gokokulu ogrencileri2 

1930’lara neden saldırıyorlar?

Cumhuriyet devrimleri kazanımları dolayısıyla 1928-1938 yıllarını kapsayan on yıl sürecinde

dünya genelinde merakla izlenen bir ülke konumuna girdik.

Eğitimde, sanayide ve tarımda gerçekleşen başarılar öncelikle ezilen dünya ülkelerine gerikalmışlıktan kurtuluş umudu ışığı oldu. Ülkemiz gerçekleştirdiği yüksek kalkınma hızıyla emperyalist Batı ülkeleri üzerinde rahatsızlık yaratmaya başlamıştı. 1925 Şeyh Sait İsyanı ile 1937 Dersim İsyanları ülkemizi bölmek amacıyla Batı ülkelerinin silah ve para yardımlarıyla besledikleri güçler tarafından gerçekleştirilmişti. Menemen İsyanı ise yine Cumhuriyet kazanımlarına karşı başlatılmış bir gerici isyandı. Ancak emperyalist Batı desteği ile başlatılan bütün bu isyanlar Cumhuriyet’in ülke genelindeki ilerleyişini durduramadı.

Öte yandan, Hitler faşizminin Avrupa ülkeleri üzerinde yarattığı baskıdan kaçarak ülkemize göçen Alman ve Polonyalı bilim adamlarının da hem üniversitelerimizde ve hem de sıfırdan başlattığımız sanayi devrimlerinde sağladıkları katkılar yadsınamaz.

Cumhuriyet Devrimleri sürecinde dünya genelinde Türk Mucizesi adıyla isim yapmış olan ülkemiz, bu dönemde kendi trenimizi, rayımızı, demirimizi, çeliğimizi, tekstil ürünlerimizi, uçağımızı, gemimizi ve tüm besin ürünlerimizi üretme başarısına ulaşmıştı.

O zamana kadar okuma yazma oranı erkeklerde yüzde yedi, kadınlarda binde yedi düzeyinde idi. Başlattığımız Latin Alfabesi ile Köy Enstitüleri eğitim sistemi sayesinde kısa sürede toplum çoğunluğunu aydınlatabilme başarısına bu süreçte ulaştık. Üniversitelerimizde, sanayinin çeşitli sektörlerinde ve tarımımızda elde edilen bu başarıların en önemli unsuru ise, bilimsel temelde elle tutulur ve gerçek yaşam koşullarındaki uygulamalarda kullanılabilecek sonuçların elde edilebildiği Araştırma Geliştirme Laboratuarları olmuştur. Batı basını artık Türkiye Cumhuriyeti’ni dünyanın en hızlı ilerleyen ülkeleri arasında değerlendiriyordu.

İki önemli örnek üzerindeki bilgileri aktararak o yıllarda ülkemizin konumunu yansıtmaya çalışacağız. Bu iki örnek Uçak Sanayisi ile Demiryolu Ulaşım Sanayisidir.

kayseri ucak fabrikasi

ÜRETEN TÜRKİYE!

Kayseri Uçak Fabrikası!

Lozan Anlaşması 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanıp ardından dünya genelinde bağımsız bir ülke olarak başlayan yeni süreçte sanayi alanında Araştırma Geliştirme Laboratuarları temelinde yapılan bilimsel değerlendirmeler sonucunda kendi uçağımızı yapma girişimini başlattık. Bu çalışmamızla

Kayseri’de kurduğumuz uçak fabrikasında 126 adet uçak üretebildik ve ürünlerimizle Paris Fuarı’na katıldık.

Bunun ardından ilk siparişimizi Danimarka’dan alarak bu ülkeye üç adet uçak sattık ve böylece bu pazara girmiş olduk. Bu fabrikamızın üretimi 1949- 1951 yılları arasında ABD’nin Marshall Yardımı adıyla başlattığı girişimin ardından durduruldu ve makineleri traktör üretimi için kullanılmaya başlandı.

Artık Kayseri’ deki uluslararası alanda da pazara girmeyi başarmış olan uçak fabrikamız bir müzeye dönüşmüş oluyordu.

kayseri ucak fabrikasi2

Eskişehir-Adapazarı ve Sivas Demiryolu Fabrikaları...

1923 yılında kurulan Eskişehir Cer Atölyesi’nde, 1925’ten 1928 sonuna kadar, Kazanhane, Çarkhane, Marangozhane, Köprü, Demiryolu Makası, Kantar ve yol emniyeti ile ilgili parçaları üretecek birimler çalışmaya koyularak demiryolu ulaşımında dışa bağımlılığın kırılması yolunda ilk adımlar atılır.

Artık, yılda 3-4 lokomotif ve 30 adet yolcu ve yük vagonu üretimi ile onarım çalışmaları burada yapmaya başlamıştık.

Demiryolu ulaşım sistemini tümüyle milli gücümüzle dünya genelinde rekor olabilecek hızla Anadolu ve Trakya’da gerçekleştirebiliyorduk.

Ülke demiryollarının en çok ihtiyaç duyduğu bu zor günleri atlatabilmek için Cer Atölyesi’ nde bir eğitim seferberliği başlatılır. Önce askere alınan işçilerin boşalttığı fabrikayı altı aylık kurslarla eğitilen yeni işçiler doldurmaya başlar...

Yine bu dönemde, Cer Atölyesi bünyesinde kurulan Kaynak Evi daha sonraki yıllarda üretimini geliştirip genişletecektir. 1951 yılında Türkiye’de ilk mekanik kantar üretimi, lisans veya know-how alınmaksızın milli ürün olarak bu atölyede gerçekleştirilir. 1956’da Motor Şubesi çalışmaya başlar.

DÜNYANIN EN HIZLI İLERLEYEN İKİNCİ ÜLKESİ!

1958 yılında, Eskişehir Cer Atölyesi, Eskişehir Demiryolu Fabrikası adıyla yeni bir isimle daha geniş bir yapıya dönüştürülür. Bu girişim sonucunda 1961 yılında ilk buharlı “büyük” yerli lokomotifi üretilir, Türk işçi ve mühendislerinin ürettiği, 1915 beygir gücünde, 97 ton ağırlığında, 70 km/saat hız kapasiteli bu ilk lokomotifini adı KARAKURT’tur.

Sözü edilen bu tesisler, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları (TCDD) yönetimi altında çalıştırılmışlardır. TCDD’nin ülkemizdeki diğer iki sanayi kuruluşu ise Adapazarı ve Sivas’ta bulunmaktaydı. 1941 yılında Sivas’taki demir çelik fabrikasında üretilen ilk vagon da ülkemizin tarihine yazılmıştır.

Çok yönlü üretimi yanında, her atölyenin bir spor kulübü de vardır. Bu kulüplerin futbol, güreş, kayak, atıcılık kolları bulunmaktadır. Bundan başka memur ve işçiler için lokaller açılmıştır. Haftanın 2-3 akşamında atölyenin misafir salonlarında sinema filmleri oynatılmakta, spor ve kültür toplantıları düzenlenmektedir. Cer Atölyesi Ankara Gençlik Parkı için, halkın demiryolu sevgisini artıracak bir proje hazırlamıştır.

Başarılarımız benimsenmiş olan Karma Ekonomi Yapı sonucudur. Ülkemiz 1937 yılında Batı basınınca Sovyetler Birliği’nden sonra dünyanın en hızlı kalkınan ikinci ülkesi olarak sunuluyordu. Kapitalist Batı’da yaşanan 1928-29 Ekonomik Buhranı ve özellikle 1936-1945 yılları arasındaki İkinci Dünya Savaşı dolayısıyla tüm dünya ülkeleri varolma mücadelesi verirken ülkemiz sanayi, tarım, hayvancılık ve eğitim seferberliği ile dünya genelinde Türk Mucizesi adıyla anılan başarıyı gösteriyor ve dünyanın en hızlı kalkınan ülkeleri arasına adını yazdırıyordu.

1930’ların Türkiye’si olabilmemiz için yine aynı Karma Ekonomi Sistemi’ni, -O dönemin benzeri eğitim sistemini günümüz teknojisine uyumlu bir yapıda hayata geçirmeye, -Ülke genelinde geliştireceğimiz Araştırma Geliştirme Laboratuarları temelinde milli sanayimizi ilerletmeye, -Tarımımızı ve hayvancılığımızı koruyarak geliştirmeye, -Akarsularımızı ve denizlerimizi kuracağımız “Doğayı Koruma Birimleri” yasası temelinde değerlendirmeye çalışacağız.

Bunları başardığımızda o dönemde olduğu gibi yine dünyanın en hızlı ilerleyen ülkeleri arasına girebileceğiz.

Ziya ÇAĞLI - 27 Mayıs 2015 - Aydınlık

Son Yazılar