Türkiye Cumhuriyeti büyük bir kuşatma altındadır bugün. Amerika’sı, Avrupa’sı, köktendincisi, PKK’lısı candan, sıkı bir işbirliği içerisinde, dört koldan saldırıya geçmiş, tüm güçleri ile yüklenmektedirler. Savaş alanı cumhuriyettir; Cumhuriyet ideolojisidir, Cumhuriyet ekonomisidir. Başta ulus-devlet ve bağımsız Türkiye olmak üzere, Kurtuluş Savaşımızın tüm kazanımlarını ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. Kemalist devleti yıkmak için dinci, bölücü ve uluslararası sermaye ittifakı elinden geleni ardına koymamaktadır.

Üstelik onlar bu saldırılarında yalnız da değiller. Kendilerine (her nedense) solcu(!) diyen ve aydın olduklarını ileri süren bir aymazlar topluluğu da bu ihanet çetesi ile birlikte 1923 Devrimine veryansın ediyor, aslanlar gibi kükrüyor!..


Artık şunu açıkça söyleyebiliriz: Sosyo-ekonomik yapısı, gönüllü mandacıları ve emperyalist kültürü ile bugünkü Türkiye’nin koşulları, Ulusal Kurtuluş Savaşının başladığı yıllardaki koşullarla çok büyük bir benzerlik göstermektedir. Aktörler değişmiştir, o kadar… O yıllarda da bugün olduğu gibi dinciler, bazı satılık kalemler, padişah ve çevresi, ulusalcılara karşı emperyalizm saflarında yer almışlardı.

Denilebilir ki Kurtuluş Savaşı yalnızca dış düşmanlara karşı verilmiş bir savaş değildir; o aynı zamanda “şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit eden; gaflet, dalâlet ve hatta hıyanet içinde”

Son iki yüzyıllık tarihimizde yurtsever güçler bir taraftan emperyalizmle mücadele ederlerken bir yandan da Batı yanlısı bu işbirlikçilerle uğraşmak zorunda kalmışlardı.

O yıllarda Ulusal Kurtuluş Savaşına karşı çıkan mandacı yazarlar o kadar çoktu ki; refik Halit’ler, Ref’i Cevat’lar, Mustafa Sabri’ler, Ahmet Refik’ler, Ali Kemal’ler… Daha niceleri… Saymakla bitmez!.. Bu arada “Dinen katli vaciptir” diye Mustafa Kemal’i idama mahkûm eden Şeyhülislam da boş durmuyordu. Ulusal direnişi kırmak için, şehit kanıyla sulanmış vatan toprakları üzerine düşman uçakları ile fetvalar, bildiriler atıyordu. Anzavur Ahmet ise “Hilafet Ordusu” adını verdiği çapulcular takımıyla, emperyalizme kahramanca direnen Kuvayi Milliye güçlerine arkadan saldırıyor, “vur kaç” yapıyordu. Bu ihanet çetelerine bir de “Galata Bankerleri”ni eklersek “manzara-i umumiye” (genel görüntü) kendiliğinden ortaya çıkmış olacaktır.

Galata tacirleri, dış güçlerle birlikte sömürüden pay alan, liberalizmi savunan, yani “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” ilkesinin yaşama uygulanmasını isteyen bir finans grubuydu. Bu arada, bugün olduğu gibi, “ekalliyete(azınlıklara) hürriyet ve serbestlik” çığırtkanlığı yapmayı da unutmuyordu. Geçimlerini, çıkarlarını sağlayan Emperyalist ağababaları böyle istiyordu çünkü. Bu istekler onlar için “emir” sayılıyordu. Sömürgecilere göbekten bağlıydılar…

Saltanat, hilafet yanlısı bu karşıdevrimcilere göre Mustafa Kemal İngilizlere, Fransızlara karşı çıktığı için bir eşkıya, gerçek bir eşkıya olan Anzavur ise saltanat ve hilafet uğruna ulusalcılara saldırdığı için kahraman(!) sayılıyordu. Ama yurt savunmasında canlarını veren, kanlarını akıtan vatan evlatlarının onların yanında hiçbir değeri yoktu.

Oysa sadece Çanakkale’de şehit olanların sayısı 55.127 idi. 21.79410.067’si kaybolmuş, 100.177 ise yaralanmıştı. Genel toplam 186.865’ti. Bunun yanında, Doğuda, karlı-buzlu Sarıkamış Dağlarında 80 bine yakın asker ya şehit olmuş ya da donarak ölmüştü. Binlercesi ise Yemen’e gidip dönmemişti.

Uzun sözün kısası, 1914 yılında 1. Dünya Savaşına başlarken, ordumuz 640 bin asker ve 24 bin subaydan oluşuyordu. Ama Ulusal Kurtuluş savaşına girilirken asker sayımız 80 bindi ve bu sayıya da güç bela ulaşılmıştı. İşin doğrusu, sömürgecilere karşı ilk direniş, “Kuvayı Milliye” (ulusal güçler) adıyla, halk tarafından oluşturulan birlikler tarafından başlatılmıştı. Sonunda da büyük zafer kazanılmıştı.

Ama “Yaralıydı, yorgundu, fakirdi millet…” Savaştan yeni çıkmıştı. Yine de durmadı, dinlenmedi. Yapılacak çok iş vardı. Mustafa Kemal “daha işimiz bitmedi” derken, ekonomik ve kültürel devrimlerin sırada beklediğini vurguluyor; bir de bazı görülen görülmeyen iç düşmanlardan söz ediyordu. Hani haksız da değildi…

Çünkü onun ölümünden sonra başlayan gerici-ilerici, devrimci-karşıdevrimci kavgası günümüze değin sürdü. Cumhuriyet Hükümeti, 1923- 1938 arasında çok önemli, çok iyi işler başarmıştı. Ama ağalığın, beyliğin, gerici düşüncenin yani kısaca feodalizmin kökünü kazıyamamıştı…. Bu kalıntıların önemli kuruluşlara sızması sonucunda, anti-emperyalist düşünceler yerini yavaş yavaş işbirlikçi, Batı’cı düşüncelere bıraktı. Devletçilik uygulamaları yavaşlatıldı; özel girişimci, liberal yapılanmalardan söz edilmeye başlandı. Atatürk’ün çok kısa bir dönem içerisinde oluşturduğu üretim kuruluşları, sanayi, fabrikalar, Özellikle12 Eylül ve Özal döneminde ihmal edilip, geliştirilmediğinden verimsiz bir konuma düştü.. Yatırımlar durdu. Hızla borçlanmaya başladık. Yabancılardan alınan krediler lüks tüketimde kullanıldığı için işsizlik canavarı alabildiğine büyüdü, serpildi. Davulla, zurnayla çağrılan sıcak para, götürdüğü faizlerle halkımızın kanını, iliğini sömürdü.. Bütçe açık üstüne açık verdi. Ve sonunda AKP dönemine gelip dayandık.

Cumhuriyet tarihinin en büyük borçlanması bu iktidar zamanında gerçekleşti. Menderes’ler, Demirel’ler zamanında sadece sözü edilen liberalleşme, özelleştirme AKP iktidarında uygulama alanına konuldu. Satılmayan Cumhuriyet kuruluşu, kamu mülkiyeti kalmadı. Serbest rekabet ve serbest Pazar ekonomisi ile serbest çalma çırpma dönemi başlatıldı… Bir de bütün bu olumsuz gidişin üstüne şeriatçı düşünce, din hukuku gelip oturunca, Özal

Şu anda sevgili yurdumuzda kurulmaya çalışılan düzen cemaat, tarikat düzenidir.

Ama kimse yanlış hesaplar peşinde koşmasın. Kimse Kemalist cumhuriyeti ılımlı ya da ılımsız İslam cumhuriyeti ile değiştirmeye kalkmasın. Kimsenin gücü yetmez buna… Çünkü Cumhuriyet öyle kolay kazanılmadı, kolay da teslim edilemez.

bulunan işbirlikçiler ordusuna karşı da verilmiş bir savaştır. Mehmetçik hastalıktan ölmüş, ekonomileriyle şaşı olan Türkiye düzeni bu kez kör oldu. İşler Arap saçına döndü. Din-iman çıkarcılıkla birleşti. Din ticareti ekonomik ticaretin önüne geçti. Yobazlar köşe başlarını tuttu. İnanç baş tacı oldu, bilim önemsizleşti, yok sayıldı…

Mustafa Kemal Atatürk hâlâ aramızda… Yaşıyor…

Ali Eralp Cumhuriyet

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Kaynak : http://genclikcephesi.blogspot.com/

Son Yazılar