atamiz tbmm onunde225 

Devrimcilerin Meclisi!

Türkiye, Meclisli yaşama devrimlerle geçti.

İttihatçı ve Kemalist devrimciler en zor günlerde bile Meclis’i hep açık tuttu. Gericiler ise Meclis’e düşman oldular. Darbeyle kapattılar.  

23 Nisan 1920’de açılan TBMM’nin 95. kuruluş yıldönümünü kutluyoruz. Türkiye 1876 yılından bu yana Meclisli! Türkiye’ye Meclis’i, Cumhuriyet’i, demokrasiyi, çok partili yaşamı hep devrimciler getirdi. Onların inatçı ve sabırlı; ondan da ötesi kelle koltukta mücadeleleri saltanatı yıktı; halk yönetiminin yolunu açtı. Meclisli yaşam, Amerikancı darbelerle sekteye uğradı. Meclis’i en çok sultanlar ve sulta düzeni kurmak isteyenler istemedi ya da etkisiz hale getirdi.

İLK ANAYASA İLK MECLİS...

Anayasal düzene ilk kez 1876’da Mithat Paşa’nın mücadelesiyle 23 Aralık 1876 günü geçtik. Kanun-i Esasi ile ilk Meclis’in de yolu açılmış oldu. Artık Osmanlı ailesinin mutlak egemenliği yerine, sınırları belli, herkesin iyi kötü hakkının tanındığı bir anayasal düzen başlıyordu. İlk Osmanlı anayasası, 24 Aralık 1876 tarihinde Padişah tarafından bir Hattı Hümayun ile ilan edildi. Kanun-i Esasi ile mutlak monarşiden, meşruti monarşiye geçiş sağlandı. Bu anayasa ile ilk kez, “milletin temsili ilkesi” demokrasinin temel ilkesi olarak devlet hayatına dahil edildi. 119 maddeden oluşan Kanun-i Esasi, yürürlükte kaldığı süre içerisinde yedi kez değişiklik gördü.

İlk Meclisimiz de 31 Mart 1877 günü faaliyete başladı. Bu Meclis’te 115 üye vardı. 28 Haziran 1877 günü de çalışmalarını tamamlayarak dağıldı. Aynı seçim yöntemiyle oluşturulan 2. Meclis-i Mebusan ise, 13 Aralık 1877 günü toplandı. ‘93 Harbi’ dediğimiz 1877-78 Osmanlı Rus Savaşı’nı bahane eden Abdülhamid, Meclis’i 14 Şubat 1878 günü kapattı. Anayasayı da askıya almış oldu. Kapatılmanın en önemli nedeni, Abdülhamid’den hesap sorulma korkusuydu.

İSTİBDAT GELDİ!

İlk Meclis’in kapatılmasının ardandan Abdülhamid, büyük bir baskı ve zulüm düzeni kurdu. Halk kahramanı Sadrazam Mithat Paşa, uydurma bir mahkemede yargılandı ve Taif’e sürgün edildi. Burada da 2 (8) Mayıs 1884 günü boğdurularak katledildi. Ancak anayasal düzen ve hürriyet özlemi yok edilemedi. Jön Türkler ve İttihatçılar, anayasanın uygulanması ve Meclis’in tekrar açılması için uzun ve inatçı bir mücadeleye girişti.

Osmanlıyı parçalamak amacıyla İngiltere ve Rusya’nın bir araya geldiği Reval Görüşmeleri’ne seyirci kalan Sultan’a karşı, Resneli Niyazi Bey komutasında 200’e yakın öncü birlik 3 Temmuz 1908 günü dağa çıkarak isyan bayrağını açtı. Parolaları ise: “Ya vatanı kurtaracağız ya öleceğiz!” sözüydü.

HALK İSYANIYLA MECLİS GERİ GELDİ!

Niyazi Bey, Abdülhamid’den taleplerini ise “Biz Kanun-i Esasi’nin hemen bugün yürürlüğe konulmasını isteriz. Bunu hükümet vermezse millet zorla alacaktır. Binaenaleyh teşkilatımız bu arzuyu yerine getirmek, hürriyetimizi elde etmek kudretini ispat eylemek için kurulmuştur. (...) Bu da pek yakında görülecektir. Mebuslar Meclisi’nin derhal açılmasını talep eder” sözleriyle bildirdi. (A. Cemaleddin Saraçoğlu, Resneli Niyazi, Şema Yayınları, İstanbul, 2006, s.44-45)

İTC’nin bu talebine daha fazla direnemeyen İstanbul yönetimi, 23 Temmuz 1908 akşamı Anayasa’yı yürürlüğe koyacağını ve Meclis’i açacağını ilan etti. Bu ilan yurtta bayram olarak günlerce kutlandı. 24 Temmuz günü de gazeteler ilk kez sansürsüz yayımlandı. 23 Temmuz, daha sonra Hürriyet Bayramı olarak kutlanmaya başlandı.

2. Meşrutiyet Dönemi Meclisi için Kasım ve Aralık 1908’de seçimler yapıldı. Ahrar Fırkası ve İttihat ve Terakki Fırkası’nın katıldığı seçimlerde, İttihatçılar 275 mebusun 160’ını elde ederek Meclis’e geldiler. 17 Aralık 1908 günü 3. Meclis-i Mebusan açıldı. Yeni düzene karşı 31 Mart (17 Nisan) 1909 gerici isyanı tertiplendi. Abdülhamid destekli gericiler Meclis’i kapattılar. İstanbul’da günlerce terör estirerek çok sayıda aydın ve askeri katlettiler. Selanik ve Manastır’dan gönüllülerin de içinde bulunduğu Hareket Ordusu gelerek isyanı bastırdı ve 27 Nisan 1909 günü Abdülhamid, Meclis kararıyla tahttan indirildi.

Mayıs 1909’da anayasada değişiklikler yapılarak Sultan’ın yetkileri kısıtlandı. İttihatçılar tam iktidar değildi. Hükümeti dışardan yönlendiriyordu. Bu gericileri güçlendirdi ve kendilerine karşı yeni komploya yol açtı. 18 Ocak 1912’de Padişah, Meclis’i dağıttı. 18 Nisan 1912’de 4. Meclis toplandı. Bu Meclis de 5 Ağustos 1912’de feshedildi. 8 Ekim 1912’de başlayan Balkan Savaşı nedeniyle seçim yapılamadı ve sıkıyönetim ilân edildi.

Gerici yönetim, yurt çapında İttihatçı avına çıktı. Bu yönetimin basiretsizliği neticesi Balkan Harbi bozgunu ortaya çıktı.

Bu kötü gidişe dur demek için İttihatçılar harekete geçerek 23 Ocak 1913 günü Bab-ı Âli Baskını denilen girişimle, Kâmil Paşa yönetimini devirdi. Gerici önderler yurt dışına kaçtı. Bunların komplo ve cinayetleri önlenmeye çalışıldı. Devrimci yönetimin ilk işi, verilmek istenen Edirne’yi 21 Temmuz 1913 günü geri almak oldu.

*** *** ***

Kurtuluş Savaşı’nı Meclis’le kazandık!

Yılların sorunları İttihatçıları da bir hayli zorladı. İlk iş yeni askerlik tekniklerini bilmeyen ve Balkan bozgununa neden olan subaylar tasfiye edildi. Ordu gençleştirildi. Milli politikalarla ekonomi canlandırılmaya çalışıldı. 1914 seçimlerinden sonra eni Meclis oluştu. Cihan Harbi’ni de bu Meclis yönetti. İttihatçıların açık tuttuğu Meclisi, Vahdettin mütarekeden sonra 21 Aralık 1918 günü fesh etti. 12 Ocak 1920’de toplanan yeni Meclis’te gericiler ağırlıktaydı. 16 Mart 1920 günü İstanbul’un işgaliyle bu Meclis de dağıtıldı. 11 Nisan günü ise resmen kapatıldı.

İşte bu gelişmelerin ardından Ankara’da 23 Nisan 1920 günü TBMM açıldı. İşgale karşı, milli birlik ve vatanın bütünlüğü için verilen Kurtuluş Savaşı bu Meclis’le yönetildi. Başkanlığına da Mustafa Kemal Paşa seçildi. İlkesi ‘Egemenlik kayıtsız şartsız Milletindir’ oldu. Hem de artık başta Sultan ve atadıkları da yoktu. En hareretli oturumlar bu dönemde yapıldı. Öyle ki Mustafa Kemal Paşa’nın Başkomutanlık süresi bile bazı zamanlar uzatılmadı. Yunan ordusunun Ankara kapılarına dayandığı günlerde ise Meclis’in taşınması istendi, ama kapatılması asla akla gelmedi. 29 Ekim 1923 günü ilân edilen Cumhuriyetle de büyük devrimlerin yolu açıldı. İlk vekiller tahta sıralarda oturdu, kuru fasulye, pilava kaşık salladı ama Türkiye’nin onurunu hep yüksekte tuttu.

MİLLİ MECLİS’İN ÖNEMİ!

Atatürk, yapılanları 2 Ocak 1922 günü Cemal Paşa’ya gönderdiği mektupta şu ifadelerle anlatır: “Türkiye’de tahmin edemeyeceğin derecede bir inkılâp olmuştur. Bütün manası bir halk hükümeti teşekkül etmiştir. Kanun yapma ve icra salahiyetlerini kendine toplayan Türkiye Büyük Millet Meclisi, bütün devlet işlerine bizzat el koymuştur.” (ATABE, C. 12, s.195)

Atatürk, 14 Temmuz 1922 günü yaptığı konuşmada ise Maclis’in halk ayaklanması neticesi oluştuğunu belirterek “Türkiya halkı tanınmayan ve çiğnenen hukukunu müdafaa için ayaklandı, bu ayaklanma onun için bir hak ve vazife oldu. Türkiya Büyük Millet Meclisi ve onun hükümeti böyle bir ayaklanmanın neticesidir” der. (ATABE, C. 13, s.148)

Atatürk, 13 Ağustos 1923 günü TBMM’de yaptığı konuşmada ise “İlk Meclis’imiz milletin kendi mukadderatına bizzat el koyduğunu ilan etti. Milli hâkimiyet esaslarını harekât düsturu kabul etti ve kuvvetli bir halk hükümetinin esasını ortaya koydu. (Şiddetli alkışlar)” der. (ATABE, C.16, s.76)

Gazeteci Yunus Nadi ise ilk Meclis’in önemini şöyle anlatır: “Bütün felaketlerle dolu bu karma karışıklık içinde ümit olarak yalnız Ankara vardı. (...) Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli atılmıştı. Bütün Türkiye’nin istinatgâhı ve kıblesidir. Meclisin açılmasıyla millet, İstanbul işgaliyle bir an için kabolur gibi olan vahdet (birlik) noktasını bulmuş, Meclis ise milletin bu coşkusu huruşundan bir daha azami kudret ve kuvvet almıştı.” (Yunus Nadi, Birinci Büyük Millet Meclisi, Cumhuriyet Kitapları, 1998, s.37)

Ercan DOLAPÇI - 23 Nisan 2015 - Aydınlık

Son Yazılar