cevat kulaksiz

Narsisistik Kişilik Bozukluğu Ve Bir Savunma...

“Şapka Çıkartılacak Bir Savunma... 

Kuvvete dayanmayan adalet aciz, adalete dayanmayan kuvvet zalimdir. (Blaise Pascal) 

Adaleti, yüksek bir kanun olarak kabul etmekten vazgeçen millet, bu felaketini hiçbir başarı ile telafi edemez. (W.E.Channıng) 

Bilindiği gibi, R.T. Erdoğan, Anayasa’da açıkça belirtilen düşünce ve ifade özgürlüğünü bir tarafa bırakıp en küçük eleştiride bile, başta Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı Kılıçtaroğlu olmak üzere binlerce vatandaşlar hakkında “Cumhurbaşkanına hakaret” davaları Açmıştı. Son tespitlere göre R.T.Erdoğan tarafından 20 binden fazla vatandaşa tazminat davaları açılmış. Bu dünya demokrasi tarihinde görülmemiş bir tahammülsüzlükdür ve bu dava sayısı ile bir rekordur.[1]

Özellikle Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı Kılıçtaroğlu hakkında öylesine kinli intikamlı bir düşüncede ki, kendisi açıkladı geçenlerde, Kılıçtaroğlu’na açtığı tazminat davaları için, “avukatlarıma dedim ki yeter ki tazminata mahkûm edin de paraları sizin olsun”  diye açıklamalarda bulunuyordu. Ana muhalefetin eleştirilerine tahammül edemeyen içi kin ve nefret dolu RTE, elindeki sınırsız devlet rantının gitmesinden korktuğu için muhaliflerine, muhalefete en ağrı eleştirilerde bulunuyor ya da davalar açıyor.

O Baskıcı yöneticiler ne oldu?

Bu iktidarın ilham kaynağı olan DP Lideri Başbakan Menderes de, CHP ye öylesine tazminat davaları açmıştır ki CHP nin bütün mallarına el koydurmuştur.

Yine bu iktidarın ilham alıp adına bazı kurumlarına adını verdikleri ll. Abdülhamit de muhalif bildiklerini binlerce parayla beslediği gizli hafiyelerle takip ettirir, başta sürgün olmak üzere zindanlara attırmıştır. Ülkelerinin aydınlanmasından başka istekleri olmayan Ziya Paşa’dan, Namık Kemal’e kadar binlerce devrin aydınlarına kan kusturmuştur. Öylesine ifade ve düşünce hürriyeti kısıtlanmıştı ki burnu büyük olan ll. Abdülhamit “burun” ve “patlıcan” sözcüklerini bile yasaklamıştı.

Böylesine baskıcı liderler ne oldu dersiniz, mazlumların ahi ile tarihin çöplüğünde beddualarla gark olup gitmişlerdir. O zamanları Derviş Vahdeti gibi gericileri, Volkan gibi gerici gazeteleri kat be kat aşan şimdi çok daha fazla muktedir yanlısı gazeteler ve yandaş kalemler bulunmaktadır.  

Bu girişten sonra, bir arkadaşımın (Müf. Mehmet Ayhan’ın) yine e-postama gönderdiği Dr. Sanatçı Mustafa Altıoklar’ın, yine bir hakaret davasında yaptığı ve bilimsel bir manifesto gibi savunmasını aşağıya alıyoruz. Bir de siz vicdan ve mantık açısından bu savunmayı okuyun ifade ve düşünce özgürlüğü açısından hükmünüzü veriniz. Çağdaş dünyada neden geri kaldığımızın cevabını bu düşüncelerle hüküm veriniz.

70 bin öğrenci Hapiste [2]

Sevgili okuyucu işte bu yazımı yazdığım 15.01.19 günü, Cumhuriyet’te yazan Emre Kongar’ın  “Hapisteki Öğrenciler” başlıklı yazısından, on binlerce öğrencinin hapiste olduğunu duyunca inanın dehşete kapıldım. Sürekli kendi kendime, adaletsizliğin, haksızlığın, yönetimdeki nice anormalliklerin zirveye çıktığı günümüzde üniversiteler, öğrenciler neden tepki vermez, neden sessiz kalır, diye düşünürken, öğrencilere yapılan zalimce baskıyı da rakamsal olarak öğrendim ve sonsuz bir üzüntü ve kedere kapıldım. Protestolara, boykotlara karışan öğrenciler üzerine öylesine baskı uygulanıyormuş ki, hapse atılmak, tutuklanma yanında öğrencilerin bursları-kredileri kesiliyormuş, yurttan atılıyorlarmış. (ODTÜ öğrencilerinin Cumhurbaşkanı RTE yi protesto etmeleri ve hapse atılmalarını anımsayınız) Uzatmadan Emre Kongar’ın yazısına bir de siz göz atın, lütfen.

İşin dehşetini düşünebiliyor musunuz, demokratik bir ülkede Türkiye’de 70 bin öğrenci hapiste. Dünyanın hangi demokratik ülkesinde böylesine bir dehşet durum var, bulamazsınız.  Düşünce ve ifade özgürlüğünü savunmak için olayları eleştirirken konunun dışına çıktık.

Dr. Mustafa Altıokların[3] dediği gibi RTE gerçekten ruh sağlığı bozuk mu?

En iyisi konu dağılmadan isterseniz Dr. Mustafa Altıokların manifesto gibi savunmasına bir bakalım. Mahkeme tıbbi teşhis ve bilgilerle söylenilen bu ilginç savunmaya yeni ulaştığımız için biz de bu yazımızda bunu irdelemek istedik.

Ünlü yönetmen Mustafa Altıoklar CNN Türk’de Aykırı Sorular programında Recep Tayyip Erdoğan için "Narsistik Kişilik Bozukluğu olduğunu” söyleyerek "kendisine rapor vermek lazım 46 raporu" ifadelerini kullanmıştı.

Erdoğan’a kullandığı bu ifadeler için mahkemede savunma yapan Altıoklar'ın Erdoğan için söylediği ifadelerden geri adım atmadı. Altıoklar, “hakaret etmediğini bir doktor olarak teşhis koyduğunu” söyledi.

İşte Altıoklar'ın Savunması

“Saygıdeğer Yargıçlar,

“Ben bugün burada bir hakaret davasından yargılanırken savunmamı DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ kavramı üzerine kurmayacağım. HAYIR… Ben aslında bugün burada bir SAVUNMA YAPMAYACAĞIM… Bugün ben burada sizlere bana daha 24 yaşındayken verdiğiniz resmi bir görevi hatırlatacağım ve TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI’nın 27.maddesinden bahsedeceğim. 

ANAYASAMIZ’ın 27.maddesi; “ Herkes, bilimi serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma hakkına sahiptir.” Demektedir.
Bendeniz, 1984 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun olmuş, bir hekimim. (BELGE 1). Mezuniyetimi takip eden hafta hekim olarak mesleki kariyerime başladım. Henüz 24 yaşındayken sizler gibi hâkimler ya da savcılar karara bağlayacakları dosyaları tarafıma göndererek davalarıyla ilgili şahısların akıl sağlığının yerinde olup olmadığına dair raporlar talep ettiler. Benim ve benim gibi pratisyen hekimlerin, dikkatinizi çekerim psikiyatri uzmanları değil, pratisyen hekimlerin verdikleri kanaat raporları doğrultusunda adaletin gereğini yerine getirdiler. Bizler o akıl sağlığı raporlarını vermeyecek olsak kanun önünde suçlu sayılabilirdik. Özetle şahsımın verdiği kanaat raporları sizlere ışık tuttuğu için yargıya varabildiniz. Şimdi ise o günlerin üzerinden tam otuz yıl geçti ve değirmende değil, hekimliğimin yanı sıra yazar ve yönetmen olarak iştigal ettiğim karakter analizleriyle ağarmış saçlarımla, artık epeyce tecrübeli bir hekim olarak vardığım Narsisistik Kişilik Bozukluğu kanaatimden dolayı “şüpheli” sıfatıyla karşınızdayım. Söz konusu şüphe ise hakaret ettiğimdir. Savcılık makamı iddianamesinde “Akıl hastalığına vurgu yapılması, eleştiri ve düşünce özgürlüğü sınırlarını aşarak hakaret suçu teşkil etmektedir.” Demektedir. Her şeyden önce akıl hastalığına hakaret demek, akıl hastalarına hakarettir. Ben sözlerimde hakaret unsuru bulmamaktayım, eleştirmeye niyet dahi etmedim, hele hakaret yoluyla suç işlemeye kastım hiç olmadı. Çünkü ben teşbih yapmadım, teşhis koydum. Müştekide Narsisistik Kişilik Bozukluğu olduğunu söylerken ne bir benzetme, ne bir yakıştırma, ne bir aşağılama düşüncem olmadı. Hekimlik etiği hastalarının durumlarını alay konusu yapmaz, aşağılamaz, hele hakaret amaçlı asla kullanmaz. Biz hekimler tababet ve şuabatı sanatlarının tarzı icrasına ehliyet almadan önce bu madde üzerine de ant içeriz ve içtik. Davaya söz konusu olan açıklamamda ise aynen meslektaşlarım olan Türk Tabipler Birliği mensubu hekimlerin duyduğu kaygıyı kamuoyuyla paylaştım.
“ Bizler hekimiz. İnsanın bin bir ruh halini, bin bir duygu durumunu biliriz. Başbakan Erdoğan’ın duygu durumundan endişe duyuyoruz. Fevkâlâde endişe duyuyoruz. Kendisi, çevresi, ülkemiz adına endişe duyuyoruz. Endişemizi kamuoyuyla paylaşıyoruz.”

(BELGE 2)
Bakın ben sadece altı yıllık tıp fakültesi eğitimi almakla kalmamış, 1987-1991 yılları arasında Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Ana Bilim Dalı’nda Araştırma Görevlisi olarak akademik kariyer yapmış uzman bir bilim adamıyım. (BELGE 3). Bu belgeyle ve Anayasa’nın 27.maddesine göre “bilimi serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma hakkı”na fazlasıyla sahibim. Yayma hakkıma sahip olduğumu ben değil sizlere kılavuzluk eden T.C. Anayasası söylemektedir. Bu kanun maddesinden açıkça anlaşılabileceği gibi, doktor kimliğimle tıbbi kanaatlerimi açıklarken, örneğin; ilk cumhurbaşkanımız Mustafa Kemal Atatürk'ün sol göğsünde, Çanakkale’de aldığı şarapnel yarası nedeniyle ömrü boyunca yanık skarı taşıdığını, ikinci Cumhurbaşkanımız İsmet İnönü’nün sağır olduğunu, yine Cumhurbaşkanlarımızdan Süleyman Demirel’in obes olduğunu, Başbakanlarımızdan Bülent Ecevit'in parkinson olduğunu söylememle veya Şafak Pavey'de extremite yoksunluğu; Meclis Başkanvekili Sadık Yakut'ta vitiligo varlığı ya da sabık Başbakan'ın uzaktan gördüğüm kadarıyla omurga sorunundan bahsetmem hakaret sayılmazken; bir psikiyatrik kanaat teşhisimin hakaretten sayılması esas itibariyle ikirciklidir. Müşteki vekilleri; “müvekkilimiz Altıoklar’a sormamıştır ki kendi akıl sağlığını, bu nedenle açıklamaları hakarettir demektedir.” Oysa Recep Tayyip Erdoğan yolda düşse, ilk müdahale edenlerden biri ben olurum. Doğru tedaviyi uygulamadan önce de kalp krizi nedeniyle mi, inme indiği için mi yoksa sara nöbetinden dolayı mı düşüp düşmediğini teşhis etmem gerekir ve bu teşhisi koyarken hastanın bana sormasını da beklemem. Beklersem suç sayabilirsiniz. Çünkü durum acildir. Davamız konusu olan teşhisim de acil bir durumun önlemi olarak kamuoyuyla paylamıştır. Bununla birlikte içinde bulduğum çevrede kuduz hastalığı taşıyan bir vaka teşhis etsem, hem müdahale etmek, hem de kamuoyuna bildirmekle yükümlü olduğumu yasalar söylemektedir. Çünkü burada kamuoyunun sağlığı söz konusudur. Davamızda da kamuoyunun akıl ve bedensel sağlığı tehlike altında olduğu için yetkili kuruluşları uyarmak üzere teşhisimi açıkladım. Teşhisim koruyucu hekimliğin gereğidir. Bunlarla birlikte bir doktorun kamuoyuna mal olmuş, her gün defalarca televizyon başta tüm medya organlarında karşılaştığı şahsiyetlerle ilgili fiziksel hastalık teşhisinin olağan ama psikiyatrik hastalık teşhisinin suç unsuru sayıldığını yazan bir kanun maddesine yazılmamış Magna Carta dâhil hiçbir kanun kitabında rastlayamazsınız. Fiziksel hastalıklarla ilgili teşhis koymam ve rapor vermem suç teşkil etmezken, akıl hastalığıyla ilgili teşhis koymam suç olamaz. Müştekinin doktor yorumu yapmamı hakaret sayarak şikâyet etmesi, narsisistik kişilik bozukluğu teşhisini doğrulamaktadır. Çünkü narsisistik kişilik bozukluğunun en temel teşhis kriterlerinden birisi de eleştiriye tahammülsüzlüktür.

Narsisistik Kişilik Bozukluğu
Bu noktada Sayın mahkemenin müsaadesiyle şikayetçi tarafından hakaret olarak addedilen narsisisistik kişilik bozukluğu hakkında özet bir bilgi vermek isterim. Karar yüce Türk adaletinindir. Narsisistik kişilik bozukluğunun temel özelliği büyüklenmecilik ve üstünlük duygusudur. Tüm dünya Psikiyatristlerinin kabul ettiği DSM-IV tanı ölçütlerine göre, bir kişiye narsisistik kişilik bozukluğu denebilmesi için aşağıda verilen kişilik özelliklerinin beşinin bulunması yeterlidir: (BELGE 4)

1. Kendisinin özel, eşi bulunmaz ve herkesten çok daha önemli olduğunu düşünür.
2. Sınırsız başarı, güç, zeka, güzellik ve yetenekleri olduğunu sürekli deklare eder.
3. Üstün, seçilmiş ve ilahi kuvvetlerce vazifelendirilmiş olarak bilinmeyi bekler.
4. Kendilerine hayrandır. Çok beğenilmek ve sürekli dışarıdan onay görmek ister.

5. Her şeyi yapmaya hak kazanmış ve özellikle kayırılacak bir kişi olduğunu düşünür.
6. Kendi çıkarları için, amaçlarına ulaşmak için başkalarının zayıf yanlarını kullanır.
7. Empati yapamaz, başkalarının duygularını ve gereksinimlerini tanımaz.
8. Her başarılıyı kıskanır ya da başkalarının kendisini kıskandığına inanır.
9. Küstah, kendini beğenmiş davranış ya da tutumlar sergiler.

Narsisist kişi her yaptığının mükemmel olduğunu düşünür. Eleştiriye duyarlılık ve kırılganlık narsisitik kişilik yapısının en belirgin özelliklerindendir. Narsisistik kişi kendini aşırı değerli hissettiği için eleştirilmeye karşı çok duyarlı ve kırılgandır. Şikâyetçi Erdoğan da kırılgandır. Bir doktor teşhisini şikâyet ederek dava açtığına göre, belli ki epeyce kırılmıştır. İşte kendisi için de, yakın çevresi için de, ülkemiz için de, içinde yaşadığımız coğrafyamız ve hatta dünya için de endişelerimiz bu noktadan kaynaklanmaktadır. Bu çerçevede şikâyetçi Erdoğan’ın bir sonraki celseye teşrif etmesini, sizlerin huzurunda, sizlere ve şikâyetçi olduğu bendenizin gözetiminde şikâyetinin derinindeki dinamikleri, nereden rencide olduğunu anlatmasını talep ederim. Bununla birlikte şikâyetçinin şikâyetlerini ve dinamiklerini dinlemek ve bilirkişi heyet raporu vermek üzere, tarafsız bir üst kurum olan Türk Tabipler Birliği’ni temsilen bir psikiatristler heyetinin yüce mahkemenize gelerek gözlem ve inceleme yapmasını talep ederim. Böylelikle şikâyetçi için kullandığım “narsisistik kişilik bozukluğu” kavramının bir teşhis mi, yoksa teşbih mi olduğu konusunda yüce mahkemenizin karara varmasının da daha adil olacağını düşünmekte olduğumu bildiririm. Hal böyle olunca özetle şikâyetçi Recep Erdoğan’ın bu mahkemeye gelmeyecek olursa, tam teşekküllü bir hastanede söz konusu belirti ve bulgulara sahip olmadığının belgelenmesini, aksi halde hatalı teşhis ve beyanda bulunduğumu kabul edeceğimi açıkça beyan ederim. Kısaca, Recep Erdoğan’ın akıl sağlığı durumunun bilirkişilerce rapor edilmesini talep ederim.

Son Söz:
Yüce mahkemenizin, hekim olan şahsımı, bu davayla suçlu bulması halinde tarihe geçeceğini düşünmekteyim. Şöyle ki; “hakaret davası” olarak anılan bu davada, dava konusu olan bir hakaret söz konusu değildir. Çünkü ben bir teşbih yapmadım, teşhis koydum. Teşhis koyan bir hekimi yargılayan bu mahkeme, hakaret davasına baktığı için değil, teşhis koyan tıp bilimini yargıladığı için tarihe geçecektir. Saygılarımla…”

Prof Dr. Ahmet Saltık da, bu konuda sitesinde yayınlanan “Narsistik Kişilik Bozukluğu ve Erdoğan” başlıklı yazısında, R.T. Erdoğan ve yönetimi konusunda bir tıp adamı gözüyle şöyle bir teşhis koyuyor:

“…80 milyona varan nüfusuyla dev bir ülke ve pek çok başka devlet, uluslararası kurum. RT Erdoğan’ın 12 yılı aşan yönetiminden illallah demektedir. Bir “hal” çaresi bulunamamaktadır. Toplum neredeyse nefsi müdafaaya geçmiştir. RT Erdoğan’ın davranışlarındaki tutarsızlıklar, çelişkiler onlarca, yüzlercedir.

Önceki gün de “ülkemizin bir anonim şirket gibi yönetilmesi gerektiğini” söyleyerek demokrasiden ne denli uzak ve son derece tehlikeli niyet ve düşünceler taşıdığını kendi ağzıyla açıklamıştır. Şirketler Kapitokratik / Kapitokrasi ile (sermaye gücü ile kapital ile) yönetilen yapılardır; toplumlar ise Demokrasi ile yönetilirler…” [4]

Tıp adamları böyle dediğine göre, vatandaşlar da bu teşhise dikkat etmeliler, diye düşünüyorum.

Cevat KULAKSIZ - 16 Ocak 2019

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Dipnotlar :

[1] Kılıçdaroğlu’na 8 senede 822 bin TL ceza:

“Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 2010'dan bu yana Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açılan tazminat davaları için 822 bin 500 TL cezaya mahkum edildi. Kılıçdaroğlu'nun avukatı Celal Çelik söz konusu davalardan büyük bir kısmının Yargıtay'dan döndüğünü bir kısmının da halen temyiz sürecinde olduğunu söyledi.

CHP lideri Kılıçdaroğlu son olarak Man Adası iddiaları yüzünden açılan davada 359 bin lira manevi tazminat davasına mahkûm edildi. Geçtiğimiz 8 senede sonuçlanan toplam 15 davada Kılıçdaroğlu’nun  822 bin TL ceza ödenmesine karar verildi.

İşte o davalar ve verilen para cezaları:

29 Haziran 2010: Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakan olduğu dönemde, Kılıçdaroğlu’nun CHP Grup Başkanvekili görevini yürütürken, Muğla’nın Seki Beldesi’nde 5 Haziran 2009’da düzenlenen mitingde yaptığı konuşmada kişilik haklarına hakaret ettiği gerekçesiyle manevi tazminat davası açtı. Ankara 20. Asliye Hukuk Mahkemesi, Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan’a 4 bin TL manevi tazminata mahkûm etti…”

https://www.sozcu.com.tr/2018/gundem/kilicdarogluna-8-senede-822-bin-tl-ceza-2527219/

[2]  “İki yıl önceki bilgilere göre bile hapisteki öğrencilerin sayısı korkutuyor! 
CHP İstanbul Milletvekili ve İnsan Hakları Komisyonu Üyesi Gamze Akkuş İlgezdi’nin, sorusuna yanıt veren Adalet Bakanlığı, “2016 yılı sonu itibarıyla Ceza İnfaz Kurumlarında lise ve dengi okullar ile önlisans ve lisans programlarına kayıtlı toplam hükümlü ve tutuklu öğrenci sayısının 36 bin 33, açıköğretim programlarına kayıtlı toplam hükümlü ve tutuklu sayısının ise 33 bin 268” olduğunu, yani toplam mahpus öğrenci  sayısının 69 BİN 301 OLDUĞUNU AÇIKLADI. 
…..
2017 tarihinde hapistekilerin sayısı 220 bin dolayındadır. Öğrenci sayısının Bakanlığın bildirdiği gibi 37 bin olduğu düşünülse bile bu, hapistekilerin yüzde 17’si gibi inanılmaz bir yüzdenin öğrenci olduğunu gösteriyor. 
Bunlara bir de 15 Temmuz 2016 askeri kalkışmasına emirle götürülen 1200 dolayındaki askeri öğrenciyi eklerseniz durumun ne denli vahim olduğunu daha iyi anlarsınız”.

Hapisteki Öğrenciler Emre Kongar  15.01.19 Cumhuriyet

[3] Mustafa Altıoklar kimdir?

Türk yönetmen, yapımcı, senarist, oyuncu ve fiziatrist Mustafa Altıoklar, 1 Ocak 1958’de doğdu. Baba tarafından Konyalı, anne tarafından ise Batum'dan Ünye'ye göç etmiş Gürcü bir aileye mensuptur. Eğitimini TED Ankara Koleji/İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi/Gazi Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Yüksek Lisans olarak tamamlamıştır. Uzmanlık alanı fizyoterapidir. İlk eşi Yasemin Erkan'dan ayrılan Mustafa Altıoklar'ın bu evliliğinden Arya Su adlı bir kızı dünyaya geldi.

Çok sayıda filmlerde rol alırken, çok sayıda da film yönetti. Aldığı çeşitli ödüller vardır.

[4] http://ahmetsaltik.net/tag/tayyip-erdogan-icin-narsistik-kisilik-bozuklugu/

                                     

Yazarlar