hakimiyeti_milliye_gazetesi225

Asya Tehlikesi!

Son günlerde bütün dünya kamuoyunu bu tehlike işgal ediyor.

Asya'nın şimdiye kadar milyonlarca insanı, sabırlı, sakin ve boyun eğmiş bir dini samimiyetle besleyen geniş ve esrarengiz yüreğinde hiç beklenmeyen bir heyecan dalgası görüldü.

Avrupa asırlardan beri Asya çöllerinin hayat kabiliyetini unutmuştu. Şimdi birdenbire birçoğunun altında kımıldamaya başlayan bu avını ne yapmak lazım geleceğinde tereddüt ediyor. Bıraksın mı? Uzun zamanlardan beri aralıksız bir yorucu takiple bugünün verdiği fırsatı kovalamışken, şimdi tam hırs ve iştahla tırnaklarını geçirdiği bir zamanda geri mi çekilsin?

Bir hamlede bu henüz canlı avını boğmak mümkün olsaydı ne iyiydi?

Fakat işte bilinmeyen ve derin bir hayat kaynağı, ona tekrar hareket ve faaliyet veriyor. Ve Avrupa hissediyor ki, bu hareket ve faaliyetin titrettiği vücut üzerinde son başarılı hamle o kadar kolay olmayacak...İşte tehlike!...

Evet, Asya'nın esrarengiz yüreği sarsılıyor ve tarihin geçmiş devirleri altında kalmış ve unutulmuş büyük istilaları ister istemez hatırlayan Avrupa, zaferinin parlak sarhoşluğuna karışan önemli bir endişe ile ürperiyor. Kafkas üzerinden Anadolu'ya, Bulgaristan'dan Fransa'ya, Mısır'dan bütün Afrika sahillerini takip ederek Septe Boğazı'na, Türkistan'dan Himalaya Dağları'na tırmanarak Hindistan'a doğru uzayan bir akım, bir isyan akımı var... Ve bu Asya'dan geliyor; yahut onda en büyük dayanak noktasını buluyor. Hâlbuki Asya, bu kuru ve miskin kıta, düne kadar ne güzel, ne müthiş bir kurbanlık koyun gibi kolayca sindirilecek bir şeydi.

Avrupa bu tehlikenin kökünü Bolşevizmde (komünist harekette) buluyor. Ve bütün savunma kabiliyetini bu nokta etrafında toplamak istiyor. Hindistan'ın Pencap eyaletinde ortaya çıkan halk hareketlerinden bahsederken, Doğu işlerinde yetkili sayılan Lord Saydınham diyor ki:

- Liyom Pencap köylerinde tatbik edilmekte olan Bolşevizm usulü, zannetmem ki Hint siyasetçilerinin hoşuna gidecek bir şey olsun. Mister Nebin-Kandrepol karışıklık çıkarmak hususunda uzmandır. Hiç şüphe edilemez ki, adı geçen kişi Hindistan'a Bolşevizm'in ithali taraftarıdır."

Afganistan hakkındaki görüşler de buna çok yakındır. Kuvayı Milliye dahi kendisinden söz edilirken, daima Bolşevizm'in öncü bir kuvveti olarak anılmaktadır.

Buna karşılık Bulgaristan‘da bütün içeriğiyle gelişen Sovyet idaresi hakkında gazeteler pek az endişeli görünürler. İtalya'da sosyalistler hükümet idaresini tamamen ellerinde tuttukları halde gelecek adına olsun bundan söz edilmiyor...

Bu durumda Avrupa, Asya tehlikesinin esası olarak Bolşevizm'i görmekte samimi midir?.. Bu noktada tereddüt ediyoruz. Asya tehlikesi yok değildir. Fakat bu tehlike Bolşevizm tehlikesi midir?.. Ve Avrupa'nın endişesi, sadece Bolşevizm'in tahripkar esasları bakımından mıdır?.. Bu konuların incelenmeye muhtaç olduğunu düşünüyoruz.

Bolşevizm, teori itibariyle, dünyanın her tarafında malum olan esaslardan ibarettir. Bu esasların hazırlayıcıları, Babeuf'ten, Saint Simon'dan, Kropotkin'den, Karl Marx ve Lasalle'den itibaren Lenin ve Troçki'ye kadar dünyanın bütün ileri milletlerinde yetişen tanınmış kişilerdir. Ve bu kişileri yetiştiren milletlerin kafası sosyal demokrasiden, ılımlı sosyalizmden, kolektivizme, komünizme ve Bolşevizm'e kadar bu esasların her şeklini öğrenmiş, ezberlemiş; ya ret ya da kabul etmiştir. Dolayısıyla, teori olarak Bolşevizm, yeni icat edilmiş bir şey değildir ki, Avrupa bununla (yeni bir şeymiş gibi) ilgilenmek gereğini hissetsin... Her memlekette, hatta İngiltere'de dahi, hiç olmazsa bir yüzyıldan beri, sefaletin servetle, sermayenin emek ve mahrumiyetle, imtiyazların veya kazançların eşitlikle mücadelesi devam edip durmaktadır... Bilhassa bundan daha korkunç meslekler ve teoriler vardır ki, Avrupa'da serbestçe müdafaa edilebilir ve yayılabilir: Örneğin, anarşizm gibi...

Bolşevizm, bir yönetim biçimi ile sonuçlanmış inkılap (reform, yenileştirme) olması itibariyle, Rusya'da kurulmuştur. Bütün Avrupa düşünürleri bilirler ki, herhangi bir usulün ve herhangi bir teorinin, fiilen hayata geçmesi imkânını çevrenin özel durum ve şartları hazırlar. Rusya, bu şartlara sahipmiş ki, orada bütün dünyanın henüz bir teori şeklinde kabul ettiği büyük sosyalizm esasları hayata geçebildi... Avrupa devletleri kendi memleketlerinde bu şartları dikkate alarak Bolşevizm'in tahribatına pekâlâ mani olabilirler. Bunun için niçin telaş edildiğini anlamıyoruz. Rusya'da dökülmüş kanlar, Ruslara aittir. Avrupa'nın iddia edebileceği bir şey varsa, belki Rusya Çarlığı'na kaptırdığı milyarlardır.

Şu halde Bolşevizm, Ruslardan başka hiç kimse için ne tehlike ve ne de bir endişe doğuramaz. Ruslar, Bolşevizm'i, Kızıl Ordularıyla Avrupa'yı istila ederek bütün dünyada uygulayacaklar diye korkuyorlarsa, buna inanacak kişilerin saflığına gülmek lazım gelir. Esasen, hiç de böyle bir ihtiyaç mevcut değildir. Rusya'daki idare tarzının, insanlığın mutluluğuna daha çok hizmet ettiği ortaya çıktığı gün, bu devrim öncelikle en ileri milletlerden başlayarak, bütün dünyayı dolaşacaktır... Toplumsal devrimlerin silahla, kuvvetle, demir ve tellerle kurulamayacağını Avrupa çok iyi bilmektedir. Gerçek bu olduğu halde, Bolşevizm endişesiyle Asya tehlikesinin birbirine karıştırılması, Asya'da ortaya çıkan her olayın Bolşevizm şeklinde kabul edilmesi (görülmesi)  ve bu doğrultuda, örneğin Hindistan'a, örneğin Türkiye'ye Bolşevizm iftirasıdır. Ve güya bu tehlikenin önüne geçmek için yeni tedbirler alınmasının talep edilmesi, yeni bir siyasettir ve emperyalizmin yeni bir oyunudur... Ve bunun en büyük delili, Türkiye'de Bolşevizm'i şiddetle takip eden İngiltere'nin Kopenhag'da Bolşevik Delegesi Litvinof'la barış görüşmelerine devam etmesidir.

Asya tehlikesi, Bolşevizm tehlikesi değildir. Belki en büyük kıtada yaşayan ve çoğunluğunu Müslümanların oluşturduğu milletlerin Avrupa boyunduruğundan kurtulması tehlikesidir...

Afrika'yı uzun süre kavga ve anlaşmazlığa meydan vermeyecek bir biçimde paylaştıktan sonra, Avrupa'nın aç ve hırslı gözleri, Asya üzerine dikildi... Halbuki, Asya milletleri Avrupa medeniyetinin iç yüzünün ne olduğunu biliyorlardı. Afrika'da gerçekleşen durum ve bu medeniyetin, o masum çöllerde etkili olma yöntemleri gözlerinin önündeydi. Boğazlara ve İstanbul'a el koymak, son kalan bağımsız İslam hükümetlerini, yani Türkiye'yi esir aldıktan sonra, Asya'yı hakiki bir demir çember içinde örümcek ağına düşmüş bir sinek gibi, yavaş yavaş emmek ve imha etmek amaçları ortaya çıkmaya başlar başlamaz, doğal ve zorunlu olarak, azgınlık hissi doğdu... Hint Okyanusu ve Büyük Okyanus sahillerini, başta Japonya olduğu halde tamamen ellerinde bulunduran İtilaf Devletleri İstanbul'a da el koymak suretiyle, Asya'ya hazırladıkları ağın son düğümünü sıkmış olacaklardı. Avrupa adına uygulamaya sokulan bu çembere alma hareketinin bütün menfaat ve hakimiyeti ise, İngiltere'nin elindeydi. İngiltere hükümeti, Septe Boğazını, Süveyş Kanalı'nı, Manş sahillerini emniyet altına aldığı ve donanmasının hâkimiyetine bağladığı gibi, Boğaz'a ve İstanbul'a da, aynı şekli verdiği zaman, artık ne Akdeniz'in, ne Karadeniz'in ve ne de Aden'den itibaren bütün açık denizlerin serbestisi fiilen İngiltere'den başka bir devlete ait olmayacaktır.

Bu büyük Asya çemberinin içinde bir de İngiltere'nin kendi imparatorluğuna ait çevirme hareketi vardır. Mısır'dan, Kızıldeniz'den ve Hicaz hükümetine ait çöllerden, Irak'a uzanan ve İran'ın güneyinden Hindistan'a bağlanan bir hat vardı ki, bu çember, Almanların Bağdat yolunu baskı altına alacak ve tehdit edecek bir vaziyetteydi. Hatta, Harbi Umumi'nin en büyük sebeplerinden biri de belki bu idi. Bu hattın emniyeti, Barış Konferansı'nın onaylanmasını bekleyerek şimdilik tekrar etti. Kuzey yolu zaten Rusya Çarlığı'nın emperyalizmine karşı evvelce emniyet altına alınmıştı. Afganistan, Tibet Slav istilasının ilk siperlerini teşkil ediyordu. Sonra Himalaya'nın muazzam geçitleri geliyordu.

Şimdi, Wilson Prensipleri'nin bütün milletlere verdiği yeni ümit ile İstanbul ve Türkiye hakkındaki suikastın doğurduğu heyecan, asıl bu yolu, bu kuzey yolunu tehlikeye atıyor. Ve güneyde de Mısır'ın harekâtı, Suriye'nin bağımsızlık davaları, zavallı Hindistan'ın etrafında örülen duvarların sanıldığı kadar sağlam olmadığını gösteriyor. İşte Asya tehlikesi budur...

İran şahıyla yapılan sözleşme bu duvara bir dayanak daha ilave etmişken, Tahran'da İran milliyetçilerinin isyanı, Afganistan'ın Türkistan'dan gelen Rus Bolşevizm'ine dayanan harekâttan cüret ve cesaret alarak İngiltere nüfuzundan kurtulmak istemesi ve nihayet, Anadolu'da Türkiye'nin bağımsızlık ve bütünlüğünü savunmak için bütün milletin kuvvetini yığması ve Avrupa'ya isyan etmiş olan bu çeşitli ihtilal kuvvetlerinin ortak bir müdafaa hissiyle birleşmesi olasılığı, İngiltere'nin ve bütün Avrupa'nın elinden Asya'nın çıkmak üzere olduğunu hissettiriyor.

Asya milletlerinin hürriyet ve kurtuluş mücadelelerinden başka şekilde yorumlanması mümkün olmayan bu harekâta, Bolşevizm suçlamasında bulunmak, olası yeni fedakarlıklar için (ve bu yönde) hazırlamak istediklerini Avrupa kamuoyuna bir muhalefet hissi vermek, özgürlük ve bağımsızlık uğrunda mücadele veren mücahitlerin fedakarlıklarındaki yüceliği gizlemek amacından kaynaklanmaktadır.

Acı bir ilaç yutturmak için çocuğunu öcü ile korkutan babalar gibi, Asya'nın her hareketini, Bolşevizmle ortak ve ona yönelik sayıyorlar... Gerçi Bolşevizm, Avrupa'nın yegane güçlenme araçlarını kırmak, sömürge alanlarında, toplardan ve hâkim siyasilerden daha fazla işkence eden sermaye egemenliğini kaldırmak itibariyle Asya'da, Avrupa için hiçbir dayanak noktası bırakmayacaktır... Fakat, Avrupa'nın bütün düşünürleri aynı zamanda bilirler ki, bu akımın önünde bulunan Müslüman milletler, emek ile sermayenin bugünkü mücadelesinin sırlarını kavrayamadıkları için, Doğu'da Bolşevizm sorun oluşturmaz.

Meselenin özü, Asya'da milliyet ve bağımsızlık hırsıdır. Bunu ne şekil ve ne renge döndürürlerse döndürsünler, içeriğini değiştiremezler...

Bolşevizm ile beraber bilhassa Türkiye'de başlayan vatansever harekât için, Turanizm, Panislamizm gibi araçlardan da söz edilmektedir.

Turanizm, bir nevi emperyalizm olması itibariyle, Türkiye'de bir hayalden ibarettir.

Panislamizme gelince, buna bir meslek ve bir gaye şeklinde görmeye zaten lüzum yoktur. İslamiyet, bütün inananları arasında, kuvvetli bir imana dayalı genel bir kardeşlik kurmuştur. Bu genel kardeşlik, birbirine yardım ve bilhassa hilafet makamına pek fedakârca bağlılığı gerektirmekle beraber hiçbir zaman bir siyasi birlik ve bir emperyalizm şekline dönüşmemiştir.

Kısacası, Asya tehlikesi vardır. Fakat, bu tehlike milyonlarca insanın, hürriyet ve bağımsızlığına, medeni kabiliyetine, gelişme ve ilerlemesine doğru yürümek istemesinden doğuyor... Bunu tehlike sayanların insaniyetle ilişki dereceleri, (yeniden) düşünülmeye muhtaçtır.

Hakimiyet-i Milliye Yazıları (6)

Mustafa Kemal ATATÜRK (2 Şubat 1920)

**************************************************************
Günümüz Türkçesine Uyarlayan : Özge HAKSAL
http://www.dnm-ler.com/

ozge_haksal

Son Yazılar