zaferden sonra cumhuriyet225

Yaz Müfit, zaferden sonra hükümet şekli Cumhuriyet olacaktır!

Erzurum Kongresinin bittiği gece... 8 Temmuz 1919 sabaha karşı, Mustafa Kemal Paşa, Mazhar Müfit’i yanına çağırır ve sorar:

“Mazhar, not defterin yanında mı? Ama bu defterin yaprağını kimseye göstermeyeceksin. Sonuna kadar saklı kalacak. Bir ben, bir Süreyya, bir de sen bileceksin. Şartım bu...” diyerek notlarını yazdırır.

Notlar şöyle:

Bir: Zaferden sonra hükümet şekli Cumhuriyet olacaktır.

İki: Padişah ve hanedan hakkında zaman gelince icap eden muamele yapılacaktır. 

Üç: Tesettür kalkacaktır. 

Dört: “Fes kalkacak, medeni milletler gibi şapka giyilecektir.”

"DARILMA AMA PAŞAM..."

Mazhar Müfit, istemeden kalemi elinden düşürür ve Mustafa Kemal’in yüzüne bakar.

“Darılma ama Paşam, sizin de hayalperest taraflarınız var” deyince, o da “Bunu zaman tayin eder. Sen yazmaya devam et” der ve beşinci olarak Latin Harflerinin kabul edileceğini söyler.

Mazhar Müfit anılarının bu kısmını şöyle sonlandırır: “Paşam, Cumhuriyetin ilanını başaralım da yeter, diyerek defterimi kapadım ve yanından ayrıldım” der.

“ZAFERDEN SONRA HÜKÜMET ŞEKLİ CUMHURİYET OLACAKTIR" MADDESİ GERÇEKLEŞİR"

Erzurum Kongresi, daha sonra Sivas Kongresi’nden sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi(TBMM) 23 Nisan 1920’de kurulur ve emperyalizme karşı verilen Kurtuluş Savaşı,9 Eylül 1922’de İzmir’de Yunanların denize dökülmesiyle zaferle sonuçlanır. Zaferi izleyen süreçte TBMM’de yaşanan bakanlar kurulu krizi, 27 Ekim 1923 günü Ali Fethi Bey başkanlığındaki hükümetin istifasıyla sonuçlanır. Ancak dünyada örneği görülmemiş olan “TBMM hükümeti” yöntemi, krizler nedeniyle sürdürülemez duruma gelmiştir.

Yeni hükümet kurulamayınca Atatürk, çalışma arkadaşlarını akşam Çankaya Köşkü’ne davet eder ve İsmet İnönü ile yeni yönetim şeklini konuşur ve “cumhuriyet” kararını kesinleştirirler. Ve 29 Ekim 1923 günü TBMM’de Cumhuriyet kabul edilir ve Atatürk ilk Cumhurbaşkanımız olur.

CUMHURİYET SONSUZA DEĞİN YAŞAYACAK

Günümüze gelince. Kimilerimiz Cumhuriyet konusunda karamsar yorumlar yapıyor.

Örneğin, "Cumhuriyetin kazanımlarına ve Mustafa Kemal Atatürk'ün büstlerine saldırılıyor, “Ne Mutlu Türküm Diyene" sözüyle bir araya gelen Türkiye halkını bölmek için, kardeş kardeşe kırdırılıyor, türban çocuklara kadar indiriliyor, Kemalizmin bütün ilkeleri katlediliyor” gibi haber ve yorumlar yapılıyor. Bütün bunların sonucunda umutsuzluk sözleri yaygınlaşıyor.

Tespitler doğru, ancak umutsuzluk sözlerine de katılmak olası değil. 

Umutlu olmak için Cumhuriyetin gerçekleşen birikimlerine de bakmak gerekiyor

Mustafa Kemal Atatürk’ün Mazhar Müfit’e not ettirdiği günlerden tam 98 yıl geçmiş bulunuyor. O’nun yazdırdığı beş hedefi yakalamadık mı?

UMUTLU OLMAK İÇİN GELİNEN YERE BAKMAK GEREK

Günümüzde elbette sorunlarımız var. Ancak geldiğimiz noktada, beş hedefi yakalamış olmamız yanında iki tespit daha yapmak isterim.

Bir: Mustafa Kemal Atatürk’ün, İş Bankası’nı nasıl kurduğunu anımsayalım.

Cumhuriyet ilan edilmiş ve Kuruluş Dönemi başlamıştı. Yeni Türkiye devletini, aşılması gereken ekonomik ve sosyal sorunlar bekliyordu. Bu dönemde ekonomiyi parasal olarak destekleyecek, gerektiğinde çeşitli alanlarda sanayileşme hareketinin başlatılmasına kendi kaynaklarıyla katılabilecek milli bir kuruluşun doğması ve milli bankacılık sisteminin oluşturulması gereksinmesi derin bir şekilde hissediliyordu. Ortalıkta yeterli para ve nitelikli uzmanda olmamasına karşılık bu gereksinmeyi karşılayacak ulusal bir banka fikri görüşüldü ve İş Bankası kuruldu.

İş Bankası Genel Müdürü Celal Bayar'ın liderliğinde iki şube ve 37 personel ile hizmete başladı. Nominal sermayesi 1 milyon TL'ydi. Bu sermayenin fiilen ödenen 250 bin TL'lik bölümü ise Atatürk tarafından karşılanmıştı. Üstelik Celal Bayar’ın bankacılık konusunda bilgilerinin sınırlı olduğu, hukuk ve bankacılık dallarında iş hayatına atılarak kendini geliştirdiği biliniyordu.*

Şimdi geldiğimiz noktada her konuda sınırsız yetişkin elemanımız olmadığı söylenebilir mi?

İki: Türk Halk Oyunları’nı yok etmek olası mı?

Halk oyunları toplumun kültürel özelliklerini yansıtan; sevinci ve üzüntüyü tanımlayan, müzikli, tek kişi ve gruplar halinde yapılan, belirli hareketlerin birleşimidir. Nişan, evlilik ve sünnet törenlerinde, asker uğurlamalarında, yaylaya çıkış ve inişte, doğumda, dini ve milli bayramlarda, barana, sıra gezmesi, yaren sohbeti gibi toplantılarda oynanır. Türkiye’de 4 binin üzerinde oyun bulunmaktadır. Bu özelliği ile dünyada tektir. Her yörenin farklı oyunları, giysileri ve müzikleri vardır.

Peki, bu konuda üç soru soralım.

Bir: Halk oyunlarımız, kadınlı erkekli danslar değil mi? Bu oyunları kadın ve erkek olarak ayırabilir miyiz?

İki: Halk danslarımız bizi birleştiren ,geleceğe ait beklenti ve umutlarımızı besleyen etkinlikle değil mi?

Üç: Türk Halk Oyunları’nı yok etmek olası mı?

Özetle; kim ne derse desin, Cumhuriyet’i kuranların hedefi, yolu ve birikimleri yeni kuşaklar tarafından sahiplenilmiştir, geriye dönüş olmayacaktır, umutsuzluğa kapılmak için bir neden yoktur.

Yazımı, 14 Ekim 1925 tarihinde Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyet’in tanımlamasıyla sonlandırmak istiyorum.

“Cumhuriyet, ahlâki erdeme dayalı bir idaredir. Cumhuriyet erdemdir. 

Sultanlık korku ve tehdide dayalı bir idaredir. 

Cumhuriyet erdemli ve namuslu insanlar yetiştirir. 

Sultanlık korkuya, tehdide dayalı olduğu için korkak, alçak, sefil, rezil insanlar yetiştirir. Aralarındaki fark bundan ibarettir.”

Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti!

Mustafa KAYMAKÇI – 29 Ekim 2017 – Odatv

* Kaynaklarda, Celal Bayar’ın orta eğitiminden sonra Bursa'da açılan Ziraat Bankası veznedarlığı sınavını kazandığını, bankada veznedar olarak çalışırken, Fransız papazlar yönetimindeki Collège Français de l'Assomption'da Fransızca kurslarına devam ettiğini ve İpekböcekçiliği eğitimi veren Darüllâlim-i Harir (İpek Meslek Okulu) kurslarını izlediğini ve 1905 yılında Deutsche Orient Bank'ın imtihanını kazandığı belirtiliyor.

Son Yazılar

Partly cloudy

10°C

Istanbul