Kitapları Üzerine…

Atatürk, yalnız Türk tarihinin değil, dünya tarihinin de kaydettiği en büyük liderlerden biridir.

Sadece Atatürk’ü konu edinen kitap sayısı beş yüz dolayındadır. Diğer yayınların, araştırmaların, dergi, antoloji ve makalelerin sayısını öngörmek ise olası değildir. Ancak; bu sayının yüz binlerin üzerinde olduğu açıktır.

Atatürk ve Türk Devrimi birbirinden ayrılmaz bir bütündür. İç içe geçmiştir. Bu nedenle Atatürk’ün yaşamöyküsünü yazanlar zorunlu olarak Türk devrimini de anlatırlar. Bundan kaçınırlarsa yazdıkları nesnel olmaz. Doğru olmaz.

Atatürk ve Türk devrimi kitaplarını genel olarak incelemeye çalışalım:

ATATÜRK DÖNEMİ…

Sağlığında Atatürk’ü anlatan kitapların sayısı oldukça azdır. Dışarıdan bakanlar onu daha çok otokratik bir diktatör diye tanımladılar. Türkiye’ye gelip Onunla görüşebilenler ise demokrat yönlerinden övgüyle söz ettiler.

Bu dönemde Türk Devrimini ve Atatürk’ü anlatan en önemli kitaplar yine Atatürk tarafından yazıldı, diyebiliriz. Bunların başında, Türkiye Cumhuriyetinin, 1919-1927 arasındaki kurtuluş ve kuruluş aşamalarını anlatan Büyük Söylev “Nutuk” ve “Yurttaş için Medeni Bilgiler” gelir. Tekin ALP’in “Kemalizm” ve Mahmut Esat BOZKURT’un “ATATÜRK İHTİLALİ” kitaplarını da belirtelim. Ölümünün hemen ardından Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU da, “duygusal olabilirim” dediği “ATATÜRK” kitabını yayımladı.

Yazılan diğer kitaplar daha çok ulusal utkuyu anlatan, milletin gururunu yükseltici, ulusal duyguyu coşturan eserlerdir. Bunlardan bazıları cumhuriyet edebiyatı içinde yer alırlar.

Bu dönemde bir Atatürk biyografisi yazılamamıştır.

Atatürk’ün sağlığında Türk devriminin ideolojisi (Kemalizm) tam olarak kavranamadı ve kavratılamadı. Kemalist aydınlanma tamamlanamadı. Aydın sayısının azlığı, bunlardan çoğunun eski kuşak olması, Atatürk’ün genç yaşta sonsuzluğa göçmesi yüzünden, yeni cumhuriyet kuşaklarının çoğunluk sağlayacak şekilde yetişmesine olanak bulunamadı.

Sonraki onlarca yılda da Kemalizm’e fikren bağlı aydınların azınlıkta kaldığını, bu konuda yeterince eser yazılamadığını ve düşünsel savaşımda baskın olamadıklarını görüyoruz. Akademik dünyamızın üyeleri, büyük uğraşlarla bilim ve düşün dünyasında ilerleme yerine, çoğunlukla iktidarlarla iyi geçinmeyi seçtiler. Teslim oldular. Birinci seçeneğe yönelenler ise hemen kapı dışarı edildi.

Akademik çevrelerin bugünkü suskunluklarının nedeni bu teslimiyetçi tutumdur. Üniversiteler korkak, pısırık, yetersiz ve yandaş kadrolarla doludur.

ATATÜRK'ÜN ARDINDAN…

Atatürk’ün ölümünün ardından İnönü cumhurbaşkanı seçildi. Atatürk’ün sürdürdüğü devrimci ve kararlı tutumu bırakarak, Atatürk karşıtlarını “barışma” anlayışıyla belli makamlara getirdi. Feodaliteye kesin tavır koyamadı. Yeraltına inen Antikemalizm güçlendi. 2. Dünya savaşının getirdiği kıtlık ve yoklukla halkta oluşan tepki iyice su yüzüne çıktı. Karşıdevrimciler, savaşın bitmesiyle yeniden şekillenen dünyanın dayattığı özgürlük ve demokrasi söylemlerini slogan yaptılar. Bu tuzağa liberal-demokrat aydınlar ve sosyalistler de düştü. Yeni kurulan DP’ye destek oldular.

Daha sonraki yıllarda ise bunların çoğu önceden eleştirdikleri CHP’ye katıldı Kimi de kısa bir ömür sürecek yeni partiler kurdular. Oysa, iş işten geçmişti.

Verilen ödünler işe yaramadı. DP iktidara geldi. Feodalizmin, işbirlikçiliğin önü iyice açıldı.

Bu süreç içerisinde zaten kendi aydınlarını tam olarak yaratamayan Kemalizm’in temel ilkeleri devlet hayatından çıkarıldı. Kemalizm kavramının yerine, “Atatürkçülük” sözcüğü ikame edildi. Sözcük, “Atatürk’ü sevmek” anlamında bugün de kullanılmaya devam ediyor. Kavram, dilde yalınlaşmaya ve özleşmeye uygun olarak Türkçeleştirilmişti! Oysa amaç başkaydı.

Bu uzun dönemde Atatürk devlet katına hapsedildi. Halkın katılmadığı resmi törenlerde çelenk koymak, saygı duruşunda bulunmak ve hamaset yapmak bir ritüel oldu.

Bugün de öyledir.

Bu törenler yine birer zorunlu bir ritüel olarak görülüyor. İçtenliksiz bir şekilde devam ettiriliyor.

27 MAYIS SONRASI…

Atatürk hakkında yazılan kitaplar iktidar değişikliklerine koşut ya da karşıt bir gelişme gösterirler.

Genel olarak, Atatürk ve Türk devrimiyle ilgili en önemli kitapların 27 Mayıs 1960’tan sonra gelen özgürlük ortamına koşut olarak yazıldığını görüyoruz.

Bu dönemde aydınlar Atatürk’ün büyüklüğünü ve değerini daha iyi anladılar. Gerek ulusal bağımsızlık savaşlarının Kemalizm’den etkilenerek utkuyla sonuçlanması; gerekse 1950-1960 arasındaki baskılar Atatürk ve Türk devrimine olan ilgiyi artırdı.

Falih Rıfkı ATAY’ın Çankaya’sı, Lord Kinross’un Bir Milletin Doğuşu (Atatürk) kitabı, Şevket Süreyya AYDEMİR’in Tek Adam’ı, Tarık Zafer TUNAYA’nın “Devrim hareketleri İçinde Atatürk ve Atatürkçülük” kitabı bunlardandır. Doğan AVCIOĞLU, 1930’lardaki KADROcuların  “Kemalizm” ideolojisini UDD (Ulusal Demokratik Devrim) çerçevesi içinde kuramlaştırmada çok önemli bir işleve sahiptir. Başında bulunduğu YÖN ve ardından DEVRİM dergileri dönemin en önemli Kemalist hareketine öncülük etti..

Atatürk’ün Büyük Nutuk’u bile, yeni kuşaklarla ancak bu yıllarda buluşabilmiştir. TDK ve daha sonra Hıfzı Veldet VELİDEDEOĞLU Nutuk’u güncel dile aktardılar. Son olarak da Atilla İLHAN’ın “Hangi ATATÜRK” kitabını analım. (Not: Ben de gerçek Atatürk’ü bu eserleri okuyunca anladım.)

Yukarıda anlatılanlara koşut olarak, dinci- gerici yayınların 1970’li yıllarda arttığını, bugünlere kadar da gittikçe çoğaldığı da unutulmamalı…

BUGÜNLERE BÖYLE GELDİK…

Seksenli yıllar sözde Atatürk savunularak Türk-İslam sentezi denilen ucubeyi yerleştirmekle geçti.

Türkiye’nin en büyük siyasal bunalımının temelleri atıldı. Dinci gericilik yükseltildi. 

Doksanlı yıllarda ise, Küreselciliğin yoğun propagandası vardı. Devlet yapısı çürütülmeye başlandı.

2002 yılında AKP nin iktidara gelişinden sonra ise Atatürk ve Kemalizm’e saldırılar aşama aşama doruklara taşındı.

Cumhuriyetin sona erdirilmesine yönelik gelişmelere koşut olarak, daha da büyük bir özlemle yine Atatürk’e döndük. Atatürk kitaplarının sayısı hızla arttı. 

Andrew MANGO, İlker BAŞBUĞ, Emre KONGAR, Özgür KARSLI, Doğu PERİNÇEK, İlber ORTAYLI, Emin ÇÖLAŞAN ve daha birçok kişi Atatürk ve Türk devrimini yazdılar. Bu arada Kaynak yayınlarının “Atatürk’ün Bütün Eserleri” adındaki 30 ciltlik dev çalışması unutulmaz bir hizmettir.

Halkın son yıllarda bu alanda yazılan kitaplara yoğun ilgisi, zamanında büyüklüğünü göremediği, değerini bilemediği Mustafa Kemal Atatürk’ü daha iyi anlamaya başladığını gösteriyor.

Halk Atatürk’ü özlüyor ve geri istiyor.

Bu kitapların hepsi de kuşkusuz yararlıdır. İsterim ki, yurttaşlar -hepsini olmasa bile- birkaçını okuyabilsinler.

YILMAZ ÖZDİL’İN MUSTAFA KEMAL’İ…

Konuyu Yılmaz ÖZDİL’in “Mustafa KEMAL” kitabına getiriyorum.

Özdil, Mustafa Kemal’in yaşamında yer alan çok sayıdaki ayrıntıya yer vermiş.

Anlaşılıyor ki, bunları yıllar boyunca biriktirmiş. Özenli bir çalışma olduğu kuşku götürmez. İnsan olarak Mustafa Kemal’i anlatırken Can Dündar gibi “nesnel olmak, özel yaşamını anlatmak” adına yanlı yorumlara yer vermiyor. Mustafa Kemal’in kişilik özelliklerini olayların ayrıntılarına inerek yalın bir anlatımla aktarıyor. Ailesiyle, kadınlarla, çocuklarla ilişkisini, devrimlerini, sevdiği yemekleri, giyimini, beslediği hayvanları, doğa sevgisini, hizmetlilerle ilginç diyaloglarını, kitaplarını, entelektüel düzeyini, içkisini, hastalıklarını…

Kısaca O’nun kişilik özellikleri bütün ayrıntılarıyla ortaya dökülmüş. Bu konuda bilgi ve fikir sahibi olmak isteyenlerin yararlanması için çok ayrıntılı bir çalışma yapılmış.

Kitabın tanıtımına yayımından aylar önce başlandı.

Bu kitapla Atatürk’ü bütün dünyaya tanıtmanın amaçlandığı, çeşitli dillerde basılacağı, her evde bulunması için çaba harcanacağı, Atatürk’ü anlamak için mutlaka bu kitabın okunması gerektiği, hangi kurumlara destek olunacağı gibi ayrıntılar sürekli vurgulandı.

Sonun kitabın basımı tamamlandı ve dağıtımına başlandı.

Üç aydır birkaç tv kanalında her program arasında sürekli yinelenerek tanıtımı yapılıyor. Bunlar birbirine eklense 500 saatlik sürekli bir yayın olur. Dünyada bu uzunlukta herhangi bir tanıtım (reklam) yapılmış mıdır, bilemiyorum.

Yani iş başka bir boyuta taşındı.

Sürekli olarak, izleyenlerin kafasına vurur gibi aynı reklamın döndürülmesi o malın satılmasına değil, tepkiye ve artık alınmamasına yaramaz mı?

Kenan Evren’in Atatürk diye diye Atatürk’ü harcadığı, halkı Atatürk’ten uzaklaştırdığı unutuldu mu?

“Atatürk’ü anlatan böyle bir kitap okumadınız” tümcesi, bugüne kadar ‘Mustafa Kemal’i anlatan en önemli kitap budur’ şeklinde anlaşılmaz mı?

Böyle anlayan halk, bu reklamla aldatılmış olmuyor mu?

Bu iş, insanları mücevher vereceğim diye aldatıp bakır satmaya benziyor

Üstelik de yine Atatürk üzerinden…

Özdil, Mustafa Kemal’in yaşamından birçok olayı kopuk kopuk, spot ışığı altına almış. Bunlara, Atatürk’ün yaşamından anekdotlar da diyebiliriz.

Okunması oldukça kolay. Çok fazla ayrıntıya inmiş, bilinmeyenleri senaryolaştırmış. Kimi olaylarda tarih ve yer bakımından çok eksik var. Bu eksiklik kimi anlatılarda kuşkuya yol açabilir. Kitaba bu konuda dipnot şeklinde açıklamalar konabilirdi.

Spot olaylar biyografik bir eser sayılabilir mi?

Bana kalırsa bu kitap bir Mustafa Kemal biyografisi değil. Olaylar birbirini izlemediği, aralarında bağlantı yok. Nedenler, nasıllar, sonuçlar da yok. 

Sanki Atatürk bir devrim önderi değilmiş gibi ele alınmış! Devrimin anlamından, kavramından, nasıl bir süreç yaşandığından hiç söz edilmemiş. Karanlığın içinden çekip çıkarılan olaylar senaryolaştırılmış. Kitabı okurken Özakman’ın senaryosunu yazdığı “Cumhuriyet” filmindeki sahneleri anımsadım. “Şu Çılgın Türkler” kitabında da benzer bir anlatım biçemi vardı.

Sonuç olarak, Özdil’in Mustafa Kemal kitabında Atatürk yok. Önderi olduğu devrimden ayrık tutulmuş. Tarihsel rolü üzerinde durulmamış. Mustafa Kemal’in olağanüstü kişisel niteliklerini vurgulayan çok sayıda olay var. Olağan ve sıradan sayılabilecek özellikleri de çok ayrıntılı anlatılıyor.

Yılmaz Özdil, bu yüzden kitabının adını Mustafa Kemal koymuş.

İşi hiç bilmeden, “kitabın adını Atatürk koysun” diye kampanya açanlar, umarım ki bilmeden fikir ürettiklerinin ayrımına varırlar.

Yılmaz Özdil’in kitabı okuyanlarda Mustafa Kemal hakkında çok önemli ve olumlu izlenimler bırakıyor. Sırf bu yönüyle her evde bulunması, herkesin okuması, O’nun hakkında safsata üretenlerin propagandalarına iyi bir yanıt olacaktır. Kesinlikle okunmayı hak ediyor.

Bu konuda fazla abartıdan kaçınmak, her zaman nesnel olmaya çalışmak gerekmektedir.

ÖNEMLİ ATATÜRK BİYOGRAFİLERİ…

Lord Kinross’un “ATATÜRK”, Şevket Süreyya Aydemir’in “TEK ADAM” kitapları biyografik eser olarak bence daha anlamlı çalışmalardır.

Andrew Mango Küreselleşme bakış açısından kurtulamamış.

İlber Ortaylı -çoğu tarih yorumlarında yaptığı gibi- “bu adam” anlayışından çıkamamış. Siyasal-ekonomik-toplumsal koşullarla birlikte ele alamamış. İyi araştırılmamış, genel bir bakışın ezbere yazılmış bir ürünü gibi görünüyor.

Atatürk biyografileri arasında ayrıntılı bir çalışma da Erol MÜTERCİMLERE ait. Kitabının adı; FİKRİMİZİN REHBERİ:..

Kitap 2008 yılında yayımlanmış 1200 sayfalık oldukça ayrıntılı bir çalışma. Ancak redaksiyonu ve baskısı oldukça kötü. Doğru dürüst bir baskıyı çok hak ediyor.

Mütercimler, Atatürk’ün doğumundan ölümüne kadar bütün yaşadıklarını, tarih içindeki yerini birbirini tamamlayacak şekilde oldukça ayrıntılı bir şekilde işlemiş. Çok yararlı bir kitap. Ancak okunması uzun süren, merakla okurken kimi alıntılarla zaman zaman sıkıcı olan bir kitap. Kimi yerlerini bir başka kitap olarak toparlamak daha anlamlı olabilir.

Yazıyı bir not ekleyerek bitirmek istiyorum.

Ben de 2001 yılında çatısını kurduğum ve YENİDEN KEMALİZM adını verdiğim bir kitap çalışması yaptım. Yolladığım yayınevleri ünlü bir yazar olmadığımı gördükleri için, yıllar boyunca nazik ifadelerle beni oyaladılar. Belki ortam ve koşulların uygun olmadığını düşündüler.

Sonunda kendim bastırdım. Eylül ayından beri yayınevinin sitesinde duyurusu var.

Yılmaz Özdil, Mustafa Kemal’i anlatmış. Bir milyonun üzerinde satış yaptı.

Daha da çok satmasını isterim.

Ben Türk devriminin ideolojisini anlattım.

Sıfır satış…

Soru:

Fikirler, kavramlar, devrimler, ideolojiler mi önemlidir?

Yoksa bireyler mi? Onların kimi olağanüstü ya da her insanda görülebilecek sıradan yönleri mi?

Soru:

Toplumumuzda “okur” ya da “aydın” diye bildiklerimiz gerçekten o değerleri hak ediyorlar mı?

Yoksa, topluluk psikolojisinden kurtulmak hiç olası değil midir?

Soru:

Biz zaten Atatürkçülük ile sosyal demokrasiyi aynı kefeye koymakla aldanmıyor muyuz?

Atatürkçü olduklarını söyleyenlerin, ondan da çok ve gururla sosyal demokrat olduklarını ifade etmelerinin anlamı nedir?

Neden aynı gururla “ben Kemalistim” diyemiyorlar?

Bu sorulara açık yanıtlar verilmeden Türkiye’nin önü açılmaz.

Altan ARISOY – 19 Aralık 2018

yeniden kemalizm altan arisoy

Açıklama

Neden Yeniden Kemalizm?

Çünkü; Türkiye Cumhuriyetinin temeli Kemalizmdir.

Çünkü; Kemalizm’e son vermek Türkiye cumhuriyetini yıkmak demektir.

Çünkü; kemalist temel üzerine yükselen Cumhuriyet 20. Yüzyılın ilk yarısında toplumumuzu çağlar ötesinden uygar dünyaya taşıyarak, dünya uluslar ailesinin saygın bir üyesi yaptı.

Çünkü; Türk devrimi 20. Yüzyıla damgasını vuran en büyük hareketlerden biridir.

Çünkü; Kemalizm geçmişte kalan nostaljik bir anı değil; kurtaran, kuran, yüzyıllar ötesine uzanan ilerici değerleri taşıyan, geleceğimizin öncüsü olan ve Türk halkına özgü olmakla birlikte, evrensel nitelikleriyle dünyaya da örnek olabilecek bir siyasal sistemdir.

Ne yazık ki; bu kadar büyük bir harekete sahip çıkma konusunda yeterli mücadele verilemediği gibi, Atatürk’ten sonra iş başına gelen bütün iktidarlar karşıdevrime -halk dalkavukluğu yaparak- destek olmaktan da geri durmadılar.

Diyebiliriz ki; Türkiye cumhuriyetine ihanetin bu boyutlara ulaşması, Türkiye cumhuriyetini yönetenlerin bilerek yaptığı kötülüklerin sonucudur.

Devrim düşmanlarının inanılmaz derecede iftira, karalama ve sövgü kampanyalarına karşı çok az sayıda aydın dışında ciddi ve tutarlı savaşım veren olmadı.

Oysa Türk ulusunun ve Türkiye cumhuriyetinin varlığıyla, geleceğiyle ilgili tuzaklara, kumpaslara, düşmanlıklara yaşamsal derecede önem verilmesi, bu konuda yapılan saldırılara her yurttaşın bilgi ve bilinçle karşı koyması gerekiyor.

Sanki futbol dedikodusu yapılıyormuş gibi; Atatürk ve Kemalizm konusunda herkes fikir sahibidir. Ama bilgi sahibi değildir.

Türk halkı, bu büyük devrimi ulusun önüne düşerek gerçekleştiren Atatürk’ü; devrimin niteliklerini, yasalarını, devrim yıllarında yaşananları bilmiyor.

Çünkü; öğrenmesi istenmedi.

İftiraların, karalamaların, uydurmaların, akıl dışı düşmanlıkların yayılmasına izin verildi.

Bu konuda görevli kurumlar ve akademisyenlerin önlerini açmak yerine, onlara engel olundu.

Susturuldular. Birçoğu da bedelini yaşamlarıyla ödediler.

O’nun izinde olduğunu söyleyenler, kurduğu partinin yöneticileri ve çoğu parti üyesi on yıllardır “sosyal demokrat” olmakla övünürler. Kemalizm’i anmazlar. Bu kaçışı “ilericilik” sayarlar(!.)

Konunun ne denli önemli ve yaşamsal olduğu, neden karşıdevrimin iktidarı ele geçirdiği yalnızca bu çarpıcı örnekten bile anlaşılabilir.

Bu kitap, Türk devrimi, Atatürk ve Kemalizm konularında bilgi sahibi olmak isteyenlere yardımcı olmak amacıyla yazıldı.

On yıllardır ortaya atılan ve son yıllarda iyice azgınlaşan kimi iftiralara yanıtlar verildi.

Kitabın, her yaştaki okurun Atatürk ve Türk devrimini kavrama çabasında yol göstereceği umuduyla…

İstekli, yararlı, güzel okumalar…

*** *** ***

altan arisoy

Altan ARISOY

1948 Ermenek doğumluyum. Dört yaşımdaydım babam öldüğünde. Yetim ve yoksul büyüdüm.

İlkokulu bitirdim. Anam beni bir terziye çırak verecekti ki, kıyameti kopardım. “Ben okula gitmek istiyorum” diye tutturdum.

Bir öğretmenimizin evine gittik. Anacığım durumu anlattı. “Okumak istiyorum diyor. Ama ben okutamam. Hiç bir gerlirim yok. Bize bir yol gösterin.” Öğretmenimiz de; “merak etme, ihtiyaçlarını karşılayamasanız bile ilkokulu bitirdiği gibi ortaokulu da bitirir. Sonrasına tekrar bakarız.” Dedi.

Ortaokula böyle başladım.

Ailemizde okur-yazar kimse yoktu. Bu durum beni kamçıladı. Kitap, defter, kalem, giysi gibi eksiklerim sadece ortaokulda değil, yatılı girdiğim öğretmen okulunda da devam etti. Hemen bütün yazılı sınavlarımda düzgünce kestiğim ve çizdiğim harita-metot defterimin sayfalarını kullandım. Kurşun kalemimin iki ucunu da sivriltirdim. Sınav sırasında bir terslik olmasın, diye. Çünkü; kalem açacak bir aracım ve genellikle yedek bir kurşun kalemim de olmazdı.

Okulu iyi bir derece ile bitirdim.

Sınıf öğretmeni olarak 8 yıl çalıştıktan sonra da, Buca Eğitim Enstitüsü Sosyal Bilgiler Bölümü…

Meslek yaşamım ideali aramakla geçti. Bu yüzden 13 kez görev yerim değiştirildi. 10 yıl kadar sürgünlerde ve kötü koşullarda görev yaptım.

Anam 1987 de ölünceye kadar -6 yıl dışında- hep yanımda taşıdım. Zorluklara birlikte katlandık.

Son olarak Anamur İmam-Hatip Lisesinde 6 yıl…

Türkiye’nin geleceğiyle ilgili aydınlık beklentilerim giderek azaldı. Devlet, eğitim politikasıyla da Türkiye cumhuriyetinin temellerine dinamit koyuyordu.

Çalıştığım okulda başlayan başörtüsü sorunu büyüdü. Önceki yıllarda sadece Kuran-ı Kerim derslerinde baş örtüsünün takıldığı, ulusal basında örnek gösterilen bir İmam-Hatip okuluyduk. Ulusal basına bu kez ters açıdan konu olduk. Biz haklıydık. Gelen bakanlık denetmenleri bize karşı bir şey söylemiyorlar ama, işi de örtbas ediyorlardı. Okul yöneticilerini ise “devam edin” diyerek destekliyorlardı.

Emekliliğimi istedim…

1973 yılından bu yana yerel gazetelerde, gazete ve dergilerin okur sayfalarında, sonraları kemalist-ulusalcı internet sitelerinde makaleler yazdım.

Devletin yatılı okuttuğu, laik-bilimsel ortamda eğitilen bir Atatürk öğretmeniyim.

1969 yılında Doğan Avcıoğlu’nun “Türkiyenin Düzeni”eserini satırlarını çizerek okuduktan sonra Türkiyenin bütün sorunlarının Atatürkçülükle çözüleceği sonucuna vardım. Atatürkün gösterdiği yoldan ayrılışımız inanılacak gibi değildi. Atilla İlhan’ın “Hangi Atatürk” kitabı ise bu alanda bilimli, bilinçli ve kararlı bir aydın olmama ilham kaynağım oldu.

Bu kutlu savaşımda bir yerim olursa, ne mutlu bana.

Son Yazılar