neyzen tevfik be hey durzu225

Hasan Ali Yücel ve Neyzen Tevfik...

17 Nisan Köy Enstitülerinin kuruluş yıldönümünü andığımız şu günlerde,

Atatürk Devrimlerinin seçkin Türk aydını, Köy Enstitülerinin kurucusu Milli Eğitim Bakanlarımızdan Hasan Ali Yücel’in gençlik yıllarında, Türk mizahının seçkin kişisi Neyzen Tevfik’in yaşamlarında kesişen bir anekdotu (hikâyecik) okuyunca sizinle paylaşmak istedim.[1]

“Neyzen Tevfik, Erenköy’de oturduğu dönemde, askerlerin talimgâh olarak kullandığı geniş bir araziye gidiyor, orada bir sıraya oturup neyini üflüyordu. Sefil bir kılıktaydı. Üzerinde yırtık pırtık bir ceket, yakası ve kol ağızları akmış bir gömlek, ayağında patlak ayakkabılar ve düğmeleri iliklenmemiş bir pantolon… Neyzen neyini üflerken, oralardan geçen 19-20 yaşlarında bir genç karşısına dikilip sürekli Neyzen’i dinlemeye başladı.

Bu delikanlı bir gün Neyzen’e acıdı ve yanına yaklaşarak biraz para vermeye kalktı. Neyzen bu teşebbüsten hiç hoşlanmadı.

Haydi oğlum git işine” dedi. “Bak benim mataram rakı dolu. Bana vereceğin parayla git de sen kendine bir şişe rakı al”.

Delikanlı parayı uzattığına pişman olmuştu. Neyzen:

Utanma oğlum, utanma!” dedi. “Utandıkça rahat yaşayamazsın. Bak ben bu halimden utanıyor muyum? Başkaları utansın.”

Neyzen’in seslendiği bu kimdi acaba? Otuz üç yıl sonra İsmet İnönü’nün Milli Eğitim Bakanlığı’na atayacağı Hasan Ali Yücel…

1897 de doğan Hasan Ali, demek ki Neyzen’den 18 yaş küçüktü. 14 yaşında Mektebi Osmaniye’yi bitirdikten sonra Vefa İdadisi’ne girmiş ve orayı da bitirmişti. Savaş çıkınca askere çağırıldı. Neyzen’le arasında bu konuşmanın geçtiği günlerde Pendik’te askerliğini yapıyor ve zaman zaman talimgâha gidiyordu. Hasan Ali bu ilk karşılaşmayı hiç unutmadı.

koy enstituleri hem okudular hem yaptilar

Daha sonra Hasan Ali, Hukuk Fakültesinde okurken hocası Celalettin Arif Bey’le tartıştığı için okuldan atılacak, Edebiyat Fakültesi’nin Felsefe Bölümü’ne yazılacaktır. İşte Neyzen’le ikinci karşılaşması o günlere rastlayacaktır. Hasan Ali Neyzen’e bir şiir yazacak ve onu Neyzen’e iletecektir. Neyzen bu şiiri okuyunca dudaklarını sağa sola çekerek karşısında ayakta bekleyen Yücel’e sonsuz dualar edecektir.

koy enstitusulerinin yaratici kadrosu

Ya daha sonraları?

Hasan Ali Bey bakan olduktan sonra Neyzen’i zaman zaman toplantılara çağıracaktır. O öldüğü zaman da Hasan Ali şöyle diyecektir:

“-Ferdin ve toplumun üzerine çöken istibdadın baskısından kurtulmak için o dönemde iki yol vardı: İnsan ya işi deliliğe vurup sorumlu olmaktan kurtulurdu, ya da kendini içkiye verirdi. Neyzen bazen bu yollardan birine, bazen de ötekine saptı, ama hiç teslim olmadı.”

Neyzen, ülkenin işgal ve cehalet içinde kıvrandığı günlerde, ülkenin kurtuluşunu akıl ve bilim yoluyla ilerlemede görüyordu.

Batıl düşüncelerle ilkel inançlarla, Ortaçağ kafasıyla uygarlığa ulaşılamayacağını biliyor ve şöyle diyordu:

Bilgisizliği yok edecek bilime tap

Gitme geçmişin karanlık yollarından, Batı’ya sap”.

Neyzen, padişahlar devrinden o güne kadar ülkenin iyi yönetilemediğini görüyordu, ülkedeki bu durumun düzelmesinden ümidini kesmiş olmalı ki Peygambere şikâyet eder, peygambere seslenen uzun bir şiir yazar, şiirde bu günkü dille şöyle yakınır:

Cehalet her dönemde Türk’ün boğazını sıktı. Milli Eğitim adı altında okullarda ve medreselerdeki rezaletler gökyüzüne yükseldi ya Resulullah!

Milleti cehalete alıştırdılar. Cahiller yalanlar uyduruyor. Milletin burnuna kanca taktılar ya Resulullah!”

Neyzen, dini sömürenlere, yobazlara, koyu softalara saldırmaktan hiç çekinmez, şiir ve mısralarıyla onları taşlardı :

Bi’namaz (namaz kılmaz) deyip beni haktan uzak gören

Sığmaz senin hayaline mihrab-ü mübrem (umut kaynağı)

*** *** ***

Sen sade beş vakitte ararsın Allahını

Ben her zaman emin ol, onunla beraberim.

*** *** ***  

Kabe’den maksat varmaktır yara

Kör gibi tapınma kara duvara”.

Neyzen Tevfik, ülkedeki idari sorunlar, yönetimdeki aksaklıklar konusunda eleştirmekten çekinmezdi:

Kim demiş bizde demokratik idare yoktur diye

Ne demek, olmazsa elbet dışarıdan alırız

Sır edip karne usulü ile o gümrük malını

Karaborsaya verir, biz bize benzer kalırız”.

Neyzen Tevfik ülkedeki her kimseyi korkusuzca eleştirir, rütbesi ne olursa olsun, sözünü dudaktan esirgemezdi:

Kime sordumsa seni, doğru cevap vermediler

Kimi alçak, kimi hırsız, kimi deyyus dediler

Künyeni almak için partiye ettim telefon

Bizdeki kayda göre şimdi o mebus dediler”.

Cevat  KULAKSIZ – 20 Nisan 2020

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Dipnotlar :

1) Hasan Âli Yücel, (d. 17. Aralık 1897, İstanbul - ö. 26.Şubat 1961, İstanbul) öğretmen, eski millî eğitim bakanı, Köy Enstitüleri'nin kurucusu.

Hasan Âli Yücel, 17 Aralık 1897'de İstanbul'da doğdu. Baba tarafından posta nazırı Göreleli Hasan Ali Efendi'nin, anne tarafından ise Japon sularında batan Ertuğrul firkateyni süvarisi deniz Albay Ali Bey'in torunudur. Babası Ali Rıza Bey, annesi Neyyire Hanım' dır.

Eğitim yaşamını sırasıyla Mekteb-i Osmânî, Vefâ İdâdîsi, Cağaloğlu Darülmuallimin-i Âli'ye (yüksek öğretmen okulu) okullarında sürdürdü. İstanbul Üniversitesi edebiyat fakültesi felsefe bölümünü bitirdi ve 19 Aralık 1922'de öğretmenliğe başladı. 12 Temmuz 1932 tarihinde Türk Dili Tetkik Cemiyeti'nin (Türk Dil Kurumu) kurulmasıyla Hasan Âli Yücel etimoloji kolu başkanlığına getirildi. 1935 yılında Cumhuriyet Halk Partisi'nden, İzmir milletvekili olarak meclise girdi ve art arda dört dönem milletvekilliği yaptı.        

2) Tevfik Kolaylı  (24 Mart 1879 (Hicrî 1296; 1879 Bodrum, Muğla - 28 Ocak 1953; İstanbul),

ya da yaygın bilinen adıyla Neyzen Tevfik, taşlamalarıyla tanınan bir şairdir.

Taşlama kitaplarının yanı sıra, çeşitli taksimler ve saz semailerinin bestecisi olarak da bilinir.

Osmanlı döneminde istibdada karşı, Cumhuriyet yıllarında ise devrimlere karşı gelenlere karşı hicvini kullanmış; haksızlığa, yolsuzluğa ve yozlaşmışlığa karşı şiirler yazmıştır. Birçok defa tutuklanmış, ama kısa süre sonra serbest bırakılmıştır.

Bektaşi tekkesine mensup olmuş, hayatının büyük bölümünü İstanbul'da çeşitli hanlarda geçirmiştir. Son dönemlerinde Bakırköy Akıl Hastanesi'nde kendine ayrılan 21. koğuşta kalmıştır. 1930'larda kısa süreyle kendine bağlanan aylık haricinde düzenli bir geliri olmamıştır ve hayatı boyunca epilepsi nöbetleri ile uğraşmıştır. Aynı zamanda rakı başta olmak üzere fazla içki içtiği bilinmektedir ("Ancak bir alkolik onun gönlünü çalabilmişti: Neyzen Tevfik!").

3) Kaynak: Çılgın ve Özgün Hıfzı Topuz Remzi Kitabevi sf 98-99

Yazarlar