turkler_birlesin_ataturk_koylulerle_birlikte225

Birlik İhtiyacı! (2)

Yarın elverişli koşullarda ve ulusumuzun hukuka uygun esaslar üzerinde barış yapmayı başaracağımızı,

varlık ve özgürlüklerine sahip diğer milletler gibi insanlık âlemi içinde yerimizi alacağımızı ve gerçek ve ciddi dostlar olarak kabul etmeyi özlediğimiz diğer devletlere elimizi uzatabileceğimiz günlerin geleceğini umut ediyoruz.

Ancak böyle bir sonuç, şimdiye kadar milletin gösterdiği fedakarlıkların yarattığı zarar ve acıları, savaş sırasında harap olan kasabaların, topa tutulan şehirlerin ve katliama maruz kalan köylerin yüreklerimizde bıraktığı acıları ve işgale uğrayan topraklara defnettiğimiz şehitlerimizin ocaklarında ve kalplerimizde meydana gelen acıları yarı yarıya gidermiş olacaktır.

Fakat milletin artık birliğe ihtiyacı bitmiş olacak mıdır?

Şüphesiz hayır...

"Kuvayi Milliye"nin savunma durumu son bulmakla, milletin "Müdafaa-i Hukuk Örgütü" ne ihtiyaç kalmadığını düşünmek ve milli birliği artık tahammül edilemez görmek, ancak bu milletin başına cebir ve zorbalıkla musallat olup, kanunları ve memleket menfaatlerini, şahsi menfaatleri uğrunda çiğnemek isteyenlerin düşüncesi olabilir...

Barış izleyen dönemlerde, Devlet doğal işleyiş durumuna geçer geçmez, bu zavallı milleti yine felaketlere yöneltecek unsurlar eksik olmayacaktır. Ne karşılığında olursa olsun, iktidar gücünü kirli ellerine geçirmek yahut üç-buçuk gönlük geçmişlerinin defterini tarihinden çalabilmek için, bütün milleti kana ve ateşe vermekten çekinmeyecek unsurlar hâlâ mevcuttur.

Bulgaristan gözümüzün önündedir. Barış yapılmasına kadar milli birliğini muhafaza ettiği halde, barış sonrasında particilik ve intikam cereyanlarının sürüklediği uçuruma giden bu memleket, bizim için uyanma vesilesi olmalıdır.

Henüz "Divan-ı Harp"lerin takibatları son bulmamıştır. Henüz siyasi sorumlulukları milletin fertlerine kadar yayarak, halkı birbirine ve unsurları bir diğerine düşman etmek yönündeki düşünceler en yüksek yerden destek görmemektedir... Henüz milletin yarısı adli kovuşturmalarla karşı karşıyadır... Henüz İzmir'de, Maraş'ta, Urfa'da kan döken sevgili ve kahraman millet fertlerini, "eşkıya" olarak adlandırılan uğursuz ağızlar kapanmamıştır.

İşte barışın sonrasında boğazlanırcasına ve intikam alırcasına bir saldırıyla, yeni bir post kavgasına ve yeni felaketlere hazırlanan bu unsurları, umdukları fırsattan tümüyle uzaklaştıracak olan kuvvet yalnız "birlik"tir.

Milli birlik, Dünyanın her milletinde kendi kendine olaşan öyle bir dayanışmadır ki, vatanın tehlikeyle karşı karşıya kaldığı her anda, içte ve dışta ortaya çıkabilecek kararsızlık ve kargaşa anlarında derhal ortaya çıkar ve bu olayların nedenini oluşturan kişi ve kuruluşlar yalnız O'nun karşısında yenilgiye ulaşırlar.

Vatan endişesi zihinlerde belirir belirmez, milli birlik de bunun doğal ve zorunlu bir sonucu olarak derhal kendini gösterir.

Uygar uluslarda bütün siyasi partilerin birleşmesi, muhalif partilerin siyasi mücadelelere ara vermesi, oluşturulacak karma nitelikli hükümetlerle işlerin yürütülmesi seçeneğine yer verilmesi, basın ve halkın düşüncesine yön verecek nitelikteki sair yayın organlarının hemen ve kendiliklerinden "milli birliği" destekleyemeye yönelmesi bu kutsal dayanışmanın neticelerinden ibarettir.

Bizim memleketimizde şimdiye kadar savaş yıllarındaki sabır ve tahammül istisna edilirse, böyle milli birlik görülmemiştir... Hatta Temmuz İnkılâbı bile, irtica taraftarlarının sayıca çokluğu ve Saltanat teşkilatının genişliği nedenleri ile, tam bir milli birlik biçiminde oluşmuş değildi... Ve bundan dolayıdır ki, bir hayli sarsıntılara neden oldu.

Milli birlik bütün görkemi ile ancak bugün oluşmuştur...  Barış sonrasında yıkılacak mıdır?.. Buna ihtimal vermek için çok cahil olmak gerekir.  Milletlerde dayanışmayı meydana getiren unsur, ya büyük bir tehlike veya esaslı bir siyasi terbiyedir.

Her iki etkeni de göz önünde bulundurarak kendi ülkemizi düşünürsek, bugün varlığına büyük bir mutluluk içinde tanık olduğumuz birlik ve dayanışmamızın daha kuvvetli ve daha da mükemmel olarak sürüp gideceğinden şüphe duymamamız gerekmektedir. Çünkü millet, 10 yıldan beri aldığı siyasi terbiyenin eseri olarak birleştiyse, memleketin yüksek menfaatleri uğrunda ve vatan endişesi karşısında bundan başka bir seçeneğin verimli olamayacağına kani olmuş demektir. Eğer millet, yok olma tehlikesi karşısında kuvvetlerin birliğini çaresizlik sebebiyle gerekli gördüyse, yine de bu tehlikeyi görmüş, tehlikenin kökenini idrak etmiş ve vatan endişesi yüreğinde yer tutmuş ve ülkesine karşı sorumluluğunu bellemiş demektir...

Yok olma tehlikesi, barış yapmış olmakla ortadan kalkmış sayılmaz.

Esasen milletler, sözleşmeler ve antlaşmalar yaparak ya da yabancı kuvvetler aracılığı ile değil, kendi aralarındaki toplumsal bağların dağılması ile yok olurlar...

Dolayısıyla, yok olma tehlikesini kavrayan bir millet, birlik ve dayanışma ihtiyacını da idrak etmiş demektir.

Birlik ihtiyacı, ülkenin esaslı ıslahat adımlarında da başarının yegâne etkenidir.

Islahat meselelerinde de düşünce ve kanaatlerin birleştiği esas noktalar vardır ki, bunlar uygulamaya konacak her programda kendilerine yer bulurlar. Şu anda varlığını ve geleceğini her tehlikeye karşı dayanıklı kılmak ihtiyacında bulunan bizim gibi felaketzede bir millet, kuvvetlerini birleştirme devamlılığından vazgeçemez...

Hükümetler için de, milletin bu yöndeki birliği, başarının en büyük dayanağıdır.

Şu halde vazifemiz, başarı sarhoşluğuyla dayanağımızı yıkmak ve geçmişin üzücü tarihi olaylarını ülkemizin gündemine yeniden yerleştirmek isteyenlere ve barıştan sonraki hayatımızı da altüst ederek yeni yeni zayiatlara ve yeni yeni felaketlere neden olabilecek maceraların peşinde olanlara fırsat vermemek ve ülkenin uğrayabileceği her tehlike karşısında milli birliğimizi zinde ve güçlü tutmaktır.

Bu birlik; ne siyasi partilere, ne iktidara, ne muhalefete ve ne de eleştiriyel bir tutuma mani değildir. Yalnız bütün bunların makul ve mantıki bir sınırı olması ve kirli kişisel ihtisasların milleti boğmasına araç teşkil etmemesi gerekir.

Dolayısıyla milli birliğe hücum etmek isteyenler, ilkelerinin ya da meşru eleştirilerinin savunusu için değil, memleketin başına bela olmaları engelleneceği için tepki gösterenlerdir. Oysa bu gibilerin, artık bu millet arasında yeri ve yurdu olamaz.

Hakimiyet-i Milliye Yazıları (4)

Mustafa Kemal ATATÜRK

**************************************************************
Günümüz Türkçesine Uyarlayan : Özge HAKSAL
http://www.dnm-ler.com/

ozge_haksal

Son Yazılar