ataturk afet sofra dil dersleri2

Atatürk ziyafetleri cebinden öderdi!

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu sefer de iftar sofraları gündemde.

Gazete haberlerine göre, her kesimden insanın davet edildiği bu ziyafetlerin masrafı yüz milyarları buluyormuş. Bunların Cumhurbaşkanlığı bütçesinden mi, yoksa Erdoğan’ın maaşından mı ödendiği konusunda net bir açıklama yok ama, Aksaray’ın şatafatı ve lüks harcamalar önümüzdeki günlerde konuşulmaya devam edecek...

Kıyaslamak gibi olmasın ama, Atatürk de Çankaya Köşkü’nde davetler verir ve toplumun her kesiminden insanları ağırlardı. Meşhur Çankaya Sofrası’nda yapılan masraflar da öyle devletin kesesinden değil, bizzat kişisel hesabından yapılırdı! Reisicumhur Atatürk, bununla da kalmaz Çankaya Köşkü’nde çalışan personelin bile yeme içmesini kişisel hesabından ödetirdi.

ataturk afet sofra dil dersleri

MEŞHUR ZİYAFETLERİN MASRAFI!

Devletimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün, Çankaya Köşkü’nde geceleri verdiği özel ziyafetler hep dillendirilir. Sazlı sözlü, içkili sanılan davetlerin pek de öyle olmadığı bizzat yakınlarının aktardığı... Gazi Hazretleri, yapacağı yeni işler için, uzmanların görüşlerini almak ve onları dinlemek için bu davetleri düzenler ve onlar çekinmesin; rahat konuşsunlar diye de içki ikramında bulunurmuş. İçki de öyle dağıtacak kadar ikram edilmez. Kararınca... Dağıtanlar da sessizce koluna girilip masadan kaldırılır ve evlerine götürülürmüş. Çok kişi de bunların devletin kesesinden ödendiğini sanır. Hayır! Resmi davetler dışındakiler kişisel hesaptan...

KÖŞK VATANDAŞA DA AÇIKTI...

Gazi Paşa’nın bir de halktan konukları vardı. Bunlar da Köşk’te ağırlanır ve giderken de ceplerine harçlık konulurdu. Gazi’yi rüyasında gören yaşlı bir kadın, yollara düşmüş ve Çankaya’ya gelerek Gazi Paşa’nın konuğu olmuştu. Paşa, Orman Çiftliği’nde rastlaştığı bu yaşlı kadını Çankaya Köşkü’nde 2 gün misafir etmiş ve sonra da giderken 3 inek parası vererek sevindirmişti. Bu olayın hoş hikâyesini Sabiha Gökçen anılarında anlatır...

GENEL SEKRETERİ ANLATIYOR...

Atatürk’ün yanında 16 yıl hizmet vermiş olan (TBMM Tahrirat Kaleminde Birinci Kâtip (1922), Cumhurbaşkanlığı Köşkü Mutemetliği (1924), Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürlüğü (1927) ve Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği (1932)) Hasan Rıza Soyak, bu konuda şu önemli bilgiyi anılarında paylaşıyor:

“Cumhurbaşkanına 1927 senesine kadar ayda 5.000 lira maaş ve 7.000 lira fevkalade tahsisat verilmekte idi; 1927 senesinde bunlara, umumi bir kanun ile ve ‘pahalılık zammı’ adı ile 2.480 lira ilave edilmiştir. 1927 ve 28 senelerinde bütün bunlardan ceman 453 lira, 1929 ve 30 senelerinde 724 lira, 1931 senesinde de 1293 lira vergi kesiliyor ve bu son senede kendisine net olarak ayda 13.186 lira ödeniyordu. 1932 senesinde çıkan bir kanun ile bilhassa yüksek maaş ve ücretlere kademeli olarak artan nispeten ağır vergiler konulmuştu; buna göre Cumhurreisinin maaş ve tahsisatından kesilecek olan vergi miktarı 5.401 liraya çıkmış ve ele geçen miktar 9.078 liraya düşmüştü.

100 KİŞİNİN MASRAFI...

Bunun 2 bin lirasını aşağıda izah edeceğim veçhile her ay İnönü’ye vermekte olduğundan hakikatte elinde kalan miktar 7.000 liradan ibaretti. Diğer taraftan o zamana kadar yaverler ve muhafız polislerle beraber, Köşkün içinde ve dışında çalışan bütün müstahdeminin iaşesi ve Köşkün sair masrafları Atatürk tarafından yapılmakta idi; hatta istasyondaki binada bulunan Hususi Kalem memurları da, öğle yemeklerini yine masrafı Atatürk tarafından ödenen bir tabldottan yiyorlardı. Her günkü iaşe mevcudu sabah ve akşam misafirlerle beraber 90 - 100 kişiyi buluyordu.

Seyahatlerinde, devletçe kendisine yalnız tren veya vapur gibi vasıtalar temin ediliyordu; diğer masraflar tamamen Atatürk’ün kesesinden çıkıyordu.Yalnız kendisi için değil, maiyeti için dahi, ‘harcırah’ diye bir şey bahis konusu değildi. Halbuki ekseriya misafiri olarak onunla beraber seyahat eden Başvekil ve Vekillerle maiyetleri bütçeden yol masrafı ve yevmiye almakta idiler.

‘ZARURİ MASRAFLARI BİZ YAPALIM’

Bir gün kendisine bundan bahsederek yolculuk dolayısiyle katlandıkları bazı zaruri masraflarını (Yatacak yer, yemek ve hatta kullanılan içki, zaten temin edilmekte idi; bunlar haricindeki masrafları çamaşır yıkatmak ve ütü gibi şeylerdi.) karşılamak üzere yaver ve Hususi Kalem memurlarına da alelusül yevmiye verilmesine müsaade buyurmasını rica etmiştim, kabul etmeyerek:

“O zaruri masraflar ne ise hepsini biz yapalım!” demiş ve ondan sonra da öyle yapılmıştı.

Aradan bir müddet geçtikten sonra vaki olan mükerrer istirhamlarım üzerine yaver ve memurlara ayrıca devlet bütçesinden yılda birer maaş nispetinde ikramiye verilmesine muvafakat buyurmuşlardı.

Devlet bütçesine -kabilolduğu kadarbar olmamak (zahmet vermemek) hususundaki titizliği ve bilhassa devletin mümessili bulunmak sıfat ve haysiyeti nazarı dikkate alınmayarak, umum arasında Devlet Reisliği tahsisatının da birdenbire mühim miktarda azaltılmış olması kendisine dokunmuştu.

Bana:

“Bizim, Köşktekiler ve misafirlerimizle beraber geçinmemiz için ayda ne kadar paraya ihtiyaç vardır?” diye sordu; cevap verdim:

“Bilmem efendim ama herhalde 1.000- 1.500 lira kâfi gelir zannederim.”

“Öyle ise bize bu parayı versinler, diğer masrafları devlet yapsın, münasip olanı budur” ve bahsi değiştirdi. Bir daha bu meseleden bahsettiğini işitmedim; eminim ki aradan 24 saat geçmeden bunu tamamiyle unutmuştu.” (Hasan Rıza Soyak, Atatürk’ten Hatıralar, C.2, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 1973, s.691-692)

Atatürk bu parayı nereden bulurdu?

Cumhurbaşkanlığı maaşı ve üzerinde bulunan çiftlik gelirlerinden.

Onları da 1937 yılında Hazine’ye bağışladı... Başka söze gerek var mı?..

Ercan DOLAPÇI - 07 Temmuz 2015 - Aydınlık

Son Yazılar

Showers

13°C

Istanbul