hakimiyeti_milliye_gazetesi2_225

Anadolu!

Bir buçuk yıldan beri Anadolu'yu yer yer harekete geçiren ve küçük veya büyük

bütün bu hareketleri bir araya toplayarak, bunlardan koskoca bir devrim yaratmak yönündeki düşünce, önceleri sa­dece bir duygu ve heyecandan ibaret, belirsiz, genel, bulanık, soyut bir şey olduğu halde bugün, şöylece çevremizi incelediğimiz zaman açıkça görüyoruz ki, başlı başına açık, kesin ve somut bir kavram olmuştur.

Bu düşünceyi ifade etmek için en kısa deyiş, tek bir esastan ibarettir :

Anadolu!..

Eğer bunu bir satır ile de ifade etmek gerekirse, şöyle diyebiliriz:

- Bir buçuk yıl önce doğup, o zamandan beri sa­dece yaşamakla kalmayarak, aksine günden güne büyümüş olan bu düşünce, "Anadolu Anadolularındır!" söyleminden ibarettir…

Anadolu sözcüğü, artık başlı başına uzun anlamları içeren bir kavram olmuştur.

Düne kadar Osmanlı İmparatorluğu içinde yer alan ülkeleri gösteren haritalar üzerinde bu mevcut ülkelerin bir parçası olarak göze çarpan ve daima bir sıfatla “birlikte” kullanılan bir isimden ibaretti :

- Anadolu-yu Şahane!..

Hâlbuki bugün Anadolu, böyle bir coğrafya parçası olmaktan çık­mış, başlı başına bir düşünceyi ifade etmeye başlamıştır.

Anadolu sözcüğü, bugün zihinlerde ayrı ayrı anlamlar işaret ettiği halde, aynı zamanda hem bir iktisadi varlık, hem bir milli varlık ve hem de bir siyasi varlık ifade etmektedir…

Anadolu, Küçük Asya’nın yarımadasıdır. Bu yarımada üzerinde yaşayan insanlar arasında bir birlik vardır. Yine bu insanlar arasında pek büyük bir kitle teşkil eden Türkler, millî birliklerinin sahibi ve müdrikidir­ler.

Bundan sonra Anadolu, başlı başına siyasi bir anlam da ifade eder ki, o da coğrafi, iktisadi ve milli anlamların pek doğal ve zorunlu bir sonucudur…

Anadolu, siyasi bir varlık oluşturmaktadır… Öyle bir siyasi varlık ki, dışarıya karşı bağımsız ve içeride ise, özgür!..

Anadolu, üzerinde yaşayan ve çalışan halk kitlelerinin bütün haklarını ve bütün görevlerini ve kısacası, bu halk kitlelerine ait bütün ortak çıkarların, sadece onlar tarafından ve yalnız onlar he­sabına idrak edilmesini istemekten ibaret olan bir ilke olmuştur ve bu ilke, bir gerçeğin, bir varoluşun ifadesinden başka bir şey değildir...

Anadolu düne kadar yalnız bir coğrafi ifadeden ibaretti;

Öyle bir coğrafi ifade ki, buna sahibi İstanbul'dan ibaret bir çiftliğin ismi de­mek de uygun olabilirdi.

Anadolu toprakları üzerinde yaşayan ve o toprakları, dış düşmanların saldırılarına karşı savunulmasını kanıyla üstlenmiş olan milyonlarca insanların hiçbir hakkı yoktur.

Anadolu, İstanbul'a bağımlı ve tutsak; İstanbul ise, yabancıların tutsağıdır.

Böylece iki katlı bir tutsaklık altında Anadolu insanı, çağlar boyu ezilmeye mahkûm kalmıştı.

İstanbul'un bir emri, Macar ovalarında at koşturan vezirlerin haşmet ve göste­rişi için yüzbinlerce Anadolu Türk'ünün kanlarını akıtmalarına ye­tiyor; İstanbul'un bir sözü bütün Anadolu halkının geleceği yönündeki en karanlık emirlerin derhal uygulanması için yetiyordu… Oysa Anadolu, artık genel olarak yaşamı ve özel olarak da kendi yaşamını böyle anlamıyor!

Anadolu şimdiye kadar sadece vermiş ve İstanbul'un boynuna taktığı esaret zinciri altında sürüklene sürüklene bugüne kadar gelmişti… İstanbul dışarıdan gördüğü baskılara karşı [sadece] kendisini kurtarmak amacı ile, eski Osmanlı İmparatorluğu'nun topraklarını birer birer ötekine-berikine dağıtmaktan başka bir şey yapmış değildi. İki yüzyıldan beri verdi verdi ve nihayet verecek başka bir şeyi kalmadığı için, bu defa da Anadolu'yu fedaya karar verdi…

İstanbul, İstanbul'da rahatına bakmak, gününü hoş geçirmek için nihayet Anadolu'yu da feda edince, artık bu kez Anadolu, eski kör eylemsizliğinden kurtulmak gereğini hissetti ve "Ne İstanbul ne de ötekiler!" diyerek kimsenin boyunduruğu altına giremeyeceğini göstermek üzere, bütün yaşamı boyunca ilk kez kendisi için silahına sarıldı… Bu ayak­lanma, artık Anadolu sözcüğünün ifade ettiği anlamı değiştiriyor… Ve tarihin anılar yıkıntılar enkazı altında gizlenmiş duran “gerçek Anadolu” düşüncesini meydana çıkarıyordu.

Anadolu Anadolulularındır!..

Öncelikle bir coğrafi ifade, sonra bir iktisadi ifade ve sonuç olarak da bir milli ifade olan Anadolu, ne İstanbul'un ve ne de Avrupa'nındır… Anadolu, kendisinin ve sadece üzerinde yaşayan insanlarındır.

Anadolu'nun olmayan her yer ise, başkalarının, yani o topraklar üzerinde bu anlamda coğrafi, iktisadi ve milli bir varlıkla var olanlarındır.

Anadolu, şu son on yıl içinde pek çok felaketlere uğradıysa, pek çok felaketler gördüyse bunlar yararsız kalmış de­ğildir. Anadolu, hiç olmazsa bu nedenle varlığının anlamını öğren­miş, onu tamamen anlamış oldu. Bu öğreniş ve anlayış yararlarla doludur. Anadolu bu kez, yani ilk defa olarak bir düşünce için müca­dele ediyor. Evvelce İstanbul için, vezirler, vekiller için, padişahlar için kan dökerdi. Bu defa yalnız kendisi için, kendi hayatını kurtar­mak üzere uğraşıyor. Bunda başarılı olacağı da şüphesizdir, çünkü bu kez Anadolu'nun düşmanlarıyla mücadele eden kuvvet, birta­kım paşaların ve padişahların idare ettiği orduların kuvveti değil, halkın ruhundan doğan ve halk kitleleriyle ifade edilen bir düşüncedir!..

Hakimiyet-i Milliye Yazıları (13)

Mustafa Kemal ATATÜRK

**************************************************************
Günümüz Türkçesine Uyarlayan : Özge HAKSAL
http://www.dnm-ler.com/

ozge_haksal

Son Yazılar