hakimiyeti_milliye_gazetesi2_225

Asrın Prensipleri!

Bütün dünya milletlerinin genel hareketinde Wilson'un sürekli bir barışa esas olmak üzere ortaya koyduğu milliyet prensiplerinin etken olduğu görünüyor.

Asırlardan beri çeşitli milletler için tahammül edilmez baskılar uygulayan emperyalizm ile milliyet ve bağımsızlık esaslarının bu mücadelesi, hiç şüphesiz er veya geç emperyalizmin yenilgisi, hiç olmazsa durdurulması ile neticelenecektir.

Bu zaferin ertesinde bağımsızlıklarını ve varlıklarını kurtarmış olan milletler, söz konusu prensiplerin aşırılık ve bağnazlığa müsait olmasından dolayı, kıskanç ve olumsuz siyasetler takip etmekten kendilerini kurtarabilecekler midir?

Bu mesele çok önemlidir.

Her kavmin, mutluluğu ve gelişmesi adına, kendisini meydana getiren insanların ve bir kavim olarak varlığının sağlam bir inanç ile kalıcı olmaya düşkün olması doğaldır. Fakat, milletlerin ortak düşünceleri üzerinde sabit fikirler doğuracak olan bu sağlam iman, bir gün pek kolaylıkla kıskanç ve bencil bir bağnazlığa dönüşebilir.

Her millet; milliyetinin ölümsüzlüğünü, tarihi zaferlerine ve medeniyet kademelerine dayandırmak suretiyle, milli vicdanı büyütmek mecburiyetindedir. O kadar ki, bir millet, milletlerin dayanabildiği tarihe kadar uzak zamanlardan zincirleme gelmiş ve birikmiş (köklü) geleneklere bağlı ise, o millet, o kadar esaslı bir varlık sahibidir, denebilir...

Halbuki, tarihin ve en eski medeniyetlerin evreleri, topraklar ve kıtalar üzerinde çeşitli kavimlere ait kaynaşmış ve karışık hatıralardan, her kavmi yararlanmaya sevk edecektir. Bu gayretle arazi ve sınırlar üzerinde başlayan mülk edinme davalarının zayıf milletleri kuvvetli milletlere bağlı bulunduracak yeni "hak"lar doğurması ve yeni bir emperyalizme varması ihtimali ortadan kalkmış değildir... Özellikle bu anlaşmazlıklardan Avrupa emperyalizminin eski şekilde devam edebilmek çaresini bulmak için istifade etmesi, bağımsız ve milliyetlerine şiddetle bağlı küçük kavimleri birbiriyle mücadeleye sevk ederek, bir tarafı himaye etmek suretiyle asırlık siyasetini tekrara yol bulması çok mümkündür.

Irklara bağlı milliyet prensiplerinin ne ölçüde korkunç emperyalist istilalara alet olduğunu ve özellikle ırk temelinin, hiçbir yerde ve hiçbir millet için itiraz edilemez bir esas olamayacağını, bir taraftan Dünya Savaşı ve diğer taraftan ise, ilmi incelemeler yeterli derecede ispat etmiştir...

Slav Birliği, Cermen Birliği ve Latin Birliği gibi teoriler, aynı ırktan oldukları halde daha büyük milletlerin, sırf "ırki ilişki"den dolayı kendilerine sataşmakta olmasını hiçbir millet iyi karşılamadığı için kuru bir teoriden ibaret kalmışlardır.

Bulgarlar, Slav oldukları halde hiçbir zaman Rus-Slav Birliği'nin pençesi altında ezilmek istemediler. Bulgarları yine örneğin, ırk olarak Türk saymakla hiçbir zaman genel siyasetlerinde Türkiye yararına özveride bulunmaya yöneltmek olanaklı olmamıştır. Olsa olsa bu teori, Rus Çarlığı'nı, zorla Bulgaristan'ı istilaya teşvik edebilirdi. Türkiye ortadan kalkmadıktan sonra, Çarlığın görüşü de bundan başka bir şey değildi.

Halbuki barışa esas olmak bilhassa devamlı bir barış temin etmek üzere ortaya konan milliyet prensiplerinin, böyle fetih ve istila amaçlarını, sınır kavgalarını, siyasi taşkınlıkları taşımaması gerekmektedir... Nitekim Wilson da, birçok defalar Amerika'yı örnek olarak göstermiş; orada mevcut olan kavimciliğin ve bu kavimlere ait medeniyet izlerinin hiçbir hak ve iddiaya esas olamayacağını belirtmiştir.

Şu halde, Wilson Prensipleri'nin söylene gelen milliyet esasları, şimdiye kadar birçoklarının yanlış anladıkları gibi, memleketlerinin sınırları dışındaki milletler ile ilgili değildir.

Ve bundan dolayıdır ki, Türkiye'de bir Ermenistan'ın, Trakya'da bir Bulgaristan veya Yunanistan'ın iddia edecek hiçbir hakkı yoktur.

İzmir'de Yunan işgaline karşı bizce en çok savunulacak esas budur. Yoksa, İzmir'de Rumların çoğunluğu oluşturup oluşturmadıkları ayrı bir meseledir. Ve Yunanistan ile hiç de ilgili değildir. Osmanlı memleketlerinin bir tarafında, bir köyde, bir kazada herhangi bir kavim çoğunluluğu oluşturabilir. Fakat hiçbir zaman bu durum, o kavmin ilgili olduğu davaya, bu köy veya kazanın ilave edilmesine sebep oluşturmaz.

Çoğunluk meselesi, ayrı bir varlık ve milliyet oluşturmak iddiasında bulunan kavmiyetler için söz konusudur. Mesela, Araplar Halep'in aşağısında kalan bütün Arabistan'ın milli çoğunluğunu meydana getirirler. Ve bundan dolayıdır ki, onların bağımsızlıklarını, kabul ettiğimiz milliyet prensiplerine uygun görüyoruz.

Dolayısıyla, asrın prensipleri, karışık, tartışmalı, emperyalizme imkân tanıyan milliyet prensipleri değil, (tam tersine) her kavmin mutluluğu ve gelişmesi adına hoşgörülü davranma esasından kaynaklanan barışçı prensiplerdir.

Bu biçimdeki bir milliyetçilik esası ise, ancak geneli itibariyle her milletin çoğunluğunu oluşturduğu ve uzun bir geçmişin hatıralarına, eski bir medeniyetin eserlerine dayanan ve aynı sınırlar içinde yaşayan bütün halkı, aynı siyasi ve hukuki özelliklerle ile kucaklayacak bir nitelik taşıyabilir. Bunun dışında, ırklara ve ne tarihin ne ilmin açıklıkla tayin edebildiği ve ayırdığı karışık ve kaynaşmış hatıralara dayanarak, aynı sınır içinde yaşayan insanları birbirleriyle mücadeleye düşürme sonucunu doğuran  bir milliyetçilik prensibi, bu asrın prensibi sayılamaz ve özellikle de, yaşayamaz.

Kıskanç ve bencil milliyet bağnazlıkları şahsi bencilliğin, aile ve kabile çerçevesinden taşarak geniş bir sınırı kuşatmasından ibarettir...

Daha büyük sahalarda, daha olumsuz ve saldırgan bir içeriğe dönüşmüş olan bu bağnazlık, nihayet önemli bir tepki doğurur ki, bu da enternasyonalizmdir. Rusya‘da Bolşevizm'i getiren bu tepkidir.

Napolyon'un Rusya'yı işgalinde, koluna kölelik damgası vurulan bir köylü balta ile kolunu kesmiş ve;

- Fransızların İmparatoruna damgasını iade ediyorum, demişti.

O köylü ki, Çar'ın damgasını övgüyle ve kutsal bir hatıra gibi taşıyordu.

Halbuki bugün, evvela o damgayı yine aynı şiddetle kırdı, enternasyonalist oldu.

İnsanlık bir gün ihtimaldir ki, aynı bencillikten ileri gelen aşırı hislerle milliyet çerçevelerinden taşıp, bütün insanlığı sarsacak olan bir "yenilik" meydana gelecektir.

Bizim de milli vaziyetimiz, sınırımızla belirlenmiş olan bir milliyettir.

Yapılmış bulunan Mütareke'nin sınırı, bizim kabul ettiğimiz milliyet prensiplerinin çizdiği sınırdır. Bunun içinde yaşayan insanları ırkları ve kavimleri ne olursa olsun millettaşımız sayıyoruz.

Aynı zamanda Osmanlı memleketlerinin her tarafı için faydalı gördüğümüz adem-i merkeziyetçi idareyi destekleyerek, her kavmin kendi çevresinde gelişme imkanını da sağlamış oluyoruz. Çağımızın ilkeleri olarak bizim anladığımız milliyet esası budur.

Biz hiçbir milleti ırkımız içinde boğmak istemediğimiz gibi, bizim bir ırktaşımız yararına, ayrı bir ırka mensup vatandaşlarımızı da kırmayı ya da aşağılamayı kabul edemeyiz.

Şimdiye kadar dış güçlerin baskı ve yönlendirmeleri sonucunda bize ihanet etmiş olan Hıristiyan vatandaşlarımızdan bir kısmı da bu aynı prensiplerden yararlanma imkanına sahiptir. Fakat onlardan da aynı iyi niyeti ve sözünü ettiğimiz milli prensipler konusunda aynı ölçülülüğü ve hak tanırlık talep etmek hakkımızdır.

Hakimiyet-i Milliye Yazıları (7)

Mustafa Kemal ATATÜRK

**************************************************************
Günümüz Türkçesine Uyarlayan : Özge HAKSAL
http://www.dnm-ler.com/

ozge_haksal

Son Yazılar