ali nejat olcen devlet yokusu1

Şarap Şişesindeki Beş Yüz Yıllık Kin!

95 Yaşında, Cumhuriyetimizle yaşıt, yazdığı kitapları, iki üç ayda bir çıkardığı gazeteyi 2013 den beri okurlarına ücretsiz gönderen fedakâr emekli devlet adamı Sayın Ali Nejat Ölçen’in imzalayıp gönderdiği “Devlet Yokuşu”[1]  adlı kitabını okuyordum.

Kitabın 72 ve 73 ncü sayfalarında, Ali Nejat Ölçen Almanya’da iken, orada satılan çeşitli ülkelerin mallarının paket, şişe üzerinde, o malla ilgili o ülkenin yaşamında ve tarihinde ilginç resim, manzara, olayları anlatan reklam kâğıtlarını görür. Başka ülkelerin satılan veya tanıtılan mallarının üzerindeki etiketlerin albenilerine hayran kalır. İleride devletimizin bakanı da olacak olan Ali Nejat Ölçen, bizim malların satış paketleri üzerindeki albenisi olmayan, paslı, kirli etiketleri görünce üzülür.

Ancak, muhtemelen o zamanlarda Yugoslavya’dan gelen malların üzerinde, 600 yıldan fazla bir zaman önce yapılan Kosova Savaşını anımsatan, insanları kine yönlendiren yazıları da görünce, bu kinci intikamcı tavır karşısında hayret eder.      

Sırp Kini: [2]  Bülent Ecevit’in bakanlarından Ali Nejat Ölçen, 1960-1972 yılları arasında Devlet bürokrasisinde ve Planlama Teşkilatında (DPT) uzman olarak çalışmaktadır. BM bursu ile Almanya’da bir üniversitede Almanya’ya mesleki alanında inceleme araştırma yapmak amacıyla gönderilir.

Almanya’da kalırken, bazı satış yerlerinde, ekonomi ve ticari merak için marketlerde konserve, içki şişelerinin üzerindeki reklam resim ve yazılarını inceler. Bazı ülkelerin mallarının üzerindeki yazı ve resimlerin bir sanat harikası olduğunu, Türkiye’deki bu reklam kâğıtlarının albenilerini beğenmez ve üzülür. Almanya’da karşılaştığı bu olay konusuna değinirken, Ali Nejat Ölçen’in sonradan yazdığı “Devlet Yokuşu” adlı kitabının, 72-73 ncü sayfalarında şöyle yazar:

Şarap Şişesindeki Kosova Kini!

“….Kimi ülkeler gururluydu: Siyah parlak fon üzerine yeşil rengi kullanıyor. Kimi ülkeler geveze: Renkler birbirine karışıyordu. Uzun uzun bilgiler kâğıdın sağına soluna serpilmişti. Kimileri şair ruhlu, kimileri kindar, şarap şişesinin üzerindeki kâğıtta, bir savaşçı görünüyor: Elinde kılıç, altında Gotik harfleriyle Almanca şunlar yazılı: “Bu şarap, Kosova savaşında can veren yurttaşlarımızın kanlarıyla sulanan üzümlerimizden üretilmiştir”.  Beş yüz yıl öncesinin kinini yansıtıyordu. Bu kâğıt giysileri, ülkelerine göre bir diziye sokmanın çok önemli sonuçları ortaya çıkardığını görmüştüm. Batı’da alıcıların aile bütçesine göre ekonomik boyutta, çekici idi pek çoklar; aspirin tüpü kadar bir cam silindirik şişecik içinde beş adet yeşil zeytin. 50 Pfennig, ne denli ucuz; fakat aslında çok pahalı. Kg ı 20 Mark. Zeytin dış satımı konusunda Türkiye’miz ne durumda? Beş kiloluk, sağı solu eğilmiş paslı teneke kutular içinde güzelim zeytinyağımız. Uluslar arası dış ticareti tanıtan, Pazar yaratmayı amaçlayan bu kâğıt parçaları, albüm içinde yerlerini almış, Türkiye’ye gitmeyi bekliyordu.

yakin tarihin musluman soykirimi

Kılıçdaroğlu’nun “Sırp Kasabı” iması!

Kemal Kılıçdaroğlu, 14 Kasım günkü parti grup toplantısında hükümetin Sırbistan’dan et ithalatını eleştirirken, Bizim kasapları Sırp kasabına teslim ettilerdiyordu.

11 Temmuz 1995 de Ratko Miladiç" komutasındaki ağır silahlı Sırpların Srebrenitsa da, içlerinde yüzyıllar ötesinden gelen kinleri ile Bosna Hersek’de ve yöresindeki binlerce Müslüman’ı katletmişlerdi. Sırplar 11 Temmuz 1995 de 8372 den fazla Müslüman’ı bir gecede, hem de 600 kadar gözlemci BM Hollanda’lı askerlerinin önünde katletmişlerdi. Bosna Savaşı sırasında 11 ayrı suçtan yargılanan Sırp lider Radovan Karaciç'in “Bosna Kasabı” diye bilinen Radovan Karaciç Srebrenitsa'da işlenen soykırımdan suçlu bulundu. 11 ayrı suçla yargılanan R. Karaciç, toplam 10 suçtan hüküm giydi, 40 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Bu katliam, onların 628 yıldan önceki Kosova Savaşı’ndan gelen kinlerinin günümüzdeki dışa vurması olayıdır.

Hala Symirana mı?[3]

-….Yunanistan’ın, Yugoslavya’nın, Romanya’nın dış satım ürünlerini koruyan metal kutuların kağıt giysileri birer sanat eseriydi. Bizim İncir kutusundaki kâğıtta ise Kavuklu bir adam, eşeğe ters binmiş, kuyruğunu tutuyordu, (muhtemelen Nasrettin Hoca olmalı). Eşeğin altında “Symirna” yazılı. Dış ticaretimiz buydu. Utanç duydum. Bir başka kâğıtta da, kavuklu bir adam resmi, “Kadı efendi İncileri”, yine Symirana yazısı bulunmakta. (Oysa Yunanlılar ve de Batılılar 1922 de biten Kurtuluş Savaşı’na kadar İzmir’e “Symirana” diyorlardı. Demek ki 1970 li yıllarına kadar İzmir’den ihraç edilen malların üzerine hala Symirana yazılıyor, yöneticilerimiz de buna göz yumuyorlarmış. Bu bile onların, İzmir ve yöresine karşı onların emellerini, kinlerini yansıtıyor, gerçekten.

Yunanistan bile daha yakın zamana kadar, spor temaslarında, hava alanlarında, turizm haritalarında, 564 yıl önce fethedilen İstanbul’u bile “Kostantinopolis” diye anıyor ve öyle yazıyordu.

Cevat KULAKSIZ – 17 Kasım 2017

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Dipnotlar :

[1] Devlet Yokuşu Ali Nejat Ölçen Doruk Yayıncılık sf 72-73 Ankara 2013

[2] Bosna Srebrenitsa Katliamı Nedir? Kim Yapmıştır?

Temmuz 1995'de Yugoslavya iç savaşı sırasında Sırp ordusu, "Krivaya 95 Harekâtı”nın bir parçası olarak Srebrenitsa'yı işgal etmiştir. Yaşanan bu olay bir işgal olarak kalmamış bir katliama dönüşmüştür. Çünkü Bosna – Hersek'in Srebrenitsa kentinde en az 8.372 kişi "Ratko Miladiç" komutasındaki ağır silahlı Sırp ordusu tarafından öldürülmüştür. Yapılan katliamda genç yaşlı demeden binlerce insan yaşamını yitirmiştir. Yapılan katliama Sırp ordusunun yanı sıra, Bosna-Sırp ordusunun "Akrepler" olarak bilinen özel birlikleri de katılmıştır. Ne Birleşmiş Milletler'in Srebrenitsa'yı güvenli bölge ilan etmesi ne de kentte bulunan 600 Hollanda Barış Gücü askeri katliama mani olamamıştır. Srebrenitsa olayı, II. Dünya Savaşından sonra Avrupa'da yapılan en büyük insan katliamı ve etnik soykırım olarak Dünya tarihine kazınmıştır.

Yugoslavya'nın düşmesinin ardından, 1992 yılında Sırplar Yugoslav halklarına katliam uygulamaya başlamışlardır. Olaya müdahil olmak isteyen Birleşmiş Milletler 6 bölgeyi güvenli ilan etmiştir ve bu bölgelerden biri de Srebrenitsa'dır. Savaştan önce 24.000 nüfusu olan bu kent mülteciler ve dışarıdan kente sığınan insanlarla birlikte 60.000 nüfusa ulaşmıştır. Nüfusun artmasıyla bu kent artık hastalıklarla, açlıkla mücadele etmeye çalışan bir toplama kampına dönüşmüştür. Kenttekilerin kendilerini korumak için edindikleri silahlar da BM (Birleşmiş Milletler) güçleri tarafından güvenlik gerekçesiyle toplanmıştır. Sırp devlet Başkanı Radovan Karadziç'in emriyle, Ratko Mladiç komutasındaki Sırp askerlerinin kente olan tacizleri sıklaşınca kamptaki insanlar silahlarının geri verilmesi için başvuruda bulunmuş; fakat kampın Hollandalı komutanı Thom Karremans bu isteği geri çevirmiştir. BM güçleri ise sadece kent üzerinde iki tane F16 uçurarak tepki vermişlerdir. Hollandalı askerler Bosna'daki BM Barış Gücü Komutanı Fransız generalden aldıkları emirle bir gece yarısı kenti boşaltmış ve bulundukları kampı içindeki 25.000 mülteci ile birlikte Sırplara teslim etmişlerdir. Hollandalı komutan tarafından Sırplara satılan (bu olay videokasetle kanıtlanmıştır) kent bir hafta süren katliamla Sırplara yenik düşmüştür.

https://www.sabah.com.tr/dunya/2016/07/11/srebrenitsa-katliami-nedir

[3] Symirna: Osmanlı Devletinde özellikle Ege Bölgemizin her türlü sebze, meyve, tahıl gibi ürünleri İzmir’li zengin Rum, Ermeni, Yahudi tüccarlar eliyle İzmir’den ihraç edilirdi. Ne yazık ki, Osmanlı’da yerli Türkler arasında ticaret gelişmemiş, her türlü ticaret bu yerli azınlıklar eliyle yapılır ve devletin kaymağını onlar yer, onlar zengin olurlardı.

Symirna, Yunan Antik çağda İzmir’in adı idi. Onun için yerli azınlık olan zengin Rum, Ermeni, Yahudi tüccarlar, Osmanlıdan beri İzmir’e Symirna dedikleri ve öyle olmasını istedikleri için, ihraç ettikleri mallara İzmir diye yazmazlar, Symirna diye yazarlardı. Demek ki 1960-1970 lere kadar bile tüccarların ihraç mallarının tanıtım yazı ve resimlerine hala Symirna diye yazmaya devam ederler, ihracatı denetleyen Türk yetkililer de ne yazık ki buna dikkat etmezlermiş.

 Dilden dile dolaşan efsanelere göre de, İzmir kentine ismini bir Amazon Kraliçesi vermiştir. Smyrna, Zmirni,Esmira,Yezmirr, Samornia vs. olarak isimlendirilen kent,sonununda Türkler tarafından İzmir olarak benimsendi.Binlerce yıllık söylenceler İzmir kentinin adının Ege denizi çevresinde yaşayan Nuvilerin kullandığı Zmürna sözcüğünden kaynaklandığını ileri sürer. İzmir yöresinde yaşayan Erektidler M.Ö. yaklaşık 14 yy. Karadeniz’den gelen Amazonlarla savaşmışlardır. Bu savaşta Amazonları yenen Erektidlerin başındaki These Amazon kadınlarının önderi Smyrna ile evlenmiş ve yerleştiği kente’de onun adını vererek Zmürna demişti. Bu ad sonrada İyon diline Zimimi biçiminde geçmiş ve İzmir kenti anlamında Zmirni diye anılmaya başlamıştı. Türkler kenti zapt ettiklerinden itibaren ona İzmir demişlerdir.

http://www.tualimforum.com/izmir/47662-izmirin-adi-nereden-gelmektedir-izmir-ismi-nereden-gelmistir-smyrna-ne-demektir.html

Yazarlar

Mostly sunny

15°C

Istanbul