tayyip barzani dostlugu2

AKP-RTE İktidarı Barzani’nin Referandum Yollarına Taş Döşedi!

ABD nin verdiği bin tır dolusu silahı bölgesine yığdıktan, komşu ilgili devletlerin nabzını yokladıktan sonra,

Barzani, zayıf-cılız Irak hükümetine rest çekerek 25 Eylül’de bağımsızlık için referandum yapacağını açıkladı.

Barzani, İran’a gittiği zaman, Kürdistan Bayrağı göndere çekilmediği halde, İstanbul’a ve Ankara’ya geldiğinde, ne hikmetse,  Kuzey Irak Özerk Kürt Yönetimi bayrağı bizim bayrakla birlikte ayrı bir bağımsız devletmiş gibi ya göndere çekiliyor, ya da Barzani heyetlerinin yanına Kürdistan bayrağı dikiliyordu.

rudaw750

Oysa Irak’ın kuzeyindeki Barzani yönetimi, Irak devletine bağlı olduğu halde, Irak bayrağı dururken, Barzani yönetimi bayrağının çekilmesi, Irak devletini incitmez miydi? Bu bayrak inceliğini ne yazık ki, AKP-RTE iktidarı Atatürk kadar düşünemedi. İşte onun için, Barzani’nin referandum yollarına iktidar taş döşedi diyoruz.

barzani bayragi ile karsilama

Dinci Mezhepçi Politikalar Ülkeleri, Liderleri Yanılgıya, Yanlışlığa Sürükler:

Ama kafası dinci hüküm, görüş ve düşüncelerle dolu AKP-RTE iktidarı, ülkemizin içinde uyguladığı dinci uygulamaları doğrultusunda dış işleri politikasını din ve mezhebe göre uygulamaya çalışmakta.

Bilindiği gibi, Irak yönetimi tarafından idama mahkûm edilen Sünni Haşimi’ye AKP-RTE iktidarı kucak açtığı için, Şii ağırlıklı Irak yönetimi tarafından Türkiye şiddetle eleştirilmişti.

(İçerde olduğu gibi, dışarıda da dinci-mezhepçi düşünceyi uygulamalarına da yansıtan iktidar, Mısır’da Abdulfettah  El Sisi tarafından darbeyle  devrilen dinci Mursi’yi  tutmuş, Sisi’yi şiddetle eleştirmişti. Aslında RTE, demokrasi hayranı olduğu için Sisi’yi demokrasi adına “darbeci” diye eleştirmiyordu; Mursi’yi de demokrasi adına desteklemiyor, dinci olduğu için destekliyordu. Ne oldu, darbe olmasına rağmen tüm Batı ülkeleri dinci Mürsi’yi değil, Sisi’yi tercih ettiler).

RTE şunu artık kafasına iyice yerleştirmeli ki, din ve mezhebe dayalı politikalar, kişi ve devletleri uluslar arası arenada yalnızlığa, yanlışlığa sürükler ve ülkesinde de kutuplaşmalara neden olur.

Mısır’daki, RTE nı şaşkına çeviren durumu anlatmamızın nedeni, Erdoğan’ın iç ve dış siyaseti din ve mezhebe göre dizayn (tasarım) etmeye çalışmasını vurgulamaktı.  İşte Irak’ta da, RTE siyaseti mezhebe göre uygulamaya çalışmakta idi ve Irak Başbakanı Haydar El Abadi ile araları bazen şekerrengi oluyordu.

İşte bu ruh hali içinde olan AKP-RTE iktidarı, Abadi yönetimi ile kâh IŞİD (DEAŞ) harekâtlarından,  kâh RTE nin Osmanlı Futuhat kafasıyla “Musul bizimdi”  gibi isabetsiz sözleri ile karşılıklı sert çıkışlar olmuştu.

İşte bu gibi nedenlerle AKP-RTE iktidarı, şimdiki Haydar Abadi yönetimiyle karşılıklı eleştiriler olurken, iktidar Kuzey Irak Barzani yönetimine sıcak ilişkiler kurmaya başladı.

rudaw2

Bu gibi ruh haleti içinde bulunan RTE, Barzani Türkiye’ye her gelişinde, Uluslararası teamüle aykırı olarak, asıl Irak devletinin bayrağı yerine Kürdistan bayrağının göndere çekilmesine göz yumuyordu.  Hem İstanbul’da, hem Ankara’da Irak bayrağı yerine Kürdistan bayrağının oraya buraya dikilmesi ile iktidar tarafından, referandum yollarına taş döşenmiş, referandum konusunda Türkiye cephesinde Barzani’ye adeta onay ve cesaret verilmiş oldu. İleri görüşlü devlet adamı, önceleri Kürdistan bayrağını değil, Irak bayrağını tercih etmelidir.

tayyip barzani pekmutlular2

Komşuda bir Kürdistan kurma çabasının olduğu süreçte, içinde milyonlarca Kürt’ün yaşadığı Türkiye, ileride aynı olaylarının başına da geleceği hesabı içinde olmalı, daha dikkatli hareket etmeli, Barzani’nin Kürdistan bayrağını kendi ülkesinde ön plana çıkarmamalı idi; komşu legal devlet olan Irak’a saygılı olup onun bayrağını ön plana çıkarmalı idi.

Hele hapisteki Aysel Tuğluk’un ölen annesi Hatun Tuğluk’un cenazesinin Ankara’ya defin olayını bazı fanatikler tarafından engellenmesi, buna emniyetin müdahalede geç kalması endişe yaratmıştır. Bu tür ayırımcı tavırlar, ülkeyi bölünmeye götürür, referandum olayına yeşil ışık yaktırır; vatandaşın kafasında endişe yaratmıştır. Bu tür ayırımcı tavırlar, ülkeyi bölünmeye götürür, referandum olayına yeşil ışık yaktırır; vatandaşın kafasında “neyleyim böyle vatanı cenazemizi bile gömdürmüyorlar”  endişesi yerleşir,  bölünme, ayrılma duygularını körükler. Cenaze olayına İçişleri Bakanlığı, emniyet anında müdahale etmeli idi, ölen Hatun kadının vasiyeti olan İncek mezarlığına hemen defin sağlanmalı idi.

İktidarın Doğu’daki “Kürt Açılımı” politikaları da ayrı bir yanlıştı.

Bu Kürt açılımı PKK'nın Doğu’daki halk üzerinde ayrışma düşüncesini yaygınlaştırdı.

PKK bir devlet değil ki, onunla anlaşma yapasın. PKK kanlı bir eşkıya olduğu için eşkıya olduğu için eşkiyaya anladığı dilden, anladığı işlemden hareket edeceksin. Yani silahına daha bir güçlü silahla cevap vereceksin.

Ama AKP-RTE iktidarı, karşısında bir uygar devletle anlaşma yapıyormuş gibi davrandı, sonunda da kendi tabirleri ile “kandırıldıklarını” anladılar. “Açılım yapıyoruz, anlaşma yapıyoruz” diyerek polis ve jandarmanın tüm harekâtlarını yasa çıkararak bölgedeki valilere bağlandığı için, bölgedeki kolluk kuvvetleri kışlalarına çekilip harekât yapamaz hale getirildi. PKK ise dört yıla yakın “açılım” sürecinde bütün gücüyle bölgeye yerleşti, oraya buraya menfeze, ev bodrumlarına akla gelecek her yere silah yığdı. Ne ki, PKK lılar Jandarmanın gözü önünde karakoldaki direğe asılı Türk bayrağını indirecek kadar cüretkârlaşmışlardı.

tayyip barzani arinc emine

Otobüsler dolusu PKK lılar “açılım” rüzgârına kapılıp sınırlardan sırtlarındaki üniformaları ile gelirken, yerli işbirlikçileri davul zurnalarla karşılandılar. Normalde suçlular yargıcın, mahkemenin ayağına götürülür, bizimkiler de savcıyı, yargıcı, mahkemeyi sınıra PKK lıların ayağına götürdüler, çadır mahkemesi kurdular. Anlatılanlara göre, sınırdaki çadır mahkemesinde savcı veya yargıç PKK lıya “oğlum sen bu yapılanlardan pişman mısın”  diye sorarmış, PKK lı da “pişman değilim dermiş. Savcı veya yargıç da, babacan-sevecen bir tavırla “pişmansındır pişmansındır”  der öyle yazdırırmış, zabıtlara. Tüm bu Trajikomik kara mizah gibi olayları yaşadık.

habur pkklilar otobus turu atiyor

Eşkıyayı muhatap alma tedirginliği içinde olan AKP-RTE iktidarı da kâh PKK yla “görüşüyorum”, kâh “görüşmüyorum” söylemleri içinde idi. Toplumdan “eşkıyayı muhatap alıyor”  tepkisi gelirse, yemin edip “görüşmüyorum” diyor, tepki zayıfsa “Oslo’da müzakere ediyoruz- görüşüyoruz” diyordu.

PKK bu arada oraya buraya şehitlikler açtı, tahsildar tayin edip vergi toplamaya başladı, belli merkezlere mahkeme kurmaya bile başladığı duyuldu.

Sonunda eşkıya eşkıyalığını gösterdi, şımardı, ödün üstüne ödün istedi ve sonunda açılım da bitti ve taraflar silaha sarıldı. Zaten PKK da Doğu’da “açılım” sürecinde silahlarını rahat stoklamıştı.

Ne oldu? Yüzlerce sivil, asker şehit verdik, Diyarbakır Sur ve öteki il ve ilçelerde pek çok sokak çatışmaları oldu, yüzlerce vatandaşımız evlerini kaybetti, halk başka yerlere göç etti. İktidarın bu yanlış politikası nice canlara, acılara, sefalete neden oldu.  Her şeyden önemlisi, bütün bu acılar kayıplar sonunda, bölgedeki halkın kafasında, korkarım, “böyle savaşlı kavgalı olmaktansa ayrılalım, kurtulalım” düşüncesi yerleşmemiştir. Böyle bir duygu halkın kafasına sinmişse, söylediğimiz gibi, AKP-RTE iktidarı (umarım olmaz), gelecek referandumların yollarına taş döşemiş demektir. Bu bağlamda, Barzani’nin Türkiye’nin Doğu bölgesinden toprak istediğini, Kürdistan haritalarında bu yöremizin topraklarını kattığını da unutmayalım.

Kılıçtaroğlu’nun “Terörü Bitiririm” Sözüne RTE Neden Kızıyor?

Terör derken, hemen aklımıza gelen Kılıçtaroğlu’nun “PKK terörünü dört yılda bitiririm, bitiremezsem siyaseti bırakırım” söylemi karşısında AKP Genel Başkanı RTE nin, gayet çok küçümseyen bir tavırla, “ananı da al git” üslubunda, elini uzatarak sanki tokat atacak gibi sesini de yükselterek “sen kimsin” demesini çok çok yadırgadıK. Bir devlet adamına yakışmayacak bu tür tavır ve üslup insanları ayrışmaya neden olur. RTE muhtemelen iktidarın elinden gitmesinden korktuğu için, sık sık ana muhalefet partisi liderini saldırırcasına eleştirmekte.

Bütün iktidarlar, saltanatlar, gelip geçicidir. Asılan Başbakan Menderes de, iktidarın elinden gitmesinden korktuğu için, Tahkikat Komisyonlarından tutun da, nice eylem ve söylemlere ile zamanın Ana Muhalefet Lideri İsmet İnönü’ye akıl almaz yöntemlerle saldırırdı. (İyi niyetli halkımız, böyle olaylarda “yaşı benzemesin” derlerdi.) Biz de “yaşı benzemesin” diyelim.   Meclis’te Siyasetin de bir nezaketi olmalıdır.

AKP, İktidara Geldiği 2002 de PKK Terörü Nerede İse Sıfıra İnmişti.

AKP iktidara geldiği 2002 yılında nerede ise PKK terörü sıfıra inmişti. AKP-RTE nin PKK yı bir devletmiş gibi muhatap alması, kâh Oslo’da, kâh İmralı’da, Kandil’de güya müzakere yapması onları daha bir azdırdı, uluslar arası camiada daha bir yer edinmesine etken oldu.

Yani kısaca AKP-RTE nin PKK, Barzani politikaları zaaflı, kusurlu, yanlış olduğu için uluslar arası toplumda geleneksel devlet politikamızı da zaafa uğratmıştır.

Ne yapmalıydı iktidar-devlet? “Devlet toprakları içinde her türlü yasa dışı hareketlere, eylemlere göz yumamayız, biz devletiz, eşkıya ile müzakere yapamayız, herkes hür vatan topraklarında yasalara uymak zorundadır” deyip, eşkıyanın, PKK nın anladığı dilden hareket ederek onunla sonuna kadar müzakere değil, mücadele etmeli idi.    

Cevat KULAKSIZ – 16 Eylül 2017

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Yazarlar

Partly cloudy

19°C

Istanbul