baris terkoglu pehlivan hulya kilinc1

Gazetecileri katil, hırsız gibi gece sabaha karşı tutukladılar...

Oda TV Hebr Müdürü Gazeteci Yazar Barış Terkoğlu ile Muhabir Hülya Kılınç

yazdıkları yazı ve haber nedeni ile gece yarısı tutuklandılar, üstelik onlar on saate yakın savcının kapısında bekletildikten sonra ancak ifadesi alınabilmişti. Oysa bu aydın seçkin gazetecilerimiz bir telefon, bir çağrı ile gelip ifade verebilecek kadar duyarlı kimselerdi.   Sonradan Barış Pehlivan da aynı istem ile tutuklandı. Bu tür ifade ve tutuklama, “kinci” ve intikamcı bir istemi yansıtmıyor mu?

İçine girmek istediğimiz AB ülkelerinin hiç birinde gazetecileri böylesine, yazdıkları yazılar için tutuklamak yoktur. Hem de hırsız katil yakalar gibi gecenin köründe evinden almak hiç yoktur.

(Bu yazıyı yazdığım akşamı, internete düşen habere göre,  Silivri Cezaevi girişinde Oda Tv Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan, bir gardiyan tarafından sırtına vurulmak suretiyle darp edildiği yazılıyordu). [1]

 “Kinci” ve intikamcı bir düşüncede oldukları içindir ki, devlet alımı ile kütüphanelere alınan gazetelerin içinde, tutuklanan gazetecileri çalıştığı bir tane bile böylesine muhalif gazeteler yoktur. Gözlerimle gördüm, “Türkiye’nin en büyük kütüphanesi” diye söyledikleri “Saray”ın yanındaki kütüphaneye gittim, süreli yayınlar bölümüne baktığım zaman Hürriyet, Akşam, Yeni Şafak gibi yandaş gazeteler raflarda dizili iken, Cumhuriyet, Sözcü, Birgün gibi muhalif gazetelerin bir tanesi bile yoktu. Ayrıca söyler misiniz, Cumhurbaşkanının hiçbir gezisine muhalif gazeteler ne çağrılıyor, ne de gazeteciler uçağa alınıyorlar. THY uçaklarında bile muhalif gazeteciler yok. Böylesine ayırımcı düşünce ve uygulama olan bir ülkede demokrasi gelişemez.

Hatırlayız, 2008 de Başbakan R.T. Erdoğan, “o gazeteleri evinize almayın, okumayın” diyordu, muhalif gazetelere.[2]

Bu üç gazeteci, “Libya şehidi MİT mensubunun cenaze görüntülerine Oda Tv ulaştı” başlıklı haberi ile tutuklandı. Barış Terkoğlu, 9 yıl kadar önce de Feto kumpasından yine aynı şekilde tutuklanmış, Silivri Cezaevinde yatmıştı. Bilindiği gibi, MİT mensuplarının yaşam ve ölümleri ile ilgili isimlerinin açıkça yazılıp haber yazılması yasa ile yasaklanmıştı. Ancak, tutuklananlar yayınlanan haberlerde isimleri yazılmışsa da, soyadları yazılmadığını söylemekteler.  

AKP-RTE iktidarı Feto ile işbirliği halinde subaylara, aydınlara kumpaslar kurarlarken, “Arınç’a suikast” yalanı ile yasak olmasına rağmen, devletin en mahrem belgelerinin saklandığı Kozmik Oda’ya Feto hâkimi ile birlikte girmişler, bu şimdilerde yine tutuklanan Barış’lar o zamanları bunun yasa dışı olduğunun haberini yazmışlardı.  

Nasıl mantık, nasıl anlayış ki, devletin en mahrem ve yasak olan Kozmik Oda’sına girip, en hayati belgeleri yandaş basına belki de CIA ya sızdırmak onlara mubah oluyor da, Libya’da şehit MİT mensubunun haberini (tam olmasa da) yazmak suç olabiliyor; bu nasıl bir çifte standart.

Bu üç gazetecinin yazdıkları, yasa dışı olarak Kozmik Oda’yı arayıp, belgeleri deşifre etmekten daha fazla mı dehşetli.

İktidar ve Feto militan kadrosu ile ortaklık kurup “Terör yöneticiliği” kumpası ile tutuklanan Genel Kurmay Başkanlarımızdan Orgeneral İlker Başbuğ’un açıkladığı şu dehşetli bilgi yandaş basın ve iktidarca duymazdan gelindi. Emekli Orgeneral bakınız ne diyor:

Kozmik Oda’ya girildikten sonra devletimizin yurt dışındaki yabancı istihbarat servisleri ile terör örgütlerine yerleştirilen-sızdırılan 813 yurtsever görevlimizin tamamına yakını şehit edildi”.

Bu duruma göre, o Kozmik Oda’ya giren savcı, yargıç ve emri veren Başbakan da, yasa dışı uygulama ve 813 yurtseverin katlinden sorumlu olarak yargılanması gerekmez mi?  Ne ki, Türkiye Kamuoyu bu dehşet ifade ve hazin gerçeği, “birileri zarar görmesin” diye duymazdan gelip üstüne hiç uğramadılar bile.  

Kısaca, basın hürriyetinin olmadığı, medyanın kısıtlandığı bizimki gibi ülkelerde demokrasi asla gelişemez; demokrasinin gelişmediği, hele bir de bizdeki gibi yargısı bozuk ve “Saray”a bağlanmış veya “Saray”ın baskısı altında korku içinde ise, o ülkeye uluslar arası yatırım gelmez. İşsizlik artar, vatandaş sıkıntılar içinde bunalıma girer. Öyle ki, ekonomik bunalımdan artık ülkemizde ailece siyanürle intihar eden, kendini yakan, kendini vuran vatandaşlara rastlıyoruz. Tek çare var, tek adam yönetiminden vaz geçmek,  gerçek bir demokrasiye dönmek, devletin temeli olan yasama, yürütme, yargı gibi erkleri birbirinden bağımsız hale getirmektir. Dünyada bulunan 60 civarında bütün Müslüman ülkeler, ne yazık ki, tek adamla yönetiliyor, hepsinde de basın hür değil, hepsinin ekonomileri geri, terör ve cehaletle boğuşuyorlar. Nerede bir tek adam yönetimi varsa, orada gerilik, sefalet vardır. Sınırlarımıza yığılan mültecilere bakın, hepsi de Müslüman ülkelerden gelen ümitsiz insanlar, onların hazin öykülerini üzüntü ile görüyor takip ediyoruz. Hepsi de gerçek bir demokrasi ile zirveye ulaşan Batı ülkelerine gitmek için can atmaktalar, sınırlarımızda can vermekteler.

Cevat KULAKSIZ – 07 Mart 2020

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Dipnotlar :

[1] https://www.independentturkish.com/node/142921/haber/odatv-bar%C4%B1%C5%9F-pehlivan%C4%B1n-cezaevinde-darp-edildi%C4%9Fini-iddia-etti

[2]https://www.cnnturk.com/video/turkiye/2008/09/19/erdogan.bu.gazeteleri.evinize.almayin/9673.152792/index.html

                                                    

Yazarlar