hakimiyeti_milliye_gazetesi225

Hakimiyet-i Milliye Yazıları (1) Kurtuluş Savaşı'nın İdeolojisi!

Tarih 23 Nisan 1920... Türkiye Büyük millet Meclisi'nin ulusun egemenliğine damgasını vurdu yıllar.

Bu tarihlerde Ankara'da çıkan iki gazete vardır: Mustafa Kemal'in gazetesi Hakimiyet-i Milliye ve Yunus Nadi'nin yayımladığı Yeni Gün.

Mustafa Kemal, milli hareketin ilk gazetesi olan İrade-i Milliye'yi Sivas'tan Ankara'ya taşımak istemiş; ancak, Sivaslıların arzusu üzerine İrade-i Milliye'nin Sivas'ta kalma­sını uygun görmüştür.

Hakimiyet-i Milliye, böylece Mustafa Kemal'in tali­matıyla İrade-i Milliye'nin devamı olarak 10 Ocak 1920'de Anka­ra'da yayıma başlamıştır. Amaç, yapılan işlerin tüm yurda duyurulma­sıdır.

Gazetenin ilk sayısındaki ilk makale, Mustafa Kemal tarafından Hakkı Be­hiç'e not ettirilmek suretiyle yazılmıştır. Aşağıdaki satırlarda yayınladığımız makale budur.

Mustafa Kemal, 13 Ocak 1920'de Kazım Karabekir'e gönderdiği şifre telgrafta Hakimiyet-i Milliye'nin çıkışından şu şekilde söz etmektedir:

- Burada Hakimiyet-i Milliye isminde bir gazete çıkarıyoruz. Zahiren hususi bir gazetedir. Yazıları Heyeti Temsiliyemiz ta­rafından verilmektedir.

Gazetenin imzasız çıkan başyazılarının tümünün Mustafa: Ke­mal tarafından kaleme alındığı bilinmektedir.

Mustafa Kemal Atatürk, Kurtuluş Savaşı'nın yoğun mücadele ortamı ve büyük meşgalesi arasında aksatmadan kaleme aldığı bu başyazılarında, bir yandan da milli mücadelenin temellerini ve ideolojisini oluşturmaktadır.

Bu yazılar, tarihi açıdan ve Türk Devrimi'nin esasının kavranması açısından çok büyük bir önem taşımakta ve Kurtuluş Savaşı'nın ideolojik temellerinin en dolaysız temellerini oluşturmaktadır.

Bugünümüzü karayabilmek açısından yaşamsal önemi olduğuna inandığımız bu önemli belgeleri yayınlamaya devam edeceğiz:

Kurtuluş Savaşı'nın İdeolojisi!

Bugünden itibaren yayımlanan ve sütunlarında bütün Anadolu ile onu ilgilendiren toplulukların durum ve olaylarını konu alacak olan gazetemize bu ismi bir rastlantı olarak vermedik. Gazetemizin ismi aynı zamanda izleyeceği mücadele yolunun da türüdür. Şu halde diyebiliriz ki, Hâkimiyeti Milliye'nin temel uğraşı, milletin (ulusun) egemenliğini savunma olacaktır.

Dünyanın her tarafında, en ileri ve en yüksek demokrasilere yönelik devrimler yaratıldığı; milletlerin, medeni ilerlemelerin dayandığı manevi hâkimiyetlerden bile şikâyetçi bulunduğu; zenginlikler ve geçim konularında bile eşitliğe doğru önüne geçilmez akımların oluştuğu bir dönemde ve özellikle meşrutiyeti getiren devrimden on iki yıl sonra (tekrar) ulusal egemenlik (halk egemenliği) için mücadeleye gereksinim duyulması biraz garip karşılanabilir.. Böyle düşünecek kişilere şimdiden kısaca cevap verelim ki, Ulusal Egemenlik, (halk egemenliği) hiçbir zaman meşrutiyet demek değildir. Meşrutiyet ancak onun aracı olabilir.

Her ulus, (kendi) devrimini, egemenliğini geri almak için yaptığı gibi, bizde de devrimin hedefi, Ulusal Egemenlik (halk egemenliği) idi. Meşrutiyet'in ilanını takip eden ilk birkaç yıl içinde bu hedefe az çok yaklaşıldığı halde, bir taraftan da gericilik (irtica)  korkusunun baskı altına aldığı özgürlükler, diğer taraftan milletin yazgısına rekabetsiz el koymak garip tutkusunun bulandırdığı karışık zihinlerle birleşerek, geri dönüş hareketlerine neden oldu. Ve millet hissetmeyerek, göz açıp kapayıncaya kadar elinde tuttuğunu sandığı egemenliği başından geçen gürültülü fırtınalara kaptırmış oldu. Bir gün geldi ki, özgürlükten söz edip dururken, hiç kimse, en yasal işlerinde dahi, hareketlerinde kendisini istediği gibi yetkili göremez oldu. Ve Ulusal Egemenlik (halk egemenliği) adına, geçmiş zamanların belirsiz bir anısından başka bir şeye sahip olmadığını hissetti.

Buna katlanılamazdı. Çünkü o egemenliği ele geçirinceye kadar ne özverilerde bulunulmuş, ne kurbanlar verilmiş, otuz üç yıllık bir haksızlık ve eziyet saltanatının ne kara günleri, ne acıları, ne felaketleri çekilmiş; ve ne gözyaşları dökülmüştü!.. Fakat sürekli olarak sınırın bir köşesinden, sinsi ve hain bir saldırı olanağı bekleyen düşman gözler, hiçbir gün parlamaktan geri kalmadı. Ve milletin hâkimiyetini yine ona dayanarak gasp edenler, daima ufkun o iki yuvarlak ateşle parlayan noktasını göstererek, tehditkâr bir genişlik ile taşmak eğilimini gösteren sabır ve tahammülü dindirdiler. Başarılı oldular. Çünkü bu millet, yaşamı ve varlığı adına her özveriyi duraksama göstermeden kabulden hiçbir gün çekinmemişti. "Vatan endişesi" karşısında onun unutmadığı kin ve intikam, terk ve feda etmediği istek ve çıkar, göze almadığı olay ve tehlike yoktur. Varlığını koyduğu bir savaşta, kendisine zafer vaat edenlerin egemenliğine saldırmalarını hoş gördü. Fakat zafer yerine bozgun gelince, bu ulus, dünyanın hiçbir milletinde bulunmayan büyük ve metin bir onur ile egemenliğine sahip olduğunu gösterdi; başında bulunanları kırdı, devirdi.   

Ateşkesten sonra, ulusal egemenlik, artık onu yok etme hırsında olan pençelerden kurtarıldığı için, ulusa uğranılan kaybın giderilmesi yolunda yüksek bir etken olacak ve geleceğe dair koşulları oluşturma yönünde her şeyden daha çok güçlü olan ulusal varlığı meydana çıkaracak ve kanıtlayacak, yenilginin dağıttığı çeşitli ulusal güçleri birleştirip, uzlaştırarak hedefe yöneltecek... Evet, böyle sanılıyordu. Meğer bu memleketin ulusal egemenliğinin harabesi üzerinde kirli ve çamurlu yuvalar kurmak isteyen baykuşlar daha eksilmemiş... Meğer, geçmişe karıştığını sandığımız kıyım ve zulüm devrinin dönüşü rüyasıyla yaşayanlar, gelecekteki saraylarının altın temellerini bu zavallı ulusun kafatası üzerinde kurmak isteyen Hülagü torunları daha varmış... Ateşkesin hemen sonrasında iğrenç bir manevra ile iktidar mevkiine öyle hükümetler çıktı ve ilk darbe ile yıktıkları ulusal egemenliğin etkisinin yansımasından korkarak öyle ihanetler işlediler ki, memleketi düşmanların paylaşım masasına kolları bağlı sürüklemek, ulusal tarih mezbahasına gözleri kapalı göndermek için düşman kuvvetlerine dayanarak öyle kötülükler yaptılar ki, , millet bu kez, bütün güç ve büyüklüğü ile varlığını ve egemenliğini fiilen göstermek zorunluluğunda kaldı. İşte Kuvayı Milliye, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk örgütleri, bu zorunluluklardan doğmuştur ve bu durumun ve olayların doğal sonucudur. Hâkimiyeti Milliye Gazetesi de bu olaylardan doğuyor.

Bundan sonra ulusal egemenlik (halk egemenliği) ihlal edilemez. Buna şüphe yok. Millet, bu en sonuncu deneyiminden o kadar büyük bir uyanış ile çıktı ki, artık egemenlik onun düşüncesinde on iki yıl önceki Temmuz anısından daha çok derin, daha çok içine işlemiş bir iz yaratmış bulunuyor. Zihnin alışkanlıkları bu iz üzerinde durmadıkça işleyemez. Fakat memleketimizde ulusal egemenliğin (halk egemenliğinin) düşmanları o kadar alçak ve o kadar aşağı bir niteliktedirler ki, düşman korumasına sığınarak, yabancı güçlerden yardım umarak ulusun haklı sesini ve egemenliğini boğmak girişiminden kolay kolay vazgeçeceklerini sanmıyoruz. Geçmişte büyük devrimlerin gerçekleştiği dönemlerde, saraylarını düşman askerlerinin korumasına bırakan, ulusuna karşı düşmanların süngülerini davet eyleyen hükümdarlar bile görülmüştü. Fakat unutulmamalıdır ki, bu hükümdarlar siyaset meydanlarında can verdiler ve daha kötüsü, bütün insanlığın belleğinde lanetlenerek yaşıyorlar! Hükümdarları affetmeyen ulusal egemenliğinin (halk egemenliğinin) birkaç türediyi ne dereceye kadar hazmedebileceği meydandadır. İşte gazetemiz ulusun egemenliğine (halk egemenliğine) musallat olmak isteyecek kişilere karşı savaşmak ve mücadele için yayımlanıyor.

Hâkimiyeti Milliye'nin mücadelelerine daha çok zaman ihtiyaç görüyoruz. Meşrutiyetin, Meclislerin, onlarda herhangi birkaç manevra ile çoğunluk kazanacak siyasi partilerin, siyasi ve zümrelerin arkasında Anadolu'nun saf, uzak görüşlü, kadere boyun eğmiş ve onurlu, fakat daima izin ve iradesine sahip vicdanını kendisine rehber edinerek Hâkimiyeti Milliye yaşayacaktır.

Hâkimiyeti Milliye üç büyük dayanak tanır; ZEKA, KÜLTÜR ve HAMİYET (Bir insanın yurdunu, ulusunu ve ailesini koruma çabası) ... Bunlar dışında hiçbir şeye dayanamaz. Milletin egemenliği ne sermayelerin, ne içi boş siyasetlerin, ne kin, çıkar, istek ve geleceklere yönelik geçici heveslerin oyuncağı olamaz. Milletler yaşamaya, hür ve bağımsız yaşamaya, yaşadıkça da mutlu ve olgun bir ilerleme unsuru olmaya muhtaçtır. Egemenliğini bunun için kullanacaktır. Gazetemizin de amacı, milletin bu ihtiyacıdır..

Hakimiyet-i Milliye Yazıları (1)

Mustafa Kemal ATATÜRK  (20 Temmuz 1920)

*************************************************************

Günümüz Türkçesine Uyarlayan : Özge HAKSAL
http://www.dnm-ler.com/

ozge_haksal

Son Yazılar