amerika stratejik dusman

ABD, 100 yıl öncesinin hesabını mı görüyor?

Türkiye ile ABD arasında yaşanan gerilim sürerken, ABD yaptırım kartının yanına sözde soykırım kartını da ekledi.

Temsilciler Meclisi’nin iki tasarıyı kabul ettiği tarih manidardı. Tasarılar 29 Ekim’de, yani Türk milletinin en büyük bayramını kutladığı gün kabul edildi. Dahası, tasarıların içeriği de tarihe “Wilson İlkeleri” olarak geçen ve ABD Başkanı Woodrow Wilson’un kaleminden çıkan maddeleri çağrıştırıyordu. Malum, Wilson, 1918’de açıkladığı 14 madde kapsamında, Osmanlı topraklarında, Ermenistan ve Kürdistan vaat etmişti. Mustafa Kemal Paşa liderliğindeki Kuvayı Milliyeciler ise Wilson İlkeleri’ni de, Mondros Mütarekesi’ni de, Sevr Antlaşması’nı da tarihin çöp sepetine atmışlardı.  

Türklerin bu zaferini emperyalizm asla unutmadı. Ulusal egemenliğe dayanan, laik, çağdaş ve bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ni içine sindiremedi. Fırsat buldukça politik, ekonomik, askeri, diplomatik ödünler koparmak için önümüze yeni taleplerle geldi. Türkiye karşıtı her eylemi, her terör örgütünü destekledi. Türkiye’nin içişlerine müdahale etti. Türkiye’nin taraf olduğu ikili uyuşmazlıklarda, sınır anlaşmazlıklarında hep karşı tarafı tuttu. Ve 4 Temmuz 2003’te, yani ABD’nin bağımsızlık bayramının kutlandığı gün, Irak’ta, Süleymaniye’de Türk askerinin başına çuval geçirerek, Türkiye’nin onuru kırmaktan geri durmayacağını da gösterdi.    

Şimdi de ABD, yanına Avrupa’yı da alarak, bir kez daha Türkiye’ye çullanıyor. Hem de elindeki tüm araçlarla ve NATO’yu da kullanarak.

Biz vatanımızı savunduk !

Türkiye bu yeni saldırılara karşı, öncelikle iç cephesini sağlamlaştırmalı, üretim ekonomisini benimseyerek iktisadi yapısını güçlendirmeli. Aklı ve bilimi rehber edinen bir eğitim politikasıyla; hukuk devletiyle; toplumcu ve kamucu politikaları önceleyen bir atılımla; bölge merkezli dış politikayla karşılık vermeli. Emperyalist merkezlerin sözde soykırım iddialarına yanıt verirken de şu noktaları hiç unutmamalı.

1) Soykırım iddiaları, tarih ve bilim değil, siyaset meselesidir.

2) Bu iddialara ilişkin sorun gerçekte Türkiye ile Ermenistan arasında değil, Türkiye ile emperyalizm arasındadır.

3) Emperyalizm, Ermeni meselesi üzerinden, Kurtuluş Savaşı’nın siyasi, ideolojik temellerini, antiemperyalist yönünü ortadan kaldırmak istemektedir.

4) Bu sayede Milli Mücadele’yi soykırım, etnik temizlik, Atatürk ve Kurtuluş Savaşımızın öncülerini de soykırım suçlusu olarak göstermeye çalışmaktadır.  

Türk milleti, Kurtuluş Savaşı komutanlarından Fahrettin Altay’ın da kitabına ad olarak verdiği üzere (10 Yıl Savaş ve Sonrası 1912-1922, İnsel Yayınları, İstanbul, 1970), cepheden cepheye koşarak vatanını savunmuştur. Trablusgarp Harbi (1911-1912), Balkan Harbi (1912-1913), 1. Dünya Savaşı (1914-1918) ve Kurtuluş Savaşı’nda (1919-1923) yedi düvele karşı savaşmıştır.

O nedenle Milli Mücadele’nin 100. yılında, emperyalizmin Türkiye’nin önüne koyduğu yıkım ve parçalama programına, Türkiye kendi programıyla yanıt vermek zorundadır.

O programın adı da “Cumhuriyet Devrimi”dir.  

Barış DOSTER - 02 Kasım 2019

Yazarlar