ataturkiye2

Atatürk neden yükseliyor ?

Bu yılki Cumhuriyet Bayramı kutlamaları ve 10 Kasım Atatürk anmaları gösterdi ki Atatürk’ün temsil ettiği değerler yükseliyor.

Kutlamaları ve anma etkinliklerine katılımdaki artış bunu göstermektedir. Andımız tartışmasının 29 Ekim öncesinde olması, toplumdaki Atatürk ve O’nun ilkelerine, temsil ettiği değerlere hassasiyeti artırmıştır.

ATATÜRK NEYİ TEMSİL ETMEKTEDİR?

Atatürk, Türk Milleti’nin, kendi vatanında bağımsız, çağdaş, başı dik yaşayabileceğini temsil etmektedir. Andımız’ın ırkçı bulunması üzerinden “Türk Milleti” kavramının bilinçlerden uzaklaştırılmak istenmesi, Türk Milleti tarafından “özgüvenine yapılmış bir saldırı” olarak algılandı. Andımız’ı okutan zamanın Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip’in “ırkçı” bulunması, devletin başı Atatürk’e de “saldırı” olarak değerlendirildi. Dahası Türk Milleti, “demokratik, laik sosyal hukuk devleti” şeklinde örgütlenen Türkiye Cumhuriyeti’nin “yanlış temeller üzerine oturtulduğu” şeklindeki tarih çarpıtmasıyla karşı karşıya kaldığını gördü.

Tüm bunlar Türk Milleti’ne, Atatürk’e ve O’nun kurduğu cumhuriyete daha fazla sahip çıkılması gerektiğini gösterdi.

Peki bundan sonrasında bağımsızlığımıza, Atatürk’e, cumhuriyete daha fazla nasıl sahip çıkabiliriz?

Bu sorunun yanıtı “Atatürk kimdir?” sorusuna vereceğimiz yanıtla olanaklıdır.

Atatürk, kimilerinin AKPyi iktidardan indirmek için laiklik, çağdaşlığı bağımsızlığa tercih etmesine karşı önce “bağımsızlık” diyerek Türk Milleti’nin hepsine önderlik eden kişidir.

Bağımsızlığı, ölüme yeğleyen, o günlerde ve bugünlerde kimi aydınların “ABDsiz, ABsiz düze çıkamayız” söylemine karşı Türk Milleti’nin yeteneğine güvenen önderdir.

Hedefi “çağdaş uygarlık seviyesinin üzerine çıkmak” olarak göstermiş kişidir.

Atatürk hakkında bu tespitlere ne kadar uyuyoruz?

YAŞADIĞIMIZ ÇAĞ: EMPERYALİZM !

Önce yaşadığımız çağı ve ülkemizin içinde bulunduğu tehditleri tespit etmeliyiz. Temelinde emek sömürüsü olan emperyalizm milli devletlerin dinsel, mezhepsel, etnik gibi hususlarda kimlik talepleriyle böldüğü, buna karşı devletiyle beraber milletlerin direndiği çağdayızABD’nin başını çektiği emperyalist devletler Suriye, Kıbrıs, Ege Denizi’nden ülkemizi tehdit ediyor, PKK, IŞİD, FETÖ aracılığıyla milli devletimizi dağıtmaya çalışıyor.

ÖNCE BAĞIMSIZLIK

Emperyalizm çağında olduğumuz tespiti; emperyalizme karşı dernek, sendika, parti gibi kurumların, aydınların Türk Milleti’nin birliğini ne kadar savunduğu, emperyalizmi ne kadar gerilettiğini üzerinden değerlendirmemize yarar. Atatürk önce padişahı, halifeyi yani çağdaşlığı, laikliği hedefine koymadı. Önce “bağımsızlık” dedi. Çünkü Türk Milleti’nin bir kısmı padişahçıydı, ama bağımsızlık savaşında da yanındaydı. Herkes mücadele verirken hem cumhuriyetçi, laik olup hem de milli olmuyor. Mücadelenin unsurları böyle çelişkili tutum sergileyebiliyor. Atatürk, milli bağımsızlık savaşının zamanla çağdaşlık, laiklik hassasiyeti zayıf olanları da kazanacağını düşünerek Türk Milleti’nin bütününe seslendi ve “önce vatan” dedi. Dolayısıyla AKP ve tüm siyasi aktörlere “bağımsızlığı, milli birliği ne kadar savunuyor, emperyalizmi ne kadar geriletiyor” noktasından bakılmalıdır. Tutarsızlıkları üzerinden eleştiri getirilmelidir.

Darbe akşamı gördük ki laiklik hassasiyeti olan kimi kesim AKP’nin gidişatı emperyalizm ve onun işbirlikçisi bir cemaat tarafından da olsa mutlulukla karşılayacaktı.

Hala benzer tavır var. Geçen izlediğim bir tv programında milletvekilinin biri “AKP, Batıyla ilişkilerimizi koparıyor” diye şikayetçi oluyordu. Oysa o Batı PKK’nin, FETÖ’nün, Suriye’de ciğer yiyenlerin arkasında değil mi!

Muhalif olmak; beğenmediğimizi emperyalizme şikayet etmek veya oradan medet ummak değildir. Türk Milleti’ne bel bağlamayan tutum emperyalizme bel bağlar. Dikkatli olalım.

ANDIMIZ’A ANTİEMPERYALİST GÖZLE BAKALIM !

Andımız meselesini de emperyalizm çağının gerçeğinden yola çıkarak değerlendirmeliyiz. Avrupalılar bizim “sarı ve geri bir ırk” olduğumuzu iddia ederek kendimizi yönetemeyeceğimizi söylüyorlardı. Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü, Reşit Galip gibi kadrolar yenilmiş, özgüveni kaybolmuş, ümmet bilincindeki bir topluma “başarırım” bilincini “varlığım Türk varlığına armağan olsun” diyerek vermek istiyorlardı. Emperyalistlerin “siz geri ırksınız, yönetemez ancak yönetilirsiniz” tezine karşı, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kadrolar “Türk, Öğün, Çalış, Güven” diyorlardı. Andımız, Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir” tarifindeki ırkçılığı dışlayan, coğrafi olarak tanımlanan Türk Milleti kavramını pekiştirmek için yazılmıştı.

Reşit Galip Bey Andımız’ın ırkçı olmadığını biz insanlığın deri veya saç rengine göre parlayıp karardığına inanan ve âlemi inandırmak isteyenlere küçümseyerek bakarız” sözleriyle dile getiriyordu.[1] Aksine, Batının “ırkçı” olduğunu Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Akçura “ırk teorisini emperyalist devletler icat ettiler” diyordu.[2]

Kendimize soralım:

Varlığımız Türk varlığına armağan olmasın da tarikat, cemaat şeyhine, ırkçılara mı armağan olsun?

“Türk Milleti” kavramında birleşmeyelim de dinlere, mezheplere, tarikatlara, cemaatlara hatta bunların kollarına, etnik kökenlerimize mi ayrışalım?

Bazı Cumhuriyetçilerin “Andımız 1930lar yazıldı, bugün olmasa da olur, Andımız emek-sermaye çelişkisini içermiyor” tarzındaki tavrı emperyalizm çağının temelindeki emek sömürüsünü, milli devletlerin parçalanmak istendiğini gerçeğini görmemektir.

AB eski temsilcisi Karen Fogg “Türk tarihinin hakkından gelmeyi” amaçlıyordu. Hakkından gelmek istediği 1930lar Türkiye’si. Andımız’ı sadece Türk olduğumuzu, çalışmamız gerektiğini vurgulamak için savunmuyoruz. Ümmet ve ırka dayanan anlayışlara karşı emperyalizme karşı vatanın bütünlüğünü sağlama yollarından biridir Andımız. Emperyalizme karşı milli birlik içindir.

ATATÜRK NE TAKLİTÇİYDİ NE DE BATICI…

Atatürk ilkeleri zorunlulukların ürünüdür. Atatürk ilkeleri; bilim üretemeyen, aklını özgür kullanamayan, Orta Çağ düzeninde yaşayan bir toplumun milletleşmesinin, çağdaşlaşmasının, üretip kalkınabilmesinin gerekliliği olarak ortaya çıktı. Bazı İslamcı çevrelerin belirttiği gibi Batı hayranlığının, taklitçiliğinin ürünü değildir. Zaten taklitçilikle Atatürk dönemindeki kalkınma sağlanamazdı. Diğer yandan da Atatürk “Batı” kelimesi ile kullansa da bundan çağdaş uygarlığı anladığını da belirtmişti. Dahası Batı’ya karşı bağımsızlık mücadelesi veren kişinin Batı’yı işaret etmesi beklenemez. O bakımdan Batı’nın “laik” gibi görünen yönünün onun emperyalist yüzünü görmemizi engellememelidir. IŞİD’i, El Nusra’yı besleyen Batı’dır.

EMPERYALİZM GERİLEMEDEN LAİKLİK SAĞLANAMAZ !

Biz bağımsızlığımıza gölge düşürmeyen ama laik de olmayan devletlerle işbirliği yapmaktan kaçınmamalıyız. Önce bağımsızlık. Emperyalizm gerilemeden laiklik sağlanamaz. Kimilerinin “Ne yani, Rusya’yı, İran’ı, Suriye’yi mi örnek alacağız!” cümlesi yerinde değildir. Meselemiz örnek alma değil emperyalizme direnmedir. Bu ülkelerle bağımsızlık temelinde işbirliğimizi geliştirmeliyiz. Her ülkenin rejimi kendini ilgilendirir.

ATATÜRK GİBİ DÜŞÜNELİM !

Norveç’te kullanılan sözdür bu. Taklitçi ve Batı hayranı olmayalım, Atatürk gibi çağdaş uygarlığı hedefleyelim. Ne yapacaksak beğenmediklerimizi AB’ye, ABD’ye değil Türk Milleti’ni şikayet ederek ve Türk Milleti’nin desteğini alarak yapmalıyız. Bu ülkelerin emperyalist olduğunu unutmadan; “önce vatan, önce bağımsızlık” diyerek Atatürk gibi Türk Milleti’ni birleştirelim.

Varlığım Türk varlığına armağan olsun!

Mustafa SOLAK – 20 Kasım 2018

Dipnotlar :

[1] Birinci Türk Tarih Kongresi, Konferanslar, Zabıt Tutanakları, Maarif Vekaleti Devlet Matbaası, Ankara, 1932, s.158.

[2] Age, s.606-607.

Son Yazılar

Cloudy

14°C

Istanbul