abdulhamid saray ittihatcilar vatan derdindeydi2

Abdülhamid Saray İttihatçılar Vatan Derdindeydi!

‘31 Mart’ gerici isyanı bastırıldıktan sonra suçlu bulunan Sultan Abdülhamid, 27 Nisan

1909 günü Meclis kararıyla tahttan indirildi. Abdülhamid’in ilk isteği Çırağan Sarayı’nda ikamet oldu. Devrimci yönetim bu isteği kabul etmedi.

31 Mart (13 Nisan) 1909 gerici isyanı, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin gerçekleştirdiği 23 Temmuz 1908 Devrimi’ne en büyük darbeydi. Bununla Cumhuriyet’e giden yoldaki meşruti yönetimin önü kesilecek ve Abdülhamid’in baskıcı yönetimi devam edecekti. Ayrıca devrimle açılan Meclis’e ve kazanılan hürriyetlere de son verilecekti. Gerici ayaklanma sırasında ve sonrasındaki gelişmeler ve tarafların tutumu, bugünlere ders olacak nitelikte. En ilginç olanı, gericilerin güç aldığı ve kapısında subay katlettiği Sultan Abdülhamid’in, tahttan indirildikten sonra devrimcilerden kalmak için ısrarla Çırağan Sarayı’nı istemesi, buna karşılık devrimcilerin ise ‘vatan’ derdinde olmalarıydı!

hareket ordusu karakoy

MECLİS ORDUGÂHTA TOPLANDI...

31 Mart isyanıyla Meclis’i basan ve gördüğü insanları “vekil” diye katleden gericiler yüzünden, Meclis-i Mebusan ordugâhta görev yapmak zorunda kaldı. Devrimciler Meclis’ten vazgeçmedi. İsyanın bastırılmasını da bu Meclis’ten yönettiler. Mebuslar Yeşilköy sırtlarında bir araya gelerek Meclis’i açtı ve “biz buradayız” dediler. İttihatçıların Meclis-i Mebusan Reisi Halil Menteşe o anlarda Yusuf Kemal Bey’e şunları söyler: “Paşa Hazretleri, evvelâ vaziyetimizi tespit edelim. Padişah Meşrutiyet’e karşı vaziyet almış, payitahttaki askerler de isyan etmiştir. Şimdi milletin ordusu gelmiş, İstanbul hududuna dayanmıştır. Yarın harp başlıyor, bizim ordu galip gelirse bizleri suale çekmeyecekler. Biz sual soracağız! Maazallah asiler galebe çalarsa, Sultan Hamid bizleri suale çekmeyecek, giyotine gönderecektir. Biz vaziyeti böyle anlıyoruz. Mesuliyeti böylece kabul ettik, buradayız.” (İkinci Meşrutiyetin İlânı ve Otuzbir Mart Hadisesi, Ali Cevat Bey’in Fezlekesi, Yayına Hazırlayan: Faik Reşit Unat, TTK Yayınları, Ankara, 1991, s.143)

abdulhamide isyancilarin infaz alani

İsyana katılanlardan idam cezası alanlar, cinayet işledikleri yerlerde infaz edildiler...

ABDÜLHAMİD’İ MECLİS TAHTTAN İNDİRDİ...

İsyan bastırıldıktan sonra 27 Nisan 1909 günü, Âyan ve Meclis-i Mebusan’dan oluşan Meclis-i Umumi Milli, Sultanahmet Meydanı’nda bulunan Meclis-i Mebusan binasında, saat 14.45’te Sait Paşa reisliğinde gizli oturum şeklinde toplanır. Rumeli’den gelen tegraflar okunur. Telgraflarda Abdülhamid’in hal olunduğu ve hutbelerde isminin okunmayacağı bildirilir. Oturumda Hareket Ordusu Komutanı Mahmut Şevket Paşa’nın, Saray’a da girildiği, silahların toplandığı ve hareketin bittiğine ilişkin 25 Nisan tarihli telgrafı da okunur. Bunlar alkışlarla karşılanır.

Bütün bu telgraflarda, Meclis’in artık Abdülhamid’i hal etmesi ima edilir. Bütün yurttaki tepki ve beklenti de bu doğrultudadır. Müzakerelerde bir taraf ‘Padişah’ın istifaya davet ettirilmesini’ isterken büyük çoğunluk ‘hal edilmesini’ ister. Meclis Reisi, konuyu üyelerin oyuna sunar ve büyük çoğunluk “hal, hal!” alkışlarıyla karar verir. Ve bu karar doğrultusunda hazırlanan Şeyhülislâm fetvası, 27 Nisan Salı günü saat 18.30 sıralarında Yıldız Sarayı’nda Abdülhamid’e bildirilir. Bu haber gelince de Meclis’te büyük sevinç ve alkış kopar. Ali Cevat Bey bu anları şöyle aktarır: “Alkışlar sakf-ı meclisi sarsıyor idi. Kararın lüzum ve isabetinden ve vatana büyük bir hizmet ifa olunduğundan herkes vicdanen emin idi.” (age., s.153)

ingiliz konsoloslugunu koruyan harbiye ogrencileri

ÇIRAĞAN SARAYI ISRARI...

Saray’a giden Heyet, Abdülhamid’e kararı okur ve son söz olarak “Biz Meclis-i Mebusan tarafından geldik. Fetvayı şerif var. Millet seni hal’etti (tahttan indirdi)” der. Abdülhamid’in karar üzerine sözleri “Bu işi ben yapmadım. Sebep olanları millet arasın bulsun. Ben milletimin iyiliği için çok çalıştım. Hepsi mahvoldu. Hepsinin üzerine sünger çekildi. Kaderim böyle imiş” şeklinde olur. Son isteğini ise şöyle bildirir: “Yalnız bir ricam var. O da hayatımın Çırağan Sarayı’nda muhafaza edilmesidir.” Abdülhamid bu konuda ısrar eder. Hatta Başkâtibi’ni de bu konuyu halletmesi için görevlendirir. Ancak isteği güvenlik açısından kabul edilmez ve ona ordunun can güvenliğini Selanik’te sağlayacağı bildirilir. Bu konuda Hareket Ordusu kararı 28 Nisan günü Meclis’e bildirilir ve ertesi günü de Meclis uygun bularak Selanik’te ikamet etmesine karar verir. (age., s.82, 155-156)

abdulhamid3

İDAMDAN KURTULUR...

Ona kimse İstanbul’da tahammül etmemektedir. Hem çok kan dökülmüş, hem de millet entrikalarından bıkmıştır... En önemlisi de kanıyla kurduğu devrimin boğulmasını ve vatan bütünlüğünün tehlikeye düşmesini istememektedir. Rumeli ve Anadolu’nun çeşitli illerinden binlerce gönüllü, isyanı bastırmak için İstanbul’a gelmiş ve onu hal’etmeden gitmek istememektedir... Bu da Abdülhamid’in Selanik’e Sirkeci’den gönderilmesiyle gerçekleşir. Abdülhamid, maiyetindeki 11 kadın, iki harem ağası ve daha birkaç hademe ile birlikte Binbaşı Fethi (Okyar) Bey komutasındaki bir miktar asker eşliğinde trenle yola çıkarılır. Böylece Abdülhamid’in 33 yıllık iktidarı son bulur. Yerine V. Mehmed getirilir. Dönemin Sıkıyönetim Mahkemesi yaptığı yargılamalarda, Abdülhamid’in sekiz adamını suçlu bulur ve haklarında idam kararı verir. Mahkeme Sultan Abdülhamid’i de suçlu bulur ve yargılanmasını ister. Ancak bu karar İttihatçılar tarafından uygulanmaz. Dönemin tanığı İttihatçı Celâl Bayar şu önemli tespitte bulunur: “Abdülhamid, yargılansaydı idam edilirdi!” (Celâl Bayar, Ben de Yazdım, C. 2, Sabah Kitapları, 1997, s.55-56)

Abdülhamid, Selânik’teki Alatini Köşkü’nde 3 yıl göz hapsinde kalır. Balkan Harbi sonrası Selânik’in düşmesiyle 1912’de İstanbul Beylerbeyi Sarayı’na getirilir ve burada 10 Şubat 1918 günü 75 yaşında hayatını kaybeder.

Ercan DOLAPÇI - 13 Nisan 2015 - Aydınlık

Son Yazılar