cevat kulaksiz

Padişah torununun elini öpen Menderes!

Bulaşıkçılık Yapan İmparator Eşi!

Menderes’in Lozan Antlaşması’na karşın papaza verdiği ödün!

ABD Başkanı Trump, Papaz Brunson'ın elini öpmesi olayı bizi başka el öpmelere götürdü.  “Al papazı ver papazı”  lakırdılarının söylendiği  “papaz kaçtı”  dedikodularının yayıldığı şu günlerde yazımı yazarken,  “bir papaz, bir papaza, bre papaz,  gel papaz papaza, papaz kaçtı oynayalım” tekerlemesi geliverdi nedense. Şaka bir yana biz yazıya devam edelim.

menderes basini sunnet ediyor karikatur

Cumhuriyeti tarihinde “demokrasi vaat” ederek 1950 de iktidara gelen Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Adnan Menderes, aşırı partizanlığı ile demokrasiye zarar verdiği kadar, irticanın da ilerlemesinde etki ve katkısı olmuş, göz yummuş bir başbakandır.

Aşağıda, Menderes’in yaptığı irticai söylem ve davranışlardan bazılarını alıyoruz:

  “29 Mayıs 1950: Başbakan Menderes “sadece millete mal olmuş inkılapları saklı tutacağız” dedi. İrticaya ilk yeşil ışık yakmış oldu).[1] Menderes bu sözüyle bile pusuda yatan Atatürk ve laiklik düşmanlarına işaret fişeği atıyordu.

19 Ekim 1958: Başbakan Menderes, Said-i Nursi’nin yaşadığı Emirdağ’da Nurcular tarafından hilafet ve saltanatı temsil eden iki tuğralı, yeşil bayrak açılarak karşılandı. Menderes’in Emirdağ’ı bu ziyaretini özel bir destek işareti olarak değerlendiren Said_i Nursi, bu olaydan sonra ülke içinde gezilere başladı. O Said-i Nursi ki, ta 31 Mart vakasından başlayarak (II. Abdulhamid’in beslediği Volkan gazetesinde şeriatçı yazıları yayınlanıyordu) dincilik kisvesi altında çağdaşlığa, devrimlerde laikliğe, Atatürk’e gizli açık karşı çıkıyordu. (Menderes, Risale-i Nurların ilk kez serbest basılması için 1956 da talimat vermiş ve kâğıt tahsis yapmıştı)”. [2]

DP tarafından Said-i Nursi'ye bir otomobil hediye edilmişti. Akis dergisinin 21 Aralık 1957 tarihli sayısında seçim öncesinde Said-i Nursi’nin yaşamakta olduğu Isparta’da kendisine hediye edilen Chevrolet marka otomobille köy köy gezdirildiği anlatılmaktaydı. Akis, bu otomobilin ve bir inşaatın temel atma törenine katılan Said-i Nursi’nin fotoğraflarını da okuyucuları ile paylaşıyordu.[3]

 Benim yazı biraz da, “laf lafı açar” misali eski köy kahvesindeki doyulmaz sohbetine döndü.

“Kiliseler de saldırıdan payını şiddetle alır. Aya Triada Kilisesi’nden alevler yükselmektedir. Balıklı Rum Kilisesi’nin papazı ise dövülerek öldürülmüştür. 
O gün olay yerinde bulunan yazar ve politikacı Yılmaz Karakoyunlu’nun anlattığına göre; iş bununla kalmamıştır. Kiliseleri basıp, yakan yıkan mukaddesatçı kitle, papazları tutmuş, zorla sünnet etmişlerdir. Fener’deki kilise de basılmış, yıkılmış; buradaki Rum mezarları bile açılarak kemikler çevreye saçılmıştır. 

“Bu saldırıların dehşetini, dönemin patriği olan Athenagoras, 12 Eylül’de Başbakan Menderes’e yazdığı mektupta anlatırken diyor ki: “... Kutsal yerler tahammül edilmez surette ihlal ve tahrip edilmiştir. Aziz heykellerinin gözleri oyulmuş; patriklerin ve diğerlerinin mezarları tecavüze uğramıştır. Kemikler meydana saçılmış ve yakılmıştır. Bir papaz öldürülmüştür, diğerleri taciz edilmiştir”. [4]

menderes arinc patrikhane ziyareti

Menderes’in papaza verdiği ödün !

Büyük sandığı ve ondan bir medet umacağını beklediği önemli gördüğü kişilerin elini öpmeye meraklı olan Adnan Menderes, ziyaretine gittiği Emirdağ’da sürgün olan Saidi Nursi’nin elini öptüğü gibi Papaz Athenegoroas’ın da elini öpüyordu.

5 Haziran 1952 tarihinde, Lozan Antlaşmasına göre Fener Rum Patrikhane’sinin başındaki kişinin TC vatandaşı olması gerekiyordu; bu ilke ilk kez ABD’den uçakla gönderilen Atheneogoras’ın Türkiye’ye sokulması ile ihlal edildi. Yani Lozan Barışı’nda ilk ödün böylece bu papaz olayı ile ihlal edilmiş oldu. Üstelik Başbakan Menderes  “1952’de,  Athenagoras’ı Patrikhane’de ziyaret ettiğinde  elini öptüğü anlatılır. [5]

 “Türk hükümetleri gerek dış baskılarla, gerekse 1950’den sonraki dönemde azınlıklardan oy alma umuduyla Patrikhâne’ye ve Rum okullarına çok geniş tavizler verdiler. Amerika Birleşik Devletleri ile başlatılan yakın ilişkilerin bir sonucu olarak bu ülkenin vatandaşı Athenagoras’ın patrikliği kabul edildi. Vilâyet tezkeresinde belirtilen seçim ilkelerine aykırı biçimde patrik seçilen Athenagoras, Başkan Truman’ın özel uçağı ile Türkiye’ye geldi ve gelir gelmez başkanın bir mesajını, itimatnamesini sunan bir büyükelçi tavrıyla Türkiye cumhurbaşkanına iletmek gibi garip bir davranışta bulundu. Daha sonra Türk vatandaşlığına geçen Athenagoras Yunanistan ile birlikte “megalo idea”yı gerçekleştirmek için yoğun bir faaliyet içine girdi. Türk hükümetinden izin almadan Yunanistan’da bulunan bazı metropolitlikleri Patrikhâne’ye bağladı. Bizans dönemindeki teşkilâta göre hiç Rum bulunmayan bölgeler için metropolitlikler ihdas ederek bunların sayısını yediden yirmiye çıkardı”.[6]

 “Bülent Arınç, eski Başbakanlardan Adnan Menderes’in 1952 yılında gerçekleştirdiği ziyaretten sonra Fener Rum Patrikhanesi’ni hükümet nezdinde en üst düzeyde ziyaret eden kişi oldu. Ziyaretinden çok memnun olan Fener Rum Patrikhanesi yetkilileri, Arınç’a Merhum Başbakanlardan Adnan Menderes’in 1952 yılındaki ziyaret fotoğraflarını hediye etti”. [7]

Ayrıca TBMM de kendi milletvekillerine hitaben yaptığı bir konuşmada Menderes aynen şöyle der: Siz isterseniz Hilafeti bile geri getirirsiniz”.

İşte Menderes bu örnekte olduğu gibi irticaya yeşil ışık yakan söylem, tutum ve davranışları vardı.

Ayrıca, konumuzla ilgisi olmamakla birlikte, Tayyip Erdoğan’dan çok daha fazla bir ölçüde İnönü ve CHP’ye her konuda saldırıyordu.

Bu girişten sonra, Menderes’le ilgili olarak, benim şahsen hiç duymadığım, Menderes’in padişah torunun elini öpmesi ile ilgili bir olayı, tesadüfen Maltepe’de bir gazete büfesinde “ücretsizdir” yazılı ayrı bölümde duran Başkent Postası adlı iktidar yanlısı bir gazeteden okudum ve bu olaya hiç rastlamadığıma şaşırdım. İşte Menderes’in padişah torunu bir bayanın elini öpmesini anlatan Eda Kılınç adlı bayanın yazısını okuyunca inanamadım, interneti taradım aşağıda Başkent Postası’ndaki yazı ile aynı olanına rastladım, size de sunmak istedim.

“Bulaşıkçılık Yapan İmparator Eşi”

Sultan 2. Abdülhamid’in kızı Ayşe Sultan; 1887 – 1960

Merhum Adnan Menderes, 1952 yılında NATO toplantısı için Fransa’ya gider.

Bir ara Paris (Fransa’daki Türk) Büyükelçisini yanına çağırarak;

– “Osmanoğulları ailesinin Paris’te yaşıyor olması gerek. Bunlar ne yer, ne içer, ne ile geçinir?” diye sorar.

Büyükelçinin hanedan hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığını gören Menderes, büyük bir hayıflanma içerisinde:

– “Sana 24 saat mühlet! Ya Osmanlı ailesinin adresi ile ya da istifanla gelirsin” der. Bir müddet sonra büyükelçi adresle gelir.

Hanedanın ziyaretine giden Menderes, gördükleri karşısında çılgına döner.

Devlet-i Âliye’nin ulu Hakanı Sultan Abdülhamid Han’ın, 80 yaşındaki hanımı Şefika Sultan, 60 yaşındaki kızı Ayşe Sultan ve diğer Osmanlı hanımları, Paris yakınlarında bir bulaşıkhanede Fransızların bulaşıklarını yıkamaktadırlar.

Menderes gözyaşlarını tutamaz. Şefika Sultan’ın ellerine sarılır ve :

 “Anne ne olur affet bizi, geç geldik” der.

Ayşe sultan sürgünden otuz yıl sonra gördüğü bu vatan evladına :

– “Sen kimsin“? Diye sorar. Menderes de :

– “Ben Türkiye Cumhuriyeti’nin başbakanıyım“ der.

– “Ben başbakanım” sözünü duyan koca sultan, sevinçten öyle bir çığlık atar ki, kalbi duracak gibi olur, bayılır.

Menderes Türkiye’ye döner dönmez, doğruca Cumhurbaşkanı Celal Bayar’a çıkar.

– “Osmanlı hanımlarını bulaşık yıkarken gördüm. Onların Türkiye’ye dönmeleri için af kanunu çıkaracağım“ der. Celal Bayar da:

– “Adnan Bey sus! Sakın bu konuyu bir daha başka yerde açma, malum gazeteler tahrikiyle, silahlı kuvvetlerin içindeki cunta Türkiye’de ihtilal yapar” der.

Menderes cebinden çıkardığı bir mektubu masanın üzerine bırakarak dışarı çıkar.

Mektupta şunlar yazılıdır:

– “Analarının ve babalarının Fransa’da hizmetçilik yaptığı bir ülkenin başbakanı olmaktan utanç duyuyorum, istifamın kabulünü arz ederim.

Adnan Menderes.”

Menderes’in istifadan vazgeçmesi için epeyce uğraşılır ve hanedan hanımlarının yurda dönmelerine izin verilmesi şartıyla, Menderes istifadan vazgeçer.

Dönüş:

İstanbul’a dönenler arasında, Sultan II. Abdülhamid’in hanımı ve kızı da vardır.

Bir sabah erken saatte Teşvikiye’deki evlerinin kapısı çalınır. Kapıyı Abdülhamid’in kızı Ayşe Sultan açar. Gelen kişi Menderes’tir.

– “Şayet kabul buyururlarsa, Valide Sultan’ı görmek isterim” der.

Başında tülbent, elinde tespihiyle, Menderes’i karşılayan Şefika Sultan:

– “Berhudar olasın evlâdım, hoş geldiniz…” der. Başbakan da:

– “Teşekkür ederim Valide hazretleri, hoş bulduk…” demesinden sonra, Şefika Sultan kendisine:

– “Beyefendi, niçin önceden haberimiz olmadı? Böyle, hazırlıksız ve gâfil avlandık” der. Menderes de:

 “Zararı yok efendim. Bendeniz elinizi öperek, hayır duanızı almak ve bir ihtiyacınız olup olmadığını öğrenmek için geldim” der.

Ayrılırken, daha sonraları Yassıada da onun da hesabının sorulduğu, şişkince bir zarf bırakır. Demek ki örtülü ödenekten bu son Osmanlı çocuklarına para vermiş olmalı.

İşte Menderes’in amansız suçlarından birisi budur.

Sabık (eski) Sultan Vahdettin’in tabutu da, bilindiği gibi alacaklıları olan, İtalya – San Remo’daki kasap ve bakkal tarafından haczedilmiştir.[8]

Cevat KULAKSIZ – 17 Ekim 2018

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Dipnotlar :

[1] Ahmet Dursun. Türkiye Sorunları Ali Nejat Ölçen Sayı 122 sf 13 

[2] Ahmet Dursun. Türkiye Sorunları Ali Nejat Ölçen Sayı 122 sf 24

[3] https://medium.com/@munzam/1957-se%C3%A7imleri-oy-verilirken-sonu%C3%A7lar%C4%B1-radyodan-ilan-edilen-usuls%C3%BCz-bir-se%C3%A7im-531744541aec

[4] https://www.haberturk.com/yasam/haber/35457-vatan-millet-dediler-genelevi-bastilar#

[5]  Ahmet Dursun. Türkiye Sorunları Ali Nejat Ölçen Sayı 122 sf 16

[6] https://www.turkishnews.com/tr/content/2018/07/27/papaz-kacti-huseyin-mumtaz/

[7] http://www.yeniasya.com.tr/gundem/patrikhane-den-arinc-a-menderes-resimleri_101867

[8] http://www.canmehmet.com/bir-mektup-ve-yikanan-bulasiklar-anne-ne-olur-affet-bizi-gec-geldik.html

Yazarlar

Cloudy

12°C

Istanbul