hasan ali yucel2

Köy Enstitüleri neden kapandı?

Köy Enstitüleri özgün eğitim kurumlarıdır.

Dünyada şimdiye dek eğitim alanında Köy Enstitüleri gibi bir eğitim atılımı olmamıştır. İtalya, Almanya. Rusya gibi ülkelerde benzer eğitim modelleri uygulanmış ancak hiçbiri Köy Enstitüleri kadar etkili olmamıştır. Sayın Pakize Türkoğlu’nun belirttiği gibi eğitimin ekonomisini kendisinin sağlaması açısından bu okullar tektir. Sayın Türkoğlu durumu şöyle açıklıyor: “Tonguç üretime dönük iş eğitimi ilkesini sistemin temeline yerleştirmekle birkaç amacı birden gerçekleştiriyor. Bunlardan biri eğitimi kendi giderinden sorumlu tutarak ekonomi yapmak ve ekonomi yaratmak yoluyla maddi giderini karşılama amacıdır. Yalnız günlük gideri karşılama değil, yaptıklarıyla kendini yatırıma dönüştürüyor. Köy okullarının yapımında imece yoluyla halkın katılımını sağlama ve köy öğretmenlerinin ücretleriyle ilgili düzenleme de aynı amaçla yapılıyor. Eğitimin ekonomik giderlerinin dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir eğitimci tarafından Tonguç’un bulduğu ve amaçladığı çözüm şekliyle ele alınıp başarıya ulaştığı görülmüş değildir. (Tonguç ve Enstitüleri) Köy Enstitüleri on yıl gibi kısa bir sürede uygulandı. 1947’de programları değiştirildi. 1953’te Öğretmen Okullarına dönüştürüldü. Bu denli kısa bir sürede uygulanıp kapatılmasına karşın Enstitülerin içeride ve dışarıda yankıları güçlü oldu. Kapatıldıktan 68 yıl sonra bile bu okullarla ilgili araştırmalar, incelemeler sürüyor. Gelişmekte olan bazı ülkeler kendi ülkelerinde uygulayabilmek için ülkemize geldi, bu okullarla ilgili bilgi aldı.

Köy Enstitüleri köye öğretmen yetiştiren kurumlardı ancak sadece öğretmen yetiştirmek amacıyla açılmamışlardır. Bu kurumlar köye yarayışlı eleman yetiştirmek amacını taşıyorlardı. Sağlıkçı, tarımcı vb. köyün gereksinim duyduğu insanı da yetiştirmeye çalışmışlardır. 10 yılda 21 bin mezun verildi. Bunun 17 bini öğretmendir. Öğretmen olarak yetiştirilenler köylüye, okuma yazma öğretmenin yanında tarım, teknik hayvancılık vb. bilgileri de vereceklerdi. Enstitüler iş için, iş aracılığıyla, iş içinde eğitim ilkesiyle eğitim-öğretim yapan, köyü içeriden canlandırmak amacıyla kurulmuş kurumlardı. 1935 yılında Türkiye’de 40 bin köy vardı. Cumhuriyet’in ilanından 12 yıl sonra köy eğitiminde yol alınamamıştı. Kentli öğretmen köyde görev yapmak istemiyordu. Klasik yöntemle gidilirse köylerin tamamına okul ancak 70 yıl sonra gidebilecekti. Köylü ilkel bir tarım yapmaktadır. Karasabandan pulluğa bile geçiş yapılamamıştır. Köylerin çoğunda yol, su, elektrik yoktur. Köyü sıtma, verem, trahom gibi salgın hastalıklar kırıp geçirmektedir.

ismail hakki tonguc

İsmail Hakkı Tonguç 1935 yılında İlköğretim Genel Müdürlüğü’ne getirilir. Milli Eğitim Bakanı Atatürk’ün silah arkadaşı Saffet Arıkan’dır. Tonguç’un kendisi de köylüdür. Köy çocuklarının okuma koşullarını yakından bilmektedir. Öğretmen okulunda okuyabilmek için 1914 yılında İstanbul’dan Kastamonu’ya yürüyerek gelmiştir. Yıllardan beri kafasında köy eğitimi vardır... Köy Enstitüsü adı ilk kez 1937 yılında Tonguç’un Ferit Oğuz Bayır’a yazdığı mektupta görülür. İsmail Hakkı Tonguç’a göre köy içinden canlandırılacaktır. Köy çocuklarına öğretmenlik bilgisi yanında tarım ve teknik bilgiler de verilecektir. Kalkınabilmek için asıl yapılması gereken köylüdeki kaderci zihniyeti kırmaktı... Köyü anlayabilmek için onunla kucak kucağa, nefes nefese gelmek lazımdır. Onun içtiği suyu içmek, yediği bulguru yemek, yaktığı tezeğin ifade ettiği sırları sezebilmek ve yaptığı işleri yapabilmek şarttır.

Köy Enstitüleri bu düşüncenin ürünüdür. Enstitülere köyden ilkokulu bitirmiş öğrenciler alınacak, bu öğrencilere beş yıl eğitim verilecek. Öğrencilere genel kültürün yanında tarım ve teknik konularında da eğitim verilecek. Küçük ve büyükbaş hayvancılığı, sulu ve susuz tarım, ipekböcekçiliği, arıcılık, marangozluk, duvarcılık, demircilik, bölgesine göre balıkçılık, meyve yetiştiriciliği, fidan yetiştiriciliği, ağaçların aşılanması, temel kazma, çatı çatma becerileri kazandırılacak; ayrıca temel sağlık bilgileri verilecek. Kız öğrencilere ise biçki-dikiş, halı, kilim dokuma, çocuk bakımı, ev işleri bilgileri öğretilecektir. 1947 yılına dek bu eğitim uygulanıyor. Öğrenciler okul binalarını kendileri yapıyor. Bazı okullar açıldığında tek bina bile yoktur. Derslere çadırla başlanmıştır. Sulu susuz tarım yapıyorlar. Binlerce hektar toprağı işliyorlar; ağaçlandırıyorlar, meyve fidanı dikiyorlar. Binlerce küçük ve büyükbaş hayvan yetiştiriyorlar. Masalarını, sıralarını hatta giderek müzik aletlerini yapıyorlar. Duvar örüyor, marangozluk öğreniyorlar. Okullarına su, elektrik getiriyorlar.

Köy Enstitülerinde serbest okuma saatleri var. Köy çocukları okulda kitapla karşılaşıyor. Dünya klasiklerini okuyorlar, dünyaları değişiyor. O yıllarda dünya klasiklerinin Milli Eğitim Bakanlığı tarafından çevrilmesi en çok onların işine yarıyor. Enstitülerin ortak çıkardıkları Köy Enstitüsü dergisinde şiirleri, öyküleri, incelemeleri yayımlanmaya başlıyor. Mehmet Başaran, Mahmut Makal, Talip Apaydın, Fakir Baykurt, Dursun Akçam, Adnan Binyazar, Ümit Kaftancıoğlu, Osman Şahin ve diğerleri böyle yetişiyor.

Hafta sonlarında hafta içinde yapılan işlerin değerlendirilmesi yapılıyor. Görülen eksiklikler, aksaklıklar kıyasıya eleştiriliyor. Hatalı olan özeleştiri yapıyor. İşler küme çalışması esasıyla yapıldığı için hem görevli küme hem de kişiler eleştiriliyor. Eleştirilen; öğretmenler hatta müdür de olabiliyor. İşte bu uygulama yıllardır konuşturulmayan, susturulan köy çocuklarının görüşlerini ve düşüncelerini her koşulda söyleyebilme özgüvenini kazandırıyor. Küme içinde sorumluluk alma, sorumlulukla birlikte yetki sahibi olma, onları kısa sürede olgunlaştırıyor. Hesap sorma, hesap verme uygulamasına öyle alışıyorlar ki, mezun olduktan sonra devletin kaymakamını, valisini de özgürce eleştirdiklerinden başları derde giriyor.

Sabah sporu topluca yapılıyor. Her öğrenci mutlaka bir müzik aletini çalmayı öğreniyor. Haftasonu eğlencelerinde piyesler sahneleniyor...

Enstitü mezun ettiği öğrenciyi atandığı köyünde de yalnız bırakmıyor. Onun istediği her şeyi temin etmeye çalışıyor...

CUMHURİYET’İN BELİ KIRILDI!

Okulda öğrendiklerini köylerde uygulamaya başladılar. Köylüye kooperatif kurdurdular. Köye su, elektrik getirdiler. Köylüye modern tarımı, hayvancılığı öğretmeye başladılar. Motor ve teknik bilgilerini köye taşıdılar. Köylüye her konuda yardımcı oldular. Hastaya iğne yaptılar. Köylünün saban demirini onardılar: evinin temelini attılar, çatısını çattılar. Köyde zihniyet değişmeye başlamıştı.Yüzyıllardır köylünün sırtından geçinenler bu uyanışa izin veremezlerdi. “Böyle giderse çobanlık yapacak kimse bulamayacağız” diye dert yanıyordu bir ağa.

Önce Hasanoğlan Müdürü Rauf İnan görevinden alındı. Tonguç “Bir kez kelle verirseniz bir daha önünü alamazsınız” diye uyarmıştı İnönü’yü. 1947’de Tonguç görevden alındı. Arkasından Hasan Ali Yücel’in Bakanlığına son verdiler. Köy Enstitüleri programı değiştirildi; tarım ve teknik program uygulanmaz oldu. Tüm Enstitü müdürleri değiştirildi. Öğretmenlerin okulla bağları koparıldı. Hasan Ali’nin yerine gelen Reşat Şemsettin Sirer “Tonguç’un belini kıracağım” diyordu. İki seneden az görevde kalmasına karşın Enstitüleri bitirdi, köy çocuklarının çanına ot tıkadı. Cumhuriyet Halk Partisi, Cumhuriyetin aydınlanma kurumlarını kendi eliyle boğmuştu. Aydınlanma çocuğu daha serpilip gelişemeden bağırta bağırta boğulmuştu. İşlenen bir cinayetti.

Sonuç çok acı oldu. Köyler akın akın kentlere geldi. Onları kentlerde din tüccarları bekliyordu. Dini politikaya alet edenler kente yeni gelenleri avuçlarının içine aldı ve başımıza iktidar oldu. Tonguç’un belini kıracakken Cumhuriyet’in beli kırıldı.

Cengiz ÖKSÜZ - 22 Nisan 2015 - Aydınlık

Son Yazılar