hakimiyeti_milliye_gazetesi225

İstanbul Zihniyeti!

İstanbul'da "Anadolu ile anlaşmak" diye bir cereyanın mevcut ol­duğunu görüyoruz.

Bu düşünce, dünün ve bugünün fikri değildir.

Hatta Bakanlar Kurulu’nda yapılan son bakan değişikliklerinden önce de bu düşünce vardı ve [Başbakan] Damat Ferit'in zihni de böyle bir şeyle meşguldü.

Hatta daha da garibi şudur: An­laşılıyor ki Damat Ferit, bir ara Anadolu ile anlaşmayı ve bu politikasının zemini içinde bir de genel af ilan etmeyi düşünmüş…

Bugüne kadar olup-bitenden vardığımız sonuç ise, yeni oluşan Bakanlar Kurulu’nun da bu düşüncenin yanında olduğudur. Tevfik Paşa etrafında toplanan kişiler de Anadolu ile anlaşmak olanağını korumaktadırlar.

Ortaya çıkan durum, “Kesemediğin eli öp de başına koy!..” biçimindeki atasözünün pratik içindeki doğrulanmasından ibarettir. Bu durum, bizim için, iki ucu da aynı noktaya varan iki anlamdan ibarettir:

Bir tarafta, İstan­bul “dolabı” ve bu dolabın ardında gidenlerin, artık Anadolu'yu şiddet kullanarak elde etmenin imkânsız olduğunu anlamış olmaları…

Diğeri ise, İstanbul'un ne ölçüde garip bir düşünce biçimi ve psikolojik durum içinde bulunduğu…

İstanbul'un düşünce biçimi, hayret edilecek bir oluşum içindedir…

İstanbul, hâlâ Anadolu'yu affetmek biçiminde ortaya koydukları bir sorun ile meşguldür. Demek oluyor ki İstanbul, apaçık ortaya çıkan gerçeklere rağmen hâlâ hülya ve rüya içindedir.

Öyle anlıyoruz ki İstanbul, henüz durumu tam anlamı ile anlamış değildir.

Sevr Antlaşması bütün şiddetiyle Türkiye’yi ezmek istediği bir sırada, İstanbul'un Anadolu ile uzlaşma düşüncesi ile meşgul olması [bu sorunu gündeminde tutması], Anadolu'nun çok kötü koşullarda bulunduğu varsayımına dayandırılmaktadır.

Gerçekte, Anadolu manen bozulmuş, maddeten gücü bitmiş, halkı korku ve eziyet içine düşmüş, çaresiz bir durumda olsaydı, belki bir an için içine düşülecek bir şaşkın­lık arasında Sevr Antlaşması’na boyun eğmek akıldan geçirilebilirdi…

Fakat Anadolu bugün, düne oranla, karşılaştırılamayacak ölçüde güçlüdür.

Anadolu siyasetini, düşüncesini, amacını ve İstanbul'a karşı olan durumunu belirlemiş ve örgütünü günden güne genişleterek, her gün her alanda gücünü artırmaya başlamış, kendi geleceğine doğru yürümektedir…

Anadolu’nun düşüncesi ve temel amacı, Batı Cephe­si’nin doğusunda olduğu kadar, batısında da anlaşılmış bulunmaktadır. Anadolu, kendi varlığını savunmak için, İstanbul'un dar bakış açısının an­layamayacağı ölçüde güçlüdür. Ayasofya'da söylediği yalanlara, Sultanahmet'te kendisi de inanan İstanbul, Anadolu’nun, gücünün son noktasına gelip dayandığı ve bu nedenle de, Sevr Antlaşması’nın kabulü aşamasında İstanbul'la uzlaşma­ya hazır olduğu yanılgısı içindedir.

Oysa Anadolu, bu mücadeleye başladığı zamana kıyasla şimdi çok daha güçlü ve kendine olan güveni daha da kuvvetlenmiş bir durumdadır. Ve Sevr Antlaşması’ndan Türkiye’yi kurtaracağına tümü ile emin ve inançlıdır. Bu nedenle İstanbul'un bu yönde bir hayale kapılması asla gerçekçi değildir.

Sevr Antlaşması ortada durdukça Anadolu elindeki silahı bırakamaz!..

Bu silah sadece kendi silahı değildir. Kendisiyle beraber Avrupa ve Asya'da Sevr Antlaşması’na egemen olan ruha karşı isyan etmiş birçok milletler vardır…

İstanbul'a haber verelim ki, Anadolu ülkeyi kurtarmak için bu isyan gücünün yeterli olduğuna emindir. İstanbul bizimle dost olduğu ve Anadolu davasının anlamını kavradığı sürece biz de onu kurtarmak için çalışırız...

Fakat İst­anbul, İngilizlerin elindeki bir oyuncak olarak Anadolu'ya karşı düşmanca tutumunu sürdürdüğü sürece bizim de açık bir düşmanımız konumundadır…

O’nunla görülecek pek çok hesabımız olmakla beraber, bunları geleceğe bırakıyoruz.

Öncelikle bütün gücümüzle Sevr Antlaşması’nın hesabını temizleyeceğiz…

Ve sonra da İstanbul-Anadolu davasını kökünden halledeceğiz.

İstanbul'u böyle düşüncelere sevk eden batı zihniyetinin ortaya çıkışında bir rastlantının da etkisini görerek, yazımızı bitir­meden önce, bu konuya da değinmek istiyoruz :

Ankara'da bu Millet’in Hükümeti oluşturulurken İstanbul'da "nezaret" adı verilen makamlara burada "vekâlet" denmişti.

Söz konusu “Vekâlet” kelimesinin burada­ki anlamı, milletin ve onun temsilcisi olan Millet Meclisi'nin ve­kâletidir.

Halbuki İstanbul, hep hülya içinde bu “Vekâlet”leri “Nezaret”lerin temsilcileri sanıyor…

Ve işte kendilerini aldattıkları nokta burasıdır.

Bu iki anlam arasındaki farklılık, Doğu ile Batı kadar uzaktır.

Hakimiyet-i Milliye Yazıları (12)

Mustafa Kemal ATATÜRK

**************************************************************
Günümüz Türkçesine Uyarlayan : Özge HAKSAL
http://www.dnm-ler.com/

ozge_haksal

Son Yazılar