baris doster

Hükümetin Suriye çelişkisi!

ABD, İngiltere ve Fransa’nın geçen hafta Suriye’ye yaptığı saldırı, sıklıkla vurguladığımız üzere, Suriye’deki vekâlet savaşında asıl tarafların Atlantik ve Avrasya cepheleri olduğunu bir kez daha ortaya koydu.

ABD ve müttefikleri, bu saldırıyla, gerçekte Rusya ve İran’a mesaj verdiler. İktidarın ABD karşıtı kimi sözlerine karşın, Atlantik cephesine bağımlılığının sürdüğü de görüldü. Bir yanda ABD, İngiltere, Fransa ve Ortadoğu’daki müttefikleri, diğer yanda Rusya, İran, Suriye ve cephe gerisinde Çin var. Gerçekçi, nesnel ve sonuç alıcı bir tartışma için, olguları sıralayalım…

1) ABD, İngiltere ve Fransa’nın saldırısı uluslararası hukuka aykırı. Ortada BM kararı yok. Saldırı emperyalist haydutluğun yeni bir örneği, o kadar. Saldırı sonrasında Suudi Arabistan, başka Arap ülkeleri de katılırsa, Suriye’ye asker yollayabileceğini açıkladı. Başka Arap ülkelerinden kastı; Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar. ABD de bu öneriyi destekliyor. ABD, Suriye’de kalıcı olmak istiyor. Temel hedefleri de şu: İran’ın kuşatılması, İsrail’in güvenlik ihtiyaçlarının tatmini, Kürt devletinin kurulması, Rusya’nın artan nüfuzunun geriletilmesi.

2) IŞİD terör örgütünün Suriye’de ele geçirdiği petrolün yüzde 80’ini denetleyen ABD; hem IŞİD terör örgütünü, hem de PKK – PYD terör örgütünü elinin altında, işlevsel aparatlar olarak tutuyor. ABD’nin terörle mücadele ettiği yalan. Son saldırısında olduğu gibi, yanına Avrupalı iki müttefikini alması, Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerine davet çıkarması, Suriye’de Esad’ı devirmeye gücünün yetmediğinin kanıtı.  

3) Türkiye’nin sıklıkla bölgeye NATO’yu göreve çağırması, terörle mücadelesine NATO’nun destek vermediğinden yakınması, boş bir çaba. Çünkü NATO, ABD emperyalizminin saldırı ve işgal aygıtı. NATO’nun ünlü 5. Maddesi, ittifak tarihinde bir kez, ABD için, 11 Eylül 2001 saldırıları sonrasında işletildi. Aynı yıl Afganistan’ın işgaline NATO komuta etti. Türk Kurtuluş Savaşı’nın henüz başlangıcında, TBMM’yi tanıyan ilk devlet olan mazlum ve kardeş ülke Afganistan’ın işgaline maalesef Türkiye de destek verdi.

EMPERYALİZMİN KİMYASAL SİLAH YALANI !

4) İngilizlerin etkili gazetesi The Independent muhabiri Robert Fisk de, Ruslar da, son saldırının gerekçesi olarak dünyaya ilan edilen kimyasal silahların yalan, düzmece olduğunu açıkladılar. Aynı yalan Suriye’de 2012’de yine saldırı gerekçesi yapılmıştı. Aynı yalan Irak’ın işgalinin de gerekçesi olmuş, işgalden sonra Saddam Hüseyin’in kimyasal silahları bulunamamıştı. Kimyasal silahların işgale bahane olduğunu bizzat ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell açıklamış, “Bana yalan söylettiler” demişti. Dönemin İngiltere başbakanı ve işgal destekçisi Tony Blair de, kimyasal silah yalanına başvurduklarını kabul etmişti.

Kaldı ki mantıksal olarak da Doğu Guta’nın tamamını ele geçiren rejimin, kimyasal silah kullanıp, ABD ve müttefiklerinin eline koz vermesi beklenemez. Bunu ülkesinde televizyonda söyleyen bir İngiliz generalin, canlı yayından stüdyodan kovulması da, ABD ve müttefiklerinin düştüğü durumu gösteriyor.

5) Geçen hafta yapılan saldırı askeri açıdan da başarılı değil. ABD ve müttefiklerinin attıkları füzelerin çoğu havada imha edildi. Hedefi vuranlar da etkili olmadı. Suriye hava savunma sistemini kuran Rusya’nın teknolojisinin güçlü olduğu görüldü. Putin zaten geliştirdikleri silah teknolojisiyle, füzelerin menziliyle övünüyor sık sık. Saldırı sonrası Arap dünyasında bazı ülkelerde Suriye lehine irili ufaklı gösteriler yapılması da dikkat çekiciydi.

6) ABD yönetiminde dış politika, savunma, güvenlik ve istihbarat ekibini sürekli değiştiren başkan Trump, son atamalarla, şahin kanadın en şahinlerini göreve getirdi. Bu kadro İran ve Rusya düşmanlığıyla bilinir. Böylelikle Trump, hem iç politikada başını hayli ağrıtan “Rusya’ya yakın başkan” iddialarının önüne geçmek istiyor, hem dikkatleri dağıtıyor, hem de bir dış politika başarısına imza atmaya çalışıyor. Ama başaramıyor. Çünkü böyle bir gücü yok. Öyle ki, tüm ısrarına karşın Almanya’yı bu saldırıya ortak edemedi.  

TÜRKİYE’NİN ÇELİŞKİSİ !

7) Türkiye; büyük bir ikilem yaşıyor. Tutarsız davranıyor.

Bir yandan haklı olarak ABD’yi, PKK – PYD terör örgütüne, FETÖ’ye verdiği destek nedeniyle eleştiriyor. Bir yandan ABD’nin saldırısını alkışlıyor.

Bir yandan Astana Süreci’yle, Rusya ve İran’la beraber, Suriye’nin bağımsızlığı, bütünlüğü, egemenliği ve siyasal birliğinin garantörü olduğunu ilan ediyor. Bir yandan Suriye’ye yönelik saldırıyı destekliyor.

Bir yandan İsrail’le gerilim yaşıyor. ABD’nin Kudüs kararına karşı haklı bir tepki ortaya koyuyor. Bir yandan İsrail’le en fazla mücadele eden, Filistin davasını en çok sahiplenen ülke olan, İsrail’in en büyük düşman olarak gördüğü iki ülkeden biri olan (diğeri de İran) Suriye’ye yönelik saldırıya “yetmez ama evet, gecikti, devamı gelsin” diyor. Hem de İsrail’le birlikte.

8) Bir diğer açmaz da şu: Türkiye’nin Rusya’ya doğalgaz bağımlılığı var. Rusya ve İran en önemli petrol tedarikçilerimiz arasındalar. Rusya’dan S 400 füzeleri alıyoruz. İlk nükleer santralimizi 22 milyar dolarlık ihaleyle Rusya’ya verdik. Kısacası Rusya’nın Türkiye’nin enerji tedarikinde ve ekonomisinde konumu güçlü. Öte yandan, Rusya ile birlikte Astana Süreci’nde olduğumuz halde, Suriye’nin bombalanmasını alkışladık.

Kıssadan Hisse: İktidar blokundan antiemperyalist tutum beklenemeyeceği bir kez daha görüldü. Atlantik, ABD, NATO ezberlerinin ne denli güçlü olduğu bir kez daha kanıtlandı. Cumhuriyetçi olmadan, Atatürk’e sahip çıkmadan, tam bağımsızlık, milli egemenlik ve antiemperyalizm konusundaki sözlerin, samimi ve sahici olmadığı bir kez daha anlaşıldı.

Barış DOSTER – 20 Nisan 2018

Yazarlar

Sunny

30°C

Istanbul