rte zihnisinir225

"Eyy Merkel" demek Türkiye'ye ne kazandırdı?

Gündem tamamen seçimlere ilişkin haberlerle dolduğundan, bölgemizde ve dünyada yaşanan önemli gelişmeler, medyada öne çıkamıyor.

Filistin’de yaşananlar, ABD – İran geriliminin tırmanması, Suriye’deki son gelişmeler, doğrudan ülkemizi etkileyen olaylar. Lakin iktidarın dış politikayı tamamen iç siyasete yönelik kullanması, artık içeride umulanı vermediği gibi, dışarıda da etkili olmuyor. Tersine, ülkemizin manevra sahasını daraltıyor, elini zayıflatıyor. Nedenlerini maddeler halinde sıralayalım…

1 – İç siyasetteki hassasiyetleri, tabanın hoşuna giden hamasi söylemleri, dış politikaya taşımak; aynı ses tonu ve aynı sözleri yabancı muhataplara, politikacılara, liderlere, diplomatlara karşı kullanmak yanlış. Diğer yanlış ise dış politikayı tamamen iç siyasetin aracı olarak kullanmak, dış politika gündemini iç politikadaki hedefler için araçsallaştırmak. Her iki yanlışta ısrar ederken, toplumu kutuplaştıran sözler etmek, diplomasi gündemini içeriye taşımak, çok yanlış. Bu tutum, üslup ve ses tonu dışarıda işe yaramadığı gibi, itibarımızı, inandırıcılığımızı, tutarlılığımızı, istikrarımızı, kararlılığımızı, caydırıcılığımızı da aşındırdı. Çok ve yüksek sesle konuşan, ama yaptırımı, müeyyidesi olmayan, gereğini yapamayan ülke görüntüsü vermemize yol açtı. Buna diplomasi literatüründe dişsiz diplomasi (diplomacy without teeth) deniyor.  

2 – Dış politikayı fazlasıyla içe dönük yapmak, diplomaside gereken esneklik kabiliyetini ortadan kaldırdı. İç politikayı, dış politik gündemin esiri yapmanın bedeli de ağır. Diplomatik gelişmeleri, iç siyasetteki gerilimin, kutuplaşmanın merkezine koymanın maliyeti yüksek. İç siyasetteki gerilimi dışarı taşımak da, dış politika gündemini iç siyasetin odağına yerleştirmek de, hata. Suriye, İsrail, ABD, Irak, Rusya gibi önemli konu başlıklarında onca keskin söz ettikten sonra yapılan U dönüşleri, bunun açık kanıtı. Misal; Rus uçağını düşürdükten sonra edilen sözlerin ardından, Rusya’dan özür dilenmesi. Misal; İsrail karşıtı onca söze, bu ülkeyle yaşanan onca gerilime rağmen, iki ülke arasındaki dış ticaretin 2002 – 2017 arasında yüzde 249 artması. Misal; Kuzey Irak’ta Barzani’yi onca destekledikten sonra, Barzani ile bunalım yaşanması. Misal; Irak başbakanı aleyhine onca laf ettikten sonra, Barzani ile aramız açılınca, hızla Irak başbakanıyla aramızın düzelmesi. Misal; ABD karşıtı onca söze rağmen, hiç ihtiyacımız olmadığı halde, bu ülkeden, 11 milyar dolarlık 40 adet yolcu uçağı alınması. Misal; Fransa aleyhine onca söz ettikten sonra, bu ülkeden 7.5 milyar dolarlık 25 adet Airbus alınması… Örnekler çoğaltılabilir.

SIFIR SORUNLA BAŞLADI, DEĞERLİ YALNIZLIKLA BİTİRDİ…

3 – Ahmet Davutoğlu ile birlikte anılan Yeni Osmanlıcılık, neo Abdülhamitçilik, stratejik derinlik, komşularla sıfır sorun politikası yanlıştı. Nitekim “değerli yalnızlık” ile noktalandı. Bu politika ve söylemlerin ne kadar yanlış olduğunu, bizzat iktidar sözcüleri dillendiriyorlar. Suriye meselesi bunun somut kanıtı. O nedenle Türkiye; Rusya ve İran’la birlikte hareket etmeye başladı.

4 – Dış politika, iç politikanın uzantısıdır, doğru. Liderler, dış politikadaki başarılarını, iç siyasette de kullanmak, arkalarındaki desteği artırmak isterler, tamam. Ama bunun bir sınırı, dozu, düzlemi, zamanı, kullanım süresi vardır. Bülent Ecevit, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’nı ve PKK terör örgütü lideri Öcalan’ın yakalanıp getirilmesini, Tansu Çiller Kardak kayalıklarından Yunan bayrağının indirilmesini, iç siyasette kullanmışlardı. Mevcut iktidarın ise 2002’den bu yana, iç siyasette kullanabileceği bir dış politika başarısı yok. Tersine, fiyaskoyla noktalanan Ermenistan açılımından, Yunanistan işgali altındaki 18 adamıza, Suriye’den Irak’a, İran’dan Türk Dünyası’na kadar tüm başlıklarda, başarısız.

5 – Dış politikadaki hamleler dışarıda amacına ulaşmalı, etkili olmalıdır. İktidar ise dış politikadaki hamlelerin, dışarıdaki muhataplarımız üzerindeki etkisiyle değil, içeride nasıl kullanılacağıyla ilgileniyor. İktidar sözcüleri, ilçe kongrelerinde, sanki kongre salonunda partililer değil de Trump, Merkel, Macron varmış gibi konuşuyor. Bu tutum, iç siyasette, bir süre işe yarar, ama dış siyasette işe yaramaz. Kanıtı, ilçe kongresinde söze “Eyy Merkel” diye başlayıp, Merkel’le baş başa yapılan görüşmede, Alman firmalarına yeni ihaleler verilmesidir. Üst akıl ve batı karşıtı söylem içeride öne çıkarılıyor, dışarıdaki ikili görüşmelerde değil.

İKTİDARIN İÇE DÖNÜK HESABI !

6 – Diplomatik bir adım atılmadan önce, bunun dışarıda nasıl, ne ölçüde etkili olacağı üzerine hesap yapılır. İktidar bu hesabı yapmıyor. Bu adımın, içeride nasıl kullanılacağını tasarlıyor. Tabanını tatmin ve tahkim etmeye odaklanıyor. Misal; normal şartlarda çok ketum olmayı, ağzı sıkı olmayı gerektiren askeri harekâtlar bile, adeta davul zurnayla ilan ediliyor. Harekâtın ayrıntıları il kongrelerinde, miting meydanlarında açıklanıyor. Bu yolla düşmana, terör örgütlerine, dünyaya mesaj vermenin ötesinde, iç kamuoyuna mesaj veriliyor. Dış politikaya ilişkin konular, öncelikler, hedefler, seçenekler, ilgili kurumlar ve uzmanlar tarafından bile yeterince tartışılmadan, kamuoyuyla paylaşılıyor. Dış politik gündem, iç politikadaki çok temel sorunların tartışılmasını önlemek ve geciktirmek, iktidarın eleştirilmesini engellemek, muhalefeti susmaya, kabul etmeye yöneltmek, herkesi milli mesele etrafında birleştirmek için araç olarak kullanılıyor.

7 – Dış politika konularında herkesin aynı şekilde düşünmesi isteniyor. Bu da “ulusal çıkarla”, “beka sorunuyla”, “yerli ve milli” olmakla, dış tehditlerin çokluğuyla açıklanıyor. Ancak, Büyük Ortadoğu Projesi eş başkanı olmuş, “Irak’taki ABD askerlerinin ülkelerine sağ salim dönmeleri için duacı olmuş”, Kıbrıs’ta Annan Planı’nı desteklemiş, Libya’ya yönelik emperyalist saldırıya katkı vermiş bir siyasi heyetin, Batı karşıtı sözleri pek inandırıcı olmuyor.  

8 – İktidar konuştuğu, dış gezi yaptığı, zirve topladığı, dünyayı dolaştığı ölçüde bir dış politika başarısı yakalayamadı. Harcanan para, tüketilen enerji, kullanılan zaman, iştirak edilen ikili ve çoklu zirvelere koşut bir diplomatik kazanç yok.

9 – Türkiye’nin yumuşak gücü, kamu diplomasisi araçları sınırlı. Türk dizilerinin Ortadoğu başta olmak üzere dünyada gördüğü ilgi ve bazı yardım kuruluşlarının yaptığı yardımların yarattığı Türkiye’ye yönelik ilgi ve olumlu algıyı fazla abartmamak gerekir. Bunlar çok kalıcı ve sürekli değil. Türk iş dünyasının ve dünyadaki Türk diasporasının (anavatandaki nüfusa oranı yüzde 10’dur, bu açıdan oransal olarak dünyanın en kalabalık diasporasıdır) daha etkili kullanılması gerekir. Maalesef etkili, örgütlü değil.

Sözün Özü: İçeride eli güçlü olan lider, dışarıda masaya kuvvetli oturur. Bunun tersi de geçerlidir. Atatürk’ün dediği gibi, “Asıl olan iç cephedir.”

Barış DOSTER – 27 Mayıs 2018

Yazarlar

Partly cloudy

23°C

Istanbul