baris doster

Türkiye kalkınmak istiyorsa bunları yapmak zorundadır!

Türkiye bir seçimi daha geride bıraktı.

Maalesef, ülkemizin temel sorunları kapsamlı olarak tartışılmadı meydanlarda, ekranlarda. İktidar, yerli ve milli ekonomi diyerek, şeker fabrikalarını kapattı. Kıraathane açma sözü verdi. Sırf bu vaat bile, devletin üretimdeki, istihdamdaki, genel anlamıyla ekonomideki yeri üzerinde uzun uzadıya durmayı gerektiriyor. Hele de ABD’nin korumacı ekonomi politikalarına öncelik verdiği, Almanya ve Fransa’da kamunun ekonomideki payının Türkiye’dekinden yüksek olduğu, Çin’in kendine özgü ekonomi modeli ve planlama anlayışıyla dünyanın ikinci büyük ekonomisi olmayı başardığı ve büyüme hızında batılı, merkez, gelişmiş, kapitalist, emperyalist ülkelere fark attığı bir dünyada…

Öncelikle şunun altını çizelim; özelleştirme sadece ekonomik bir dayatma değildir. Aynı zamanda siyasal ve ideolojik bir dayatmadır. Kapitalizmin pazar ve hammadde ihtiyacından, yarattığı krizlerden bağımsız düşünülemez. Bu kapsamda özelleştirme; Kamu Yönetimi Reformu’ndan, Yerel Yönetimler Reformu’ndan, Bölge Kalkınma Ajansları’ndan ayrı ele alınamaz. Bunların hepsi ulus devletin, sosyal devletin, kamucu – halkçı ekonomi anlayışının tasfiyesine dönüktür. Aynı paket programın parçalarıdır. Türkiye gibi; gelir dağılımı adaletsizliğinde ilk sıralarda yer alan, vergi adaletini sağlayamayan, toplam vergi gelirleri içinde dolaylı vergilerin oranı yüzde 70’i bulan bir ülkenin (ideal olan, bu oranın tam tersi, yani doğrudan vergi gelirlerinin toplam içindeki payının yüzde 70 olmasıdır) kalkınması için, kamunun öncülüğü ve planlaması gerekir.

Belirtmekte yarar var; Türkiye’de kamunun sosyal harcamalara ayırdığı pay, OECD ortalamasının altındadır. OECD ortalamasında, GSYH içinde kamunun sosyal harcamalara ayırdığı pay yüzde 22’ye yaklaşırken, Türkiye’de bu oran yüzde 12 – 13 dolayındadır. Oysa bu oran Fransa ve Danimarka’da yüzde 30, Almanya’da ise yüzde 26’dır.

DEVLETİ KÜÇÜLTMEK ve DEVLETİ KÜÇÜK DÜŞÜRMEK!

Türkiye’de liberallerin dilinden düşmeyen slogandır “devleti küçültmek”. Anayasada yazılı olan sosyal devletin kırıntısı kaldığı halde, yine de devleti küçültmek isterler. Ama akıllarına adil bir vergi sistemi gelmez. Dengeli gelir dağılımı gelmez. Türkiye’nin ucuz emek, düşük teknoloji ile öne çıkan üretim yapısını değiştirmek gelmez. Tarım, sanayi, tarıma dayalı sanayi, planlı kalkınma gelmez. Sanayileşmenin, diğer yararlarının yanı sıra, hem işsizliği azaltmak, hem vergi gelirlerini artırmak, hem de gelir dağılımı dengesizliğini gidermek açısından önemli olduğu gelmez. Türkiye’nin, devlet eliyle sanayileşmede geçmişte başarılı işler yaptığı gelmez.

Oysa Türkiye kalkınmak istiyorsa, öncelikle milli kaynaklara dayanan, nitelikli emeğe yaslanan bir sanayileşme programını benimsemelidir. Bunun için planlama gerekir. Adil vergi politikaları şarttır. Bu, bilimsel ve teknolojik gelişme için de zorunludur.

Çünkü pazar ekonomilerinde devletin yardımı olmaksızın, bilimsel ve teknolojik ilerleme için gerekli sermayenin, gerektiği düzeyde sağlanabileceğini düşünmek, yalnızca bir hüsnükuruntudan ibarettir. ABD’de federal bütçeden ar- ge için ayrılan yıllık ödenek 140 milyar dolar civarındadır. Bunun 17 milyar doları federal ar- ge merkezlerinde kullanılır. 1940’lı yıllarda kurulmasına başlanan bu merkezlerin günümüzdeki sayısı 40’tır. ABD’nin bilim ve teknolojideki ulusal öncelikleri, federal ar-ge merkezlerinin araştırma konuları saptanırken belirleyicidir. Üniversitenin araştırma potansiyeli ve bilgi birikimiyle sanayinin deneyimi, kamunun katalizörlüğünde ve finansman desteğiyle bir araya getirilerek ulusal öncelik alanlarında tümleşik bir ulusal yetenek yaratılır” (Aykut Göker, “Amerikan Sanayiinin Ardındaki Güçlü El (2)”, Cumhuriyet Bilim Teknoloji Eki, 21. 03. 2014)  

SÖZDE DEĞİL, ÖZDE YERLİ VE MİLLİ EKONOMİ İÇİN…

Türkiye; daha çok ve daha kaliteli üretmek, ürettiği kaliteli ürünleri ihraç etmek, daha sağlıklı ve sürdürülebilir şekilde büyümek, daha adil bölüşmek istiyorsa, köktenci adımlar atmalıdır. Misal; gerekirse bir defaya mahsus olmak üzere, servet vergisini gündeme getirmelidir. Misal; lüks tüketimden daha çok vergi almalıdır. Misal; kayıt dışı ekonomiyi kayda almanın yolunu bulmalıdır. Misal; tüketimi pompalamak yerine, tasarruf bilincini özendirmelidir. Misal; yerli malı kullanımını teşvik etmelidir.  

Sanayinin dışa bağımlılığının artması, sadece ekonomik değil, aynı zamanda politik bir sorundur. Ulusal güvenlik sorunudur. Ekonominin inşaata dayanması sonucu Türkiye, son 7 yılda toplam 551 milyar doları inşaat yatırımlarına ayırmıştır. Türkiye; üretimi ve ihracatı düşük ve orta düzeyli teknolojilere dayanan bir ülkedir. İmalat sanayisinin ulusal gelir içindeki payı azalmıştır. Türk ekonomisi, büyüdüğü dönemler dahi istihdam yaratamamıştır. İşsizlik, özellikle genç işsizlik çok yüksektir. Ekonomideki genel verimlilik düzeyi, batılı ülkelerin gerisindedir. Elindeki kaynağı doğru, tam, zamanında kullanmak, ekonomik kullanmak açısından Türkiye’nin sadece verimlilik düzeyi değil, üretkenlik düzeyi de düşüktür.

Kalkınma sadece piyasayla olmaz. Planlama zorunludur. Sadece özel sektörle olmaz. Devletin öncülüğü ve katkısı şarttır. Azgelişmiş ülkelerde, çevre ekonomilerde, Türkiye gibi; yarı sanayileşmiş, dış kaynağa bağımlı, düşük teknolojiye dayalı üretim yapan, merkezin hemen kenarında bulunan, yarı çevre konumundaki tedarikçi bir ekonomide, liberal iktisatla kalkınmak olanaksızdır. Neo liberal ekonomi politikalarıyla sağlıklı, güçlü bir ekonomik yapı kurulamaz. Türkiye gibi; sanayileşme sürecine geç katılan ülkelerde kamuculuk, planlama, halkçı – devletçi ekonomi politikaları izlenmezse, devlet piyasaya müdahale etmekten sürekli korkarsa, çarpık bir yapı ortaya çıkar.

Sağlıklı ve sürdürülebilir bir kalkınma için devlet yönlendirici, düzenleyici, eşgüdüm sağlayıcı olmalıdır. Sektör bazında, il il, bölge bölge, ürün ürün öncelikleri saptamalıdır. Bunu yaparken ulusal ihtiyaçları gözetmelidir. İç talebin yanında, ihracat imkânını da dikkate almalıdır. İleri teknoloji kullanımını özendirmeli, yüksek katma değer yaratan, istihdam sağlayan alanlara öncelik tanımalıdır. Sübvansiyon, teşvik, kaynak tahsisi, vergi kolaylığı, bu kıstaslara göre düzenlenmelidir. İhracatta ürün yelpazesini çeşitlendirmek, ileri teknolojiye, nitelikli işgücüne dayalı, yüksek katma değer üreten mallar üretip satmak amaçlanıyor ise bunun yetkin bir eğitim ve bilim politikası olmadan, nitelikli işgücü olmadan başarılamayacağı bilinmelidir.

Kıssadan Hisse: Ekonomik atılım, sanayileşme hamlesi ve bütüncül kalkınma için, Cumhuriyet’in planlama birikimi ve halkçı iktisat politikaları öğreticidir.

Barış DOSTER – 26 Haziran 2018

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yazarlar

Showers

16°C

Istanbul