cevat kulaksiz

Hangi Atatürk ?

 “Atatürk bir tane, iki tane İnönü var.”

“Recep Tayyip Erdoğan vatana ihanetle meşguldür.”

“Türkiye, dış borçlarını ödemek için dış borç almaktadır.

“Atatürk Antrasitten benzin planlıyordu.”

“İşbankasındaki CHP hissesi hazineye devredilemez.”

“Birtakım insanların kendi canlarına kıydıklarını biliyoruz.  Şimdi de bir milletin intiharına mı tanık olacağız”?  G.M. Kemal Atatürk

Atatürk’ün ölümünün 80. Yıldönümü anısına, Ulusal Eğitim Derneği’nce Cumhuriyetin iki duayen aydını Ali Nejat Ölçen[1] ile Prof. Dr. Sina Akşın [2] tarafından konuşmacı olarak katıldığı “Hangi Atatürk” konulu panel düzenlendi. 10 Kasım 2018 günü Derneğin salonunda düzenlenen etkinlik ve konuşmaları dernek üyelerinden emekli öğretmenler ve akademisyenlerden oluşan dinleyiciler izlediler. Bu verimli yararlı konuşmaları biz de siz okuyucularımıza sunmak istedik. Umarız yararlı olur.

Atatürk bir tane, iki tane İnönü var:

ali nejat olcen5

Etkinlikte ilk konuşmacı olarak Prof. Dr. Sina Akşın konu hakkında şu konuşmayı yaptı:

“-Hangi Atatürk gereksiz bir soru, çünkü bir tane Atatürk var. O Kutup Yıldızı gibi bir insan, Türk Milletine sonuna kadar inanmış, en kötü günlerde bile Türk Milleti’ne inancı sarsılmıyor, büyük devrimci. Devrimciler iyimser olurlar, Atatürk de hep iyimserdi ve Türklere en yüksek erdemleri, en yüksek başarıları yakıştırıyordu ve onları gerçekleştiriyordu, sadece yakıştırmıyor gerçekleştiriyordu. Atatürk bir tane, tek, tek olmayan insanlar mesela. Tek olmayan insanlar var, iki tane İnönü var, birinci İnönü, devrimci İnönü. Kurtuluş Savaşı’nın muzaffer komutanı Mudanya ve Lozan’da yeni Türkiye’nin temellerini atan büyük diplomat. Ondan sonra 1920 lif ve 30 lup yıllarda yıllarca Atatürk’ün Başbakanlığını yapmış ve Köy Enstitüleri kahramanı İnönü, Bu devrimci İnönü.

İkinci İnönü statükocu İnönü. Çok ilginç böyle ansızın İnönü dönüyor. Devrimci İnönülükten statükocu İnönü’ye dönüşüyor. Çok keskin bir dönüş bu. İnönü zamanında Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel. Birlikte Köy Enstitüleri Kanunun çıkartıyorlar, İsmail Hakkı Tonguç’la birlikte onu da anmak gerekiyor. 1946 seçimlerinden sonra, pat diye Hasan Ali Yücel’e İsmail Hakkı Tonguç’a yol veriliyor. Yerine Şemsettin Sirer diye, kimilerince faşist olan, Köy Enstitüleri düşmanı bir adam Milli Eğitim Bakanı oluyor. Ondan sonra, daha önce Tarım Bakanı Şevket Raşit Hatipoğlu 46 seçimlerinden sonra pat diye, Şevket Raşit Hatipoğlu Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu yapmış, yani Toprak Reformunu öngören bir kanun müthiş bir şey. Kimi Marksistler Atatürk Devrimini devrimden saymazlar. Niye toprak Reformu yapmadı diye. Hâlbuki onu da yapıyorlardı. Çünkü Şevket Raşit Hatipoğlu bunu yapacaktı. Öyle Toprak Reformu yaparsanız yolda kalırsınız. Kooperatiflerin kurulması lazım, bir sürür hazırlık gerekiyor, Toprak Reformu için. Atatürk’ün ağzında zaten dolaşıyor, Toprak Reformu sözü. 1936-1937 yıllarında Meclis açılış konuşmalarında onu hissettiriyor, Toprak Reformu geliyor tarzında birtakım işaretler görüyoruz ve İnönü bunu gerçekleştiriyor bu kanunun. Pat diye gidiyor, bir toprak ağası Cavit Oral Tarım Bakanı oluyor, düşünebiliyor musunuz? Siyahla beyaz sanki böyle bir değişiklik oluyor. Demek ki İnönü mesela iki İnönü var. İki Atatürk yok. Hatta İnönü’nün büyük ölçüde Atatürk sayesinde, hep arkasında o, İnönü’nün arkasında Atatürk, savaşta da öyle, Mudanya’da da öyle, Lozan’da da öyle. Çok yakın takipte bulunuyor Atatürk ve müthiş sonuçlar alıyor. İnönü çok yetenekli bir insan, çok yetenekli ama zavallının bir kusuru var, paniğe kapılabiliyor. Mesela Birinci Dünya Savaşı Bittiğinde bütün umutları kayboluyor. Meşhur bir mektubu var Kazım Karabekir’e, diyor ki, “bu iş bitti kardeşim”, diyor. “Kazımcığım bu iş bitti, sen ve ben subaylıktan çekilelim birer çiftlik alalım sen Kazım Ağa, ben İsmet Ağa, çiftçilik yapalım” diyor. Hâlbuki o sırada Atatürk çeşitli direnç planları yapıyor. Bu planlardan haberdar ediyor. Çok büyük bir hayranlığı var Atatürk’ün, İnönü’ye. Çok yetenekli buluyor, ona haber veriyor, bu İnönü bunları püskürtüyor. Sonra tabi kendine geliyor, daha doğrusu kendine getiriliyor, diyelim. Atatürk sayesinde çok başarılı, fakat hakkını yememek lazım tek başına da bir başarısı var, İnönü’nün. O da Köy Enstitüleri. Kanunun arkasında İnönü var, doğrudan doğruya İnönü var.

Orada tabi Atatürk yok, ilk Köy Enstitüsü 1937 de açılıyor ama bu işi esas yürüten, Atatürk’ün ölümünden sonra İnönü. 17 Nisan 1940 ta Köy Enstitüleri Kanunun çıkartıyor. Bu mucize, Köy Enstitüleri buluşu bir mucize, yani basit gibi görünen bir şey, köylerden kız ve oğlanları topluyorsunuz ve onlara üç çeşit eğitim veriyorsunuz. Öğretmenlik İlkokul öğretmenliği, teknisyenlik yani buğday nasıl dikilir, ağaç nasıl açılanır, koyun nasıl yetiştirilir, sıva nasıl yapılır, marangozluk vb bir sürü teknikler öğretiliyor, bir teknik öğretim. Demek ki ilkokul öğretmenliği, teknik öğretim ve üçüncüsü de, Aydınlanma insanı. Dolayısıyla Rus romanlarını okuyorlar, Yunan tragedyalarını oynuyorlar, keman çalıyorlar, mandolin çalıyorlar ve böyle bir şey.

Bunlar mezun olduktan sonra kendi köylerine veya benzer köylere gidiyorlar. Dolayısıyla hiçbir uyum sorun yok. Yani rastgele kasabadan kentten yetişmiş öğretmen kolay kolay dayanamaz köye, köy hayatına. Hele o devirde çok ilkel bir yaşantı köylerde, konforun K si yok köylerde. Oysa bu Köy Enstitüsü mezunu gençler zaten oralı, zaten o köyden yetişmiş. Dolayısıyla uyum sorunu yok. Ondan sonra oradaki yapıyı biliyorlar. İmam ne der nasıl adamdır, muhtar kimdir, şudur budur, ağalar falan bütün o yapıyı çok iyi biliyor. Dolayısıyla iletişim sorunu yok. Bu çok basit mucizevî bir şey, bir buluş.

Fakat gelin görün ki Atatürk tek olduğu halde, onu kendi amaçları için başka türlü tutunmak isteyenler var, bir kere bu ideoloji meselesi. Atatürkçülük ideoloji midir, değil midir, diye bir tartışma. Şevket Süreyya gibi eski komünistler, oturuyorlar Kemalizm, Atatürkçülüğü bir şey yapmak istiyorlar, bir biçime sokmak istiyorlar. Yani kolayca anlatabilecek yayılabilecek bir ideoloji haline getirmek istiyorlar. Kadro diye bir dergi çıkarıyorlar. Kadro dergisi 1932 de çıkmaya başlıyor. Fakat 1935 de Atatürk bu derginin kapanmasını istiyor, demek ki Atatürk böyle bir ideoloji şeyi, Atatürkçülüğü bir ideoloji olarak sunulmasından rahatsız. Bence neden böyle yaptığını tahmin etmek zor değil. O sırada komünizm Rusya’da bütün dünyayı ele geçirmek iddiasında ve açıkça bunu ilan ediyor. Biz bütün dünyada proletarya devrimini gerçekleştireceğiz, şu olacak bu olacak falan filan diye.

Atatürk tam tersi, ideoloji olmadığını iddia ediyor, hâlbuki Atatürkçülük bir ideoloji şüphesiz. Yani bir fikir sistemi, eyleme yönelik bir fikir sistemi ilkeleri konmuş, altı ok, altı ilkesi var. Besbelli bu bir ideoloji; fakat Atatürk’ün ödü patlıyor, bu etrafa yayılacak, yani Türkiye dışına yayılacak diye ödü patlıyor. Yani Komünistler Ruslar ne kadar yaymak istiyorlarsa da komünizmi, Atatürk de tam tersine hiç yaymaktan yana değil Atatürkçülüğü. Bunun da nedenlerini tahmin etmek zor değil, çünkü eğer Atatürkçülük sağa sola yayılırsa, emperyalist ülkelerin yapısını sarsacak. Yani Cezayir’deki insanlar ve Suriye’deki insanlar var, Afganistan’daki insanlar bunlar ayaklanacaklar, emperyalizme karşı ayaklanacaklar Atatürkçüğü öne sürecekler. O zaman da Türkiye’nin başı belaya girecek. Fransa, İngiltere diğer emperyalist ülkelerle başı belaya girecek, “sen bizim iç işlerimizi karıştırıyorsun” diyecekler, Atatürk’e. “sen bizim iç işlerimize burnunu sokuyorsun biz de senin iç işlerine karışacağız, başını belaya sokacağız” falan. Zaten Atatürk devrimi böyle, amacına ulaşamamış. 1950 den sonra tamamen tersine Türkiye karşıdevrim sürecine sokulmuş. Onun için Atatürk bir ideolojidir” lafını söylemek (anlaşılmadı). Hâlbuki bilimsel olarak baktığınızda, ideoloji ilkeleri de konmuş, bu ideoloji bir hareket programı, bir fikir sistemi bir hareket programı, bal gibi ideoloji, bilimsel olarak öyle. Ama Atatürk bunun olmadığını yaymaya çalışıyor. Sırf devrime zarar gelmesin, emperyalistler, “vay sen bizim işlerimizi karıştırıyorsun” demesinler diye.

Atatürk düşmanları da “bu bir ideoloji değildir, üstünkörü bir şeydir” diyorlar, o havadalar, olmadığını söylüyorlar, mesela Atatürk’ün ölümünden sonra ortaya bazı laflar çıktı. Güya “Atatürk söylemiş”, diye, sözler. Bunların birkaç tanesi uydurma ve bunlardan biri “ben size doğma bırakmıyorum”. Yıllarca Cumhuriyet Gazetesinin Bilim Teknik ekinde bu böyle orada yazıldı. Atatürk derdi ki, “ben size doğma bırakmıyorum, sadece akıl ve bilim bırakıyorum” falan. Ben size doğma bırakmıyorum demek aslında “ben size altı oku Atatürkçülüğü bırakmıyorum ne halt ederseniz edin” anlamına geliyor. Rivayet, Atatürk bunu söylemiş o da bir başkasına söylemiş falan, ama bunun böyle yazıya dökülmesi Atatürk’ün ölümünden sonra ona atfedilen şeyler muhtemelen palavradır. Soru işaretiyle kuşkuyla karşılanmalıdır. Çünkü herkes Atatürk’e bir laf söyler, şoförler, “Türk şoförü soylu bir şeyin duygusudur diye böyle bir laf bilmem falan gibi. Taksi duraklarında yazıyorlar orada bunun gibi. Birçok meslekler, gruplar böyle Atatürk’ten bir sözle güya daha şık olacaklar tabi.

Ama bu doğma bırakmıyorum gibi başka oynamalar da oldu mesela 12 Eylül darbesinden sonra Türk Tarih Kurumunda Prof. Dr.Reşat Kaynar bir konuşma yaptı ve inanılmaz bir şey, dedi ki, “bu altı okun üç tanesi iyidir, üç tanesi de kötüdür”  dedi. İşte cici oklar Cumhuriyetçilik, milliyetçilik ve laiklik; diğerleri halkçılık, devrimcilik ve devletçilik bunlar da kaka oklar. Modası geçmiş, tam bir neon liberal-neoliberalizmin dili. Kimin haddine Atatürk’ün altı okunu üçe indirmek. Kimin haddine Atatürk’ün altı okuna bir tane daha ilave etmek. Böyle şeyler görüyoruz, büyük bir haddini bilmezlik bunlar. Şunu da söyleyeyim, antikomünizm yani komünizm aleyhtarlığı çok defa Atatürk düşmanlığını gizleyen bir maskedir. Hasan Ali Yücel Mahkemeye düşüyor ve zavallı komünist olmadığını ispat etmek durumunda kalıyor, “sen komünistsin” diyorlar. Aslında o sıralarda Türkiye’de Komünist sayısı kaç tanedir, bin tane komünist var mıydı, yok muydu yahut da üç bin tane falan. O da orada burada falan filan. Hasan Ali Yücel hiç komünist değil, ona hiç şüphe yok, fakat bunu savunmak durumunda kalıyor. Bu antikomünizm Atatürk düşmanlığının maskesidir. Çünkü komünizm kötü iğrenç bir şey ya, Atatürkçülüğü de ona, iğrençliği Atatürkçülüğe sıçratmaya çalışıyorlar, sıçratmak istiyorlar. Dolayısıyla bir tane Atatürk var aslında ama bizzat Atatürk yüzünden, yani ideolojiyi biçimlendirmek Kadro’cuların[3]  yaptığı gibi Atatürkçülüğü bir şekle sokmak daha böyle derli toplu, teorik temellerini falan, bizzat Atatürk bunu engelliyor. Dolayısıyla bu karışıklığın sanki değişik Atatürk’ler varmış, gibi bir yanılgı oluyor. Yoksa değdim gibi Atatürk taş gibi, Kutup Yıldızı gibi ne yaptığını ne yapacağını çok iyi bilen ve müthiş bir irade küpü, hep iyimser, hep devrimci”.

ali nejat olcen1 

Hangi Atatürk konusunda ikinci konuşmacı olarak Ali Nejat Ölçen şu konuşmayı yaptı:

“Recep  Tayyip Erdoğan vatana ihanetle meşguldür”

-Mustafa Kemal’in gizli konuşmalarında bazı konuşmalarını sunmak istiyorum. Örneğin 24 Nisan 1920, yani 23 Nisan’dan bir gün sonraki gizli celsede konuşması son derece ilginç. Fransızların ve İngilizlerin çok önemli yetkileriyle gelmiş olan Revrensin’dan söz ediyor. Diyor ki, “Fransızlara bazı imtiyazlar vermek sizi sarsmaz zannediyorum”, diyor, Revrensın denilen kişi. “Bazı kontroller yapılırsa bundan da size zarar gelmez sanıyorum” diyor. Bunu anlatırken, diyor ki, “Efendiler, bu sözler bana sarf edilen Londra’da haizi salahiyet olan Evrınsın tarafından iletilmişti. Hem dost olmak istiyor ve hem de bu dostluğu kendi menfaati için kullanmayı amaçlıyor. Yani böyle Meclis’te Revrensın’ı bu tarzda anlatıyor. “Biz kendisine bu tasavvurunu gayri kabili icra, milletimizle gayri kabili kabul olduğunu söyledi” diyor. Yani görülüyor ki İngilizler bize karşı dostluk temini talep ettikleri zaman bu dostluğun yalnız kendi menfaatleri ve ihtiraslarını temin etmek için talep ettikleri anlaşılmaktadır” diyor. Yani daha 1920 yılının ikinci günü 24 de bir İngiliz danışmanının sözlerini Millet Meclisinde böyle yansıtıyor.

29 Ekim 1923 günündeki konuşması da çok önemli. Diyor ki, “memleketimizde asayiş ya vardır, ya yoktur meşru olan hükümet TBMM inin hükümetidir. Bu hükümet TBMM inin hükümetidir. Memleketimizde yerlinin Ecnebinin hayatını muhafaza etme hakkına biz sahibiz”. Çok önemli. “Bu hak bizimdir gençleri hiçbir millete vermeyiz ve herhangi bir millet bu üniformasıyla bu hakkı benimsemek isterse bizim için hakkımıza tecavüz etmektir ve kendimizi savunuruz”  diyor.

Yine 3 Temmuz 1920 günlü konuşmasını sizlere sunmak istiyorum. “Bu gün bir hükümet mevcut ise memleketimizi, milletimizi mukadderatımızı idare edecek kuvvet eğer mevcut ise, bu beş on kişiden ibaret insanlardan mürekkep değildir”, diyor. “Her şeyi sizler düşüneceksiniz ve milletvekillerinizin tarz hareket ve düşünceleri sizin düşüncelerinize uymazsa onun yerine bir başkasını ikame edeceksiniz”. TBMM ine bu yetkiyi veren ilk kişidir.

3 Temmuz 1920 günlü konuşması şöyle: “Bizce kati olarak muayyen olan eğer şey varsa o da hududu milli dâhilinde Kürt, Türk, Laz, Çerkez ve vs bütün bu İslam unsurlar müştereken menfaadır,  beraber çalışmaya karar vermişlerdir”, diyor. “Yoksa hiçbir vakit noktai nazar yoktur arzuyu vahdetle kerhane ve dinderhane bir vahdettin kendisi budur”, diyor.

Bunları okumamın bir nedeni var, aslında Mustafa Kemal Ulusal birlikten yana. Ulusal birliği amaç almış olduğu içindir ki “Yurtta Barış, cihanda barış” sözünü söyler.

Şimdi TC Devleti “Yurtta barış cihanda barış” sözüne mutlaka sahip çıkmalıdır, ordusuyla, milletiyle ve siyasetçileriyle birlikte.

ali nejat olcen2

Beş beyazın önemi:

“Bunları anlattıktan sonra size Mustafa Kemal’in beş beyazlar ekonomisini anlatmak istiyorum”. Ekonomik eğitimi olmadığı bir dönemde tam bağımsızlık beş beyazın üretilmesiyle sağlanır”, diyor. Eğitim iktisat eğitiminin olmadığı bir dönemde 30 yaşlarında bunu söylüyor, Mustafa Kemal ve böylece beş beyazlar ekonomisini yaratıyor. Nedir, kâğıt, bez, şeker, çimento ve karton. Bunların 1924 yılında üretimini sağlayacak olan kamu iktisadi kuruluşlarını var ediyor, tekeli vaat ediyor. O bakımdan Mustafa Kemal ekonominin eğitim olarak ekonomiye girmediği bir dönemde 1932 yılında birinci sanayi planını hazırlatmıştır. 1935 yılında ikinci sanayi planının hazırlatmıştır ve ikinci sanayi planında bir ilkeyi sunmak isterim. Linyit ve antrasitten benzin üretme projesinin fizibilite raporları vardır. 1935 yılında linyitten ve antrasitten benzin üretme sözü 1932 yılında Almanya’da makale haline gelmiştir ama bir iktisat bilgini bunun teolojisini keşfetmiştir.

Atatürk Antrasitten benzin planlıyordu...

1933 yılında ikinci beş yıllık planda bu ilkenin matematiksel hesaplarını Mustafa Kemal koymuştur. O rapordan öğrendim ben, antrasitten ve linyitten benzinin nasıl üretilebileceğini.

Şimdi bunları şunun için anlatıyorum, demek ki Mustafa Kemal Atatürk olmadan önce de, TC Devletinin tam bağımsızlığını sağlayabilmek için dış ülkelerdeki teknoloji hakkında da bilgi edinmek gerekirdi ve o nedenledir ki, o bir yabancı uzmanları çağırmıştır ve onlara birinci ve ikinci sanayi planlarının Matematiksel hesaplarını nasıl yapacağımızı öğrenebilmiştir. İkinci sanayi planında örneğin antrasitten benzin üretme projesini 1935 yılında sonradan Cumhurbaşkanı olan kişi sunmuştur TBMM ine. Ama kendisi Cumhurbaşkanı olduğu zaman Adnan Menderes’e 1965 yılında Meclise sunduğu projelerin hiç birini anımsatmamıştır, Cemal Gürsel.

Şimdi planlama teşkilatı da yok, planlama uzmanı da yok.

ali nejat olcen3 

“Recep Tayyip Erdoğan vatana ihanetle meşguldür”

Şimdi bunu şunun için söylüyorum, hem 1935 yılında iktisat bakanı ve Meclis’e 1935 yılında ikinci beş yıllık planı anlatıyor, ama kendisi Cumhurbaşkanı olduğu zaman Adnan Menderes’e o anlattığı projelerin hiç birini anımsatmıyor. Şimdi böyle bir Türkiye’den geçtik bu günlere geldik. Mustafa Kemal’in planlı ekonomisi böylece yok edildi.

Şimdi 1960 yılında ben planlama teşkilatında ilk planın matematiksel hesaplarını yaptım, yedek subay iken beni tayin ettiler. Ama şimdi planlama teşkilatı var mı, diye soruyorum. Yok. Planlama teşkilatında plana sahip çıkan uzmanlar mı diye soruyorum, yok.  Yani planlı ekonomi tamamen terk edildi ve onun yerine başa gelen kişinin zihninden çıkanlar planlı ekonominin yerini almaya başladı. Recep Tayyip bunlardan biridir ve ihanetle meşguldür bana göre. Plansız ekonomi ve dış borcu ödeyemeyerek dış borç edinen bir ekonomiyi yaşıyoruz bu gün. Biz dış borçlarımızı dış borç alarak ödemeye başladık. Bunu kimse bilmiyor. Ama ben bunun toplum tarafından bilinmesi nedeniyle bunu sizlere sunuyorum. Gittiğiniz yerlere anlatınız, dış borçlarını ödeyen Türkiye, dış borçlarını ödemek için dış borç almaktadır.

Salondan birileri, “yeni Duyunu Umumiye” diye seslenince, Ali Nejat Ölçen şöyle dedi:

Pek Duyunu Umumiye eğil, bunların karşısına çıkan bir kadro vardı, şimdi o kadro da yok. Örnek, Mustafa Kemal vardı, örnek İsmet İnönü vardı, Kazım Karabekir vardı. Ama bu gün bunlar yok. Yani bu gün Duyunu Umumiye ye karşı çıkacak kadro da yok edildi. Onun için siz haklısınız, böyle bir kadroyu TC Devleti yaratmalıdır, diye bakıyorum.

O bakımdan Türkiye’nin tam bağımsızlığını sağlayacak şekildeki projeliğinin bazı kaynaklarını size sunmak istiyorum. 1913 v3 1914 yıllarında tekstil, şeker, un-buğday, kâğıt, çimento toplam 277 milyon Mark ithal etmişiz ve bu oran yüzde 53.4 yani biz demek ki dış ticaretimizin beş tane beyaz ürününe karşı yüzde 53 oranında ithal ediyoruz ve 277 milyon Mark ödüyoruz.

ali nejat olcen4

Mustafa Kemal Türkiye’nin ilk iktisatçısıdır.

Şimdi 1932 yi anlatayım, Mustafa Kemal’in ilk sanayi planında bu oran yüzde 31 e düşüyor ve 518 milyon Dolar 86 milyona iniyor, neyle planlı kalkınmayla, Mustafa Kemal’in planlı ekonomisiyle. Demek ki biz planlı ekonomiyle aynı zamanda dış ticaretimizin dengesini sağlamaya başlamışız. İthalatı kısıtlamışız ve onun yerine ihracatı yaratmışız, dış satımı yaratmışız, bunu söylemek istiyoruz onun için Mustafa Kemal’in beş beyazlar ekonomisi son derece önemlidir ve beş beyaz yani kâğıdı üretebilmek, bezi üretebilmek, şekeri üretebilmek, çimentoyu üretebilmek ve unu üretebilmek. Mustafa Kemal beş beyazlar ekonomisini eğitimi yokken yaratmıştır ve bunun kurumlarını kurmuştur. Sümerban’kı kurmuştur örneğin. Sümerbank’ın ikinci maddesi, kalkınma planlarını hazırlamakla yükümlüdürler ve birinci ikinci sanayi planları Sümerbak’ta, oranın teknisyenleri tarafından hazırlanmıştır 1935 yıllarında. Bunu kısaca sizlere sunmak istiyorum. Ama ayrıca beş beyazlar ekonomisinin pamuk- yünlü giysi, şeker-çay ve pirinç, bunlar 1923 yılında Mustafa Kemal’in ilk Cumhuriyeti kurduğu dönem toplam ihracatın içinde yüzde 57 oranındaydı. Ama 1934 yılında bu yüzde 19 a inmiştir. Bunu sağlayabilen kişi Mustafa Kemal’in birinci ve ikinci sanayi planlarıdır, 1935 yılındaki sanayi planlarıdır. 1932 yılındaki sanayi planlarıdır ve o planlarla Türkiye aynı zamanda yurt dışındaki teknolojiyi de öğrenebilmiştir. Osmanlı devletinde kapalı ekonomi vardı, hatta ekonomi yoktu. Ama Mustafa Kemal Türkiye’nin ilk iktisatçısıdır. Yalnız ülkeyi kurtarmakla kalmamıştır, birinci ve ikinci sanayi planlarının hazırlanmasını sağlamıştır ve biz bugün eğer ihracat yapabiliyorsak, ithalatı ortadan kaldırabilmişsek bunun kaynağı Mustafa Kemal’in birinci ve ikinci sanayi planları olmuştur ve orada yetişen kadro vardır, Sümerbank’ta yetişen kadrolardır.

Bunları kısaca sunduktan sonra size Mustafa Kemal’den bazı sözcükleri aktarmak istiyorum konuşmamı bitirmeden evvel.

Bakınız 3 Temmuz 1920 gizli celselerden, “memleketimizde asayiş ya vardır, ya da yoktur,” diyor “ve meşru olan hükümet TBMM inin hükümetidir” diyor. Çok önemli bir şey, ilk defa bir hükümetin TBMM inin hükümeti olduğunu söylüyor. “Eğer memleketimizde yerlinin, ecnebinin hayatını muhafaza etmedik hakkına biz sahip isek, bu hak bizimdir ve bir hiçbir millete bu hakkı vermeyiz” diyor. Ne zaman diyor bunu 3 Temmuz 1920 günü. Ben o tarihte doğmamıştım. 1922 de doğdum, şimdi 96 yaşındayım ve bakınız yine 3 Temmuz 1920 de, “bizde kati olarak muayyen olan şey varsa o da hududu milli dâhilinde Kürt, Türk Laz, Çerkez vs unsurların birlikte yaşayabilmesidir”.

Bakınız bunlar ayrışmanın odak noktaları olmaya başladılar giderek. Bu ilkeyi yok saydıkları için siyasal kadrolar. Aslında Kürt, Türk, Laz, Çerkez vs bütün bu İslam unsurlar müşterek müstakil menfaadir” diyor. Çok önemli bir söz ve kayboldu bu Türkiye’nin siyasetinden yok edildiği zaman içinde.

Yine başka bir olayı sunmak istiyorum, izin verirseniz; “beş beyazlar ekonomisi diye bir ekonomi ortaya koydu ve “Türkiye’nin bağımsızlığı bu beş beyazın kendisi tarafından üretilmesidir” dedi. Hangi yıl 1920 yılında ve 1920 yılını izleyen dönemde 1924 yılına kadar bütün bu beş tane ürünün Türkiye’de üreten üretim tesislerini oluşturdu. Sümerbank bunlardan biriydi. Yani ekonomi eğitimi yok iken Türkiye’de birinci ve ikinci sanayi planlarını Sümerbank’taki teknisyenlere hazırlatmıştır ve bu planları Meclise sunan Celal Bayar, sonradan Menderes’e bu planların içindeki yatırımların hiç birini anımsatmak gereği duymamıştır, unutulup gitmiştir ve Menderes kafasından estiği yatırımları yürürlüğe koyan bir adam olmuş ve Türkiye onun tarihinde dış borçları tekrar borçlanarak ödemeye başlamıştır.

Size özetle Türkiye’nin bu günde aynı koşulları yaşamaya başladığını söylemekten üzüntü duyduğumu belirtmek istiyorum”.

Atatürk’ün ölümünün yıldönümünde bu etkinlik yapıldığı için, bir bayan dinleyici, salondan söz alarak, “bu etkinlik Atatürk’ün ölüm yıldönümünde yapıldığı için neden saygı duruşu yapılmadı” diye soru yöneltince,  oturumu yöneten Ayhan Sarıkaya, panelin başında yapılması gereken saygı duruşunu bitiminde yaptırdı.

Oturumu yöneten Ayhan Sarıkaya, zamanın değerini vurgularken, Atatürk zamanında olmuş şu olayı anlattı:

Atatürk fuayede:

Atatürk sağlığında bir tiyatroya gitmiş, sağlığında. Herhalde onun geleceğinden haberli değillerdi. Zaten onun yeri orada ayrılmış olduğu için, bun ihtiyaç duyuldu mu duyulmadı mı bilmiyorum işin o kısmını. Atatürk tiyatroya ulaştığında oyun başlamışmış, beş on dakika geçmiş. Kapıları açmışlar içeriye buyur etmişler. Atatürk, demiş ki, oyun başladıktan sonra girmem”. Fuayede oturmuş, birinci perdenin bitişine kadar. Dışarıda Atatürk ikramla ağırlanır.  Tiyatroda kuraldır, “perde açıldıktan sonra salona girilmez” kuralı olduğu için, Kuala uyan Atatürk salona girmemiş. Ara verildikten sonra girmiş salona. Oyuncular bu yüce davranış karşısında, Atatürk’e bir jest yaparak oyuna yeniden başlamışlar birinci perden sonra. Biz de Atatürk’ten bu ilhamı alalım, bu toplantılara zamanında gelelim.”

İşbankası’ndaki CHP hisseleri hazineye devredilemez

Salondan bir dinleyici, İşbankası’ndaki Atatürk hisselerinin hazineye devri istemi konusunda görüş isteme talebi olunca, konuşmacılardan Ali Nejat Ölçen şu cevabı verdi:

Bu bir spekülasyondur”, dedi ve şu açıklamada bulundu: “Aslında İşbankası, İşbankasının kararı olsa bile devredilemez. İkinci maddesi böyledir. İşbankası Kamu iktisadi kuruluşlarının ilk kuruluşudur ve ondan sonra kamu iktisadi kuruluşları literatüre girmiştir. Ama İşbankası bunun birincisi olmuştur. O hiçbir zaman devredilemez, o hiçbir şekilde yönetim kurulunun içindeki üç CHP si yok dahi edilemez. Çünkü bunlar Mecliste gündem haline geldi ve orada Adalet Partisi Milletvekilleri bunun devredilmesini istedikleri zaman kürsüye çıkıp konuşan kişi benim. CHP sinin üç üyesi ücret almazlar. Ama yönetime katılırlar, ücret söz konusu değildir, ama yönetime katılma söz konusudur. Eğer siz iktidar olarak Süleyman Demirel, Sümerbank’ın yönetim kurulu üyelerinin sayısını artıracaksa bu üç üyenin yanına bir dördüncü üyeyi de katmanız gerekecektir, dedim ve teklifini geri aldılar bir daha da gündeme girmedi”.

Karşılıklı soru ve açıklamalarla panel sona erdi.

Cevat KULAKSIZ – 11 Kasım 2018

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Dipnotlar :

[1] Ali Nejat Ölçen:

1922-1928 Çocukluk dönemi 1928-1946 öğrencilik dönemi. 1949 da Yüksek Mühendis Okulu son Sınıf öğrencisi iken, Profesör Klen Logel’in Tek Katlı Çerçeveler kitabını Almanca’dan Türkçe’ye çevirdi, el yazması olarak yayınlandı. 46-60 yılları arasında mühendis olarak çalıştı. Yapı Atıcı anısal öykü kitabını yayınladı. 1957 de bu dönemle ilgili, 1957-1960 arasında Yapı Teknik ilk bilimsel dergisini yayınladı. 1960-1972 yılları arasında Devlet Planlama Teşkilatı uzmanlığı yaptı ve o dönemle ilgili Devlet Yokuşu kitabını yayınladı. 1968 Profesör Dr. Osman Okyar, Doç.Dr.Tokgöz ile birlikte Hacettepe Üniversitesinde ekonomi bölümünün kuruluşunda bulundu. 1973 e kadar Ekonometre dersinin öğretim görevliliğini yaptı. 1970-1980 arasında CHP Milletvekili oldu. Ecevit Çemberinde Politika kitabı bu dönemle ilgili. Halk Sektörü, Köy Kentler, Özyönetim parti programlarına girişi ve unutuluş. 1994 sonrasında iki ayda bir Türkiye Sorunları kitabını yayınlıyor. Süreli yayınlanıyor, kimisi dergi diye niteliyor, dağıtımını kendisi sağlıyor. İsteyenlere her ay ücretsiz gönderiyor. 119. Sayısı çıkmış. 25. Yılında Atatürkoloji Enstitüsü’nün kuruluşunu öneriyor.

[2] Prof. Dr. Sina Akşin:  1937 de Hollanda-Lahey doğumlu. İstanbul Robert Kolej, İstanbul Hukuk mezunudur.  ABD de Hukuk ve diplomasi okulunda yüksek lisans eğitimi aldı. Robert Koleji Yüksek Okulu lisan bilimlerinde öğretmen olarak çalıştı. Sonra Genel Kurmay Harp Tarihi dairesinde 1968-69 da çalıştı. Doktorasını İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde tarih bölümünde verdi. A. Ün. Siyasal Bilgiler Fakültesinde öğretim üyeliği sırasında 31 Mart teziyle aldı doktorayı. 1969 tarihinden itibaren aynı fakültede öğretim üyesi olarak Prof.Dr. sıfatıyla görevini sürdürdü. Makaleleri Eylem, Forum SFV Dergisi, Mülkiye dergisi, Köken, Cumhuriyet, Toplum ve Bilim, Tarih ve Bilim, Türkika,

Somut, Yeni Gündem gibi gazete ve dergilerde yer aldı. Son Meşrutiyet adlı 1919-20 yıllarını inceleyen eseri nedeni ile 1994 de T.İş Bankası büyük ödünlü aldı. Tüm Sosyal Bilimleri Derneği, Öğretim Elemanları Derneği A.Ü. Vakfı ve ADD ve Ulusal Eğitim Derneği kurucu üyesi. Yapıtları:

31 Mart Olayı 1970, İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele 1976 da, Jön Türkler ve İttihat ve Terakki 1980 de İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele c1, c2 Son Meşrutiyet 1919-1920 adıyla 1992 de Türkiye’nin yakın tarihi, 1789-1980 arsını irdeleyen kitabı 1996 da Türkiye’ni Önünde Üç Model, 1977 de İngilizceden Türkçeye çevrilmiş haliyle kolay Osmanlı Türk Politik Tarihi 2000 yılında yayınlandı.

Hangi Atatürk. Prof. Dr. Sina Akşin, Atatürk’ün ölümünün 

[3]Kadro (dergi):

1932 yılı Ocak ayında yayına başlayan aylık, politik Kadro dergisinin kurucuları Yakup Kadri KaraosmanoğluŞevket Süreyya Aydemir, Mehmet Şevki Yazman, Vedat Nedim TörBurhan Asaf Belgeİsmail Hüsrev Tökin`di. 

Derginin gayesi inkılâpları oturtmak ve bir ideoloji meydana getirmekti. Kemalizm savundu, Marksizm`den farklı bir yol izlemeye çalıştı. 

Dergi üç yıl devam etti, 36. sayıda 1935`de yayınına son verdi. Rejimin yöneticileriyle ters düştü, çoğu Marksist veya Marksist kökenliydi. Recep Peker başta olmak üzere, Kemalizmi değiştirmek istemekle suçlandılar, Yakup Kadri`nin Tiran elçiliğine atanmasından sonra dergi dağıldı. 

https://www.turkcebilgi.com/kadro_(dergi)

Yazarlar

Cloudy

14°C

Istanbul