ataturk diyapaga225

Din adamı farkı!

Laik Devletin laik din adamı...

Laik devletin din adamı ile dinsel devletin din adamlarının söylem ve davranışlarında farklılık olduğunu, ABD de siyahî George Floyd polis Derek Chauvin tarafından gırtlağının sıkılarak öldürülmesi sonunda gelişen bir olayda farkına vardım.

ABD Başkanı Donald Trump, zenci vatandaşın polis tarafından öldürülmesi ertesinde dalga dalga gelişen şiddetli protestolar karşısında ürkmüş olmalı ki, Başkan panikleyerek eline aldığı İncil’le bir kilisenin girişindeki panonun önünde görünmesi laik grupların şiddetli eleştirisine neden olmuştu. Ayrıca, bu İncil-kilse şovuna en ciddi tepkiyi din adamları verdi. Şiddetli protestolardan yılan, belki de korkan Başkan Trump’un bu din-İncil gösterisine sığınmasına karşı, Washington Kilisesi Piskoposu Marianne Budde,  laik düşüncesi ağır bastığı için “çileden çıktım, bizim ahlaki liderliğe ihtiyacımız var ve O yaptığı her şey bizi bölüyor”,  diyor.

Daha sonra Başpiskopos Michael Curry de, Başkan Trump’un bu siyasi şovu karşısında tepkisini göstererek, “bir kilise binasını ve kutsal kitabı siyasi amaçla kullanmaktadır”  diyor. Acaba bizde de, böylesine laikliği bu denli savunan din adamımız var mıdır? Bizdeki din adamları, laiklik aleyhinde, laikliği getiren Atatürk aleyhinde durmadan, Atatürk düşmanlarına gaz veren dedikodular üretmekteler.   

Bir zenci kökenli elleri arkadan bağlı yere yatırılmış savunmasız vatandaşın polis tarafından katledilmesini haklı olarak protesto eden vatandaşlarını Başkan “teröristler” diyerek suçlamıştı. Sonrasında hızla ve şiddetli olarak gelişen protestolar karşısında kiliseye İncil’e sığınması din adamlarını bile çileden çıkarmıştı.

Bizdeki bir din adamı da böyle!

Bakınız, laik, özgür devlet ve vatandaşların bulunduğu ABD de iktidarda bulunan bir lidere karşı özgürce tepkisini koyan din adamları bile dinsel şovu eleştirirken, aynı özgür tepki ve davranışın Türkiye’de olup olamayacağını bir düşünün. Günümüzde bu mümkün mü?

Görevinde laikliği savunan komutanlardan eski Genel Kurmay Başkanı Org. İsmail Hakkı Karadayı’nın vefatı sonrası Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Burhan İşliyen’in sosyal medya hesabından “Ey mevta” diyerek yaptığı paylaşımını içimiz sızlayarak izledik.  Ne hazin ki, Atatürk’ün Laik TC nin kuruluşunda kurulan Diyanet İşleri Başkanlığında çalışan bir görevlinin

Atatürk’ün izinde giden, onun laiklik devlet ruhunu taşıyan en büyük komutanının vefatında paylaşımı ne kadar acı bir durum. Laikliğin erdemini ancak çağdaş düşünceli insanlar bilir.

Oysa görev yaptığı döneminde ABD himayesinde PKK ya Irak’ın kuzeyinde Çelik Harekatı ile en büyük darbeyi vuran, görev yaptığı sırada TSK dan en çok FETO’cuyu eleyen Karadayı’ya yönelik  paylaşımda Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı İşliyen şu ihanet mısralarına ortak oluyordu:

Ne kadar büyüktü dindara kinin,

Hacıya, hocaya uzardı dilin.

Konuşsana mevta bitti mi pilin?

Oksijen tüpleri yok tabutların,

Söyle de bir nefes versin putların”.

Toplumu,  Laik Cumhuriyete,  Atatürk’e, onu savunan komutanlara karşı kin ve düşmanlık telkin eden sözde bu şiire, Diyanette görevli bir yetkilinin ortak olması üzüntü vericidir. Bir kere hiçbir komutan dindara karşı kini yoktur, olmamıştır. Atatürk ve ondan sonra gelen komutanlar,  din sömürücülerine, dini kullananlara karşı olmuşlardır.

Hele son mısrada “putların” derken kesinlikle Atatürk’ü ima etmektedir. Ülkemizin kurucu önderi, ulusal kahramanı Atatürk’e yapılan bu “put” benzetmesi, onu kötüleme, düşmanlaştırma amacından başka bir şey olamaz.  Anlaşılan o ki, bu örnek ve nice Atatürk’ü kötüleyen eylemler Atatürk düşmanlığını yaymaktır. Zaten ne demişti bir yetkili “iki ayyaş”; bu söz ve davranışlar, Atatürk düşmanlığının sinyalini yandaşlarına vermektir.

Çünkü onlar biliyorlar ki Atatürk’ün dediği gibi, “bu ülkeye yapılan en büyük kötülük din kisvesi altında yapılmıştır” özdeyişin bilincinde idiler. İnceleyin tarihimizi, tüm darbeler, Cumhuriyete musallat olan kötülükler din kullanılarak yapılmıştır.  Laiklik, erdemli çağdaş yönetimlerin aydınlanma özüdür, mayasıdır;  laiklikten şaştınız mı irtica, yıkım, gerilik gelir. Tüm İslam ülkeleri bunun sancısı ile kıvranmaktadır. Şimdi de Türkiye’de 18 yıldır yönetimde “dinci kinci nesil yetiştireceğiz” diyen, dini ve dincileri ön plana çıkaran bir yönetim bulunmaktadır.  

Bu çirkin paylaşım için bir vatandaş da meşhurların şu mizahi taşlamalı şiirlerle cevap veriyor:

Olmayasın karaktersiz
Çok konuşan yerli yersiz
Adın doğru kendin hırsız
Karanlıkta dolaşırsın…
(Aşık Veysel)

Fikrimi sarsmadı şimdiye değin
Arsızca sözleri bilmem ne beyin
Bana çifte atan şaşkın eşeğin
Kendi çiftesiyle beli kırılır
(Rıza Tevfik)

Bize kâfir demiş müftü efendi
Dutalım ben ana diyem Müselman
Varıldıkta yarın divan-ı Hakk’a
İkimiz de çıkarız anda yalan
(Nefî)

Çok da mağrur olma kim meyhâne-i ikbâlde
Biz hezâran mest-i mağrûrun humârın görmüşüz
(Nâbi)

Gezi Parkında cesur bir imam...

İsterseniz geriye dönemlim 2013 teki “Gezi Parkı” olaylarına ve orada bir din adamımızın başına gelenleri hatırlayalım.

Her uygar devlette protesto etmek her yurttaşın hakkıdır. İşte bu protesto hakkını kullanmak için,  çevresel için başlatılan protestoya binlerce kişi katılmış; protestoya katılanlara, tıpkı Trump’ın “teröristler” dediği gibi, zamanın Başbakanı RTE de “teröristler” demişti. Üstelik bizzat Başbakan tarafından “Dolmabahçe Camisinde içki içtiler, başörtülü bacımıza saldırdılar” diyerek protestocular suçlanmıştı.

Dolmabahçe Camisi İmamı Halil Necipoğlu, bu iftirayı yalanlamış, cami içinde alkol kullanan görmedim” demişti. Zamanın muktedirleri de, “vay sen benim yalanımı nasıl çıkarırsın” der gibi, intikamcı bir tavırla din görevlisi Halil Necipoğlu uzak bir yere hemen sürülmüştü.

Acaba, ABD de Başkan Trump’u eleştiren papaz başka yere sürülmüş müdür. Eleştirinin, protestonun demokratik bir hak olan ülkede olmasa gerek.

Bu yazımda asıl vurgulamak istediğim şudur, aradaki farkı görebiliyor musunuz, bir din adamı (ABD de) özgürce başkanı eleştirip laikliği savunuyor; biz de ise dini siyasete alet eden Başbakanın yalanını çıkardığı, doğruları söylediği için cezalandırılıyor.

Bırakın bunu, acaba bizde de laikliği savunan, dini siyasete alet eden siyasileri eleştiren bir din adamımız var mıdır ki.  Fikir ve ifade özgürlüğü, laikliğin erdemi burada önem kazanıyor.  Şöyle bir dünyaya bakınız, fikir ve ifade özgürlüğünün alabildiğine özgür olduğu, devletin laik düzen üzerine oturduğu devletlere bir bakın, hepsi de çağın ilerisine geçmiş devlet ve milletlerdir. Batı ülkeleri böyledir, her alanda çağın ilerisine geçmiş çağdaş devletlerdir. Bir de fikir ve ifade özgürlüğünün olmadığı, laikliğin öcü görüldüğü, ne ki “laiklik dinsizlik” olarak görüldüğü Müslüman ülkelerine bir bakınız, hepsi de çağın gerisinde kalmış, tek adamla yönetilen fakir ülkelerdir.

Eski TBMM Başkanı Cemil Çiçek de şöyle diyor:

Bu ülke, siyaseten ve dinen kandırılmışların ülkesi”.  

Bu da bizden başka bir din adamı...

Aşağıda anlatacağım Patriğin konuşmasını vermeden önce, oğlumun tanık olduğu ve bana anlattığı bir cami imamımızın konuşmasını anımsadım. Oğlum Ü.B.K.  Ankara Gaziosmanpaşa’da AB, IMF delagosyonlarının kaldığı binanın karşısındaki camiye Cuma namazı kılmaya gider. İmam cuma vaazında bakıyor ki, cemaatin birçoğu yabancı kökenli insanlar. Türkçe vaazında imam,  her cümleyi söyledikten sonra onlar da anlasınlar diye İngilizcesini de söylüyor. Duyunca şaşırdım, böylesine bizde aydın bilgili imamlar da var mıymış diye sevindim.

İstanbul’da Cem Vakfının 17. Kuruluş Yıldönümü gecesinde Türkiye Ermenileri Patriği adına Peder Zaven Bıçakçıyan davet üzerine toplantıda şu konuşmayı yapar:

“-….. Bu gün eğer biz sorunları yaşıyorsak, bakmak ve korumakla yükümlü olduğumuz insanı ve doğayı göz ardı ettiğimizden, sıhhatli bir şekilde sevgi ortamının oluşması gerekiyor, güven ortamının oluşması gerekiyor, eşitlik ortamının oluşması gerekiyor. Bu sorumluluk tamamen insana verilmiş bir görevdir.

Sayın başkan, göçler başladı kuraklık yüzünden. Bu gün o kuraklık insanın yüreğinde başlamıştır ve o kuraklık yüzünden insanlar birbirini dışlıyor. Çünkü bir insanın istirahat edebileceği, huzur duyabileceği başka ülkeler değildir, başka bir insanın yüreğidir. (alkışlar). Onun için kanunların bana verdiği hakları istemiyorum ben, ben yüreğinizde yer istiyorum. Eğer ben sizin yüreğinde isem, size ait olan her şey benimdir. Ama yürekte değilsem, hiçbir şey bana ait değildir, ben dışlanmışımdır. O aradığımız güzellikler, barış, sevgi neden yok, dedim, bunun iki tür insandan kaynaklandığını söyledim. Birisi din adamlarından, diğeri de politikacılar yüzünden (alkışlar). Çünkü din adamları vaaz ettiklerini yaşamıyorlar, politikacılar da vaad ettiklerini yerine getirmiyorlar” (alkışlar)

Bu gün ülkemizde hangi camideki imam vaazında, İstanbul’lu hemşerimiz Zevan Bıçakçıyan gibi böylesine bir empati yaparak, siyasetçileri ve din adamlarını (imamları) eleştiren konuşma yapabiliyor. Din adamlarının görevi siyasilere yaranmaktan ziyade, doğruları çekinmeden, korkmadan söylemelidir.

Cevat KULAKSIZ – 05 Haziran 2020

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

AHIR ZAMAN ŞEYHLERİ

Durmaz keramet satar
Ahir zaman şeyhleri
Her gün battıkça batar,
Ahir zaman şeyhleri

Farzı geriye atar,
Nafile oruç tutar,
Dini paraya satar,
Ahir zaman şeyhleri

Beline kuşak bağlar,
Sözleri yürek dağlar
Para toplarken ağlar,
Ahir zaman şeyhleri

Ağlaması göz boyar,
Her gün ayağı kayar,
Kendini adam sayar,
Ahir zaman şeyhleri

Başına sarık sarar,
Kendine mürit arar,
İlmi yok neye yarar,
Ahir zaman şeyhleri

Dünyaya kucak açar,
Zoru görünce kaçar,
Her yere küfür saçar,
Ahir zaman şeyhleri

Şeyhlik ulu bir iştir,
Hakka doğru gidiştir
Yaklaşılmaz ateştir,
Ahir zaman şeyhleri

Salih şeyhler nerdedir,
Kötüler her yerdedir,
Hak yoluna perdedir,
Ahir zaman şeyhleri.

Ahmet Yesevi (1093-1166)  Demek ki şeyhler, bin senedir şimdiki gibi din adına çoğu toplumları sömüren, rahatsız eden kimselermiş.

Yazarlar