baris doster

Türkiye'yi dış politikada ne engelliyor?

Türkiye’nin çevresinde yaşanan gelişmeler, Atlantik ve Avrasya güçlerinin Suriye’de, Ortadoğu’da, Karadeniz’de, Baltık Denizi’nde, Ukrayna – Kırım meselesinde, Gürcistan’da karşı karşıya gelmeleri, sadece diplomatik birer konu değil.

Enerji başta olmak üzere, ekonomiyle, üretimle, teknolojiyle de doğrudan ilgili. Üstelik yakın çevremizdeki gelişmeler sadece büyük sermayenin değil, emekçilerin, eli nasırlı çiftçilerin, küçük esnafın kazancıyla da doğrudan ilişkili. Çünkü ABD, Türkiye’nin Rusya’dan S 400 füzesi ve İran’dan petrol almasına karşı çıkıyor. Türkiye’yi adeta tehdit ediyor, yaptırım uygulayacağını söyleyerek. Avrupa Birliği (AB) ile ilişkiler malum, AB, Gümrük Birliği’nin masaya yatırılmasına, Türkiye’nin istediği değişikliklerin yapılmasına peşinen karşı çıkıyor. Gürcistan ve Ukrayna’ya vize muafiyeti getiren AB, Kıbrıs konusunda da Türkiye’yi yeni ödünler vermeye zorluyor.

Türkiye’yle yakın ilişkileri olan Körfez ülkeleri de sıkıntıda. Misal; Suudi Arabistan ekonomisi son yıllarda kötüye gidiyor. Bu durum, ülke içindeki taht kavgalarına da yansıdı. Öyle ki, Suudi Arabistan geçtiğimiz yıllarda petrol fiyatındaki düşüş nedeniyle, tarihinde görülmemiş biçimde bütçe açığı verdi. Aldığı ekonomik tedbirler kapsamında belli alanlarda sübvansiyonları kaldırdı. Bu da halktaki huzursuzluğu artırdı. Bakanların maaşlarında yüzde 20, kraliyete danışmanlık yapan Şura Konseyi üyelerinin maaşlarında yüzde 15 kesinti yapıldı. Memurların primleri askıya alındı. Anımsanacağı üzere 2014’te 100 doların üstünde olan, 2004 yılından sonra ilk kez 2016 Ocak ayında 30 doların altını gören petrol fiyatı, bu nedenle dev petrol şirketlerinin hisse senetlerinde düşüşe, zarara, istihdam kaybına neden olmuştu.

PETROPOLİTİK’TEN ENERJİ DİPLOMASİSİNE…

Türkiye’nin dış politikada manevra sahasını en çok daraltan unsurlar arasında ekonomik kırılganlık, dış kaynağa olan mecburiyet ve enerjideki dışa bağımlılık dikkat çekiyor. Elektrik üretiminde doğalgaza, doğalgaz tedarikinde Rusya’ya olan bağımlılık bir yana, yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarını da yeterince devreye sokamıyor Türkiye. Rüzgâr ve güneş kapasitesinden yeterince yararlanamıyor. Enerjide hem dışa bağımlılığın azaltılması, hem yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarının daha çok kullanılması gerekirken, 2002’den beri Türkiye’nin elektrik üretimi 2 kat arttığı halde, dışa bağımlılık oranı da yüzde 70’i geçiyor. Petrol, doğalgaz, taşkömürü ithalatına ödenen para, cari açığı da artırıyor. Stratejik bir sektör olan enerjide kamu çıkarı, kamusal yarar, kamu varlığını önceleyen politikalar izlenmiyor. Yurttaşın cebi gözetilmiyor. Hesapsız, kitapsız yapılan özelleştirmelerle kamu adeta enerji alanında tasfiye edildiğinden; üretimden, dağıtımdan, iletimden dışlandığından, sağlıklı ve sürdürülebilir bir enerji politikası takip edilemiyor.

Israrla vurguluyoruz: Kapitalizmde kârlar özelleştirilir, zararlar kamulaştırılır. Rusya’ya mevcut doğalgaz bağımlılığına ilaveten bir de Mersin Akkuyu’daki ilk nükleer santral ihalesini veren Türkiye, önümüzdeki aylarda Rus doğalgazına daha çok para ödeyecek. Bu yetmezmiş gibi, enerji projelerinde abartılı bir tablo var. Aşırı yığılma var. Büyüme oranı dikkate alındığında, talebi çok aşan bir arz potansiyeli var. Tasarruf, verimlilik, bilinçli tüketim, iletimde kayıp – kaçak oranını düşürmek, yerli ve yenilenebilir kaynakları en verimli şekilde kullanmak, mevcut tesislerde gerekli bakım – onarım çalışmalarını yapıp onlardan azami randıman sağlamak ise yok. Bu konuda Makine Mühendisleri Odası Enerji Çalışma Grubu Başkanı Oğuz Türkyılmaz’ın uyarıları önemli:

“Mevcut santrallerin değerlendirilebilecek ilave üretim potansiyeli, yatırım aşamasındaki santrallerin yaratacağı yeni arz imkânı ve enerji verimliliği uygulamalarının yaygınlaşmasıyla, tüketim artış hızındaki düşüş birlikte değerlendirildiğinde, ihtiyacı fazlasıyla karşılayacak enerji üretim potansiyeli mevcut. Bu şartlarda nükleer santrallere ihtiyaç yok. Enerji verimliliği uygulamalarının yaygınlaşması, enerji yoğunluğunun düşürülmesi, daha çok enerji ekipmanının yurtiçinde üretilmesi, fosil yakıt kullanımının azaltılması, üretilen enerji içinde yenilenebilir enerji kaynaklarının payının artması, çevreye verilen zararın azaltılması, enerjiye sürekli, sürdürülebilir ve düşük maliyetle ulaşılması gerekir. Elektrik ihtiyacını karşılamada bugüne kadar akla ilk gelen yol olan çok sayıda elektrik tesisi kurmak yerine, öncelikle arz tarafında, yıllardır özelleştirilecekleri gerekçesiyle herhangi bir yenileme yapılmaksızın çalıştırılarak özel sektöre devredilen, yeni sahipleri özel şirketler tarafından da bu açıdan ihmal edilen mevcut santrallerde ciddi bakım, onarım, rehabilitasyon çalışmaları yaparak santral verimlerini ve üretimlerini artırma, çevresel sorunları azaltma çalışmalarının hızlı şekilde yapılması, enerji iletim hatlarında gerekli yeni hatları tesis etme ve mevcut iletim şebekesinde yenileme – iyileştirme yatırımları yapılmalıdır. Talep tarafında da talebi yöneterek, enerjiyi daha verimli kullanıp, sağlanan tasarrufla yeni tesis ihtiyacını azaltma politika ve uygulamaları hayata geçirilmelidir”. (Özgür Gürbüz’ün röportajı, Birgün, 16. 12. 2016)

DEVLET KAPASİTESİNİN SINIRLARI…

Hiçbir ülke;

1) devlet kapasitesine,

2) coğrafi konumuna,

3) ticari ilişkilerine,

4) enerji bağımlılığına rağmen dış politika yürütemez.

Bunu akıldan çıkarmamak gerekir. Bu gerçek bilinmeden, büyük devlet olunmaz. Dahası var: Büyük devletin tanımlarından biri de şudur: Her istediğini yapamaz. Ama istemediği bir şeyin yapılmasına da müsaade etmez. Ve en önemlisi büyük devlet; hata yapınca, bunun maliyetinin küçük bölümüne katlanıp, maliyetin büyük bölümünü küçük ve orta ölçekli ülkelerin sırtına yükleyebilen araçlara sahip olan devlettir. Buna karşın, küçük ve orta ölçekli devletler hata yapınca, bu hatanın bedelini kendileri öderler. Faturayı başkasına ödetemezler. Yani, küçük devletlerin hata yapma lüksü hiç yoktur.  

Misal; emperyalist bir devlet olan ABD’yi ele alalım. Afganistan ve Irak işgallerine ne kadar büyük bir bütçe ayırdığı malum. ABD’nin Ortadoğu’ya yönelik her hamlesinde, ABD hiç istemediği halde, İran kazançlı çıktı. Ancak ABD, sınırlarının çok ötesinde savaştığından ve Ortadoğu’daki devletleri, milletleri birbirine kırdırdığından, fazla can kaybına uğramadı. İtibarı sarsıldı, devlet kapasitesi aşındı, ekonomisi zayıfladı. Ama buna rağmen, halen ülkemizde ve dünyada, ABD’nin çıkarını, kendi çıkarıymış gibi savunan; ABD ve kapitalizm için iyi olanın, dünya için, demokrasi için, özgürlük için iyi olduğuna inanan milyonlarca insan var.

Kıssadan hisse: Büyük Oyun’u, bölgemizde 19. yüzyıldan bu yana keskinleşen enerji rekabetini ve emperyalizmi anlamadan, dış politika yapılamaz.

Barış DOSTER – 09 Temmuz 2018

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yazarlar

Mostly sunny

26°C

Istanbul