baris doster

Trump’ın Tillerson’un yerine Pompeo’yu getirmesi neyi değiştirir?

ABD Başkanı Donald Trump’ın dışişleri bakanı Rex Tillerson’u görevden alıp, yerine CIA Başkanı Mike Pompeo’yu getirmesi, şüphesiz sıradan bir görev değişimi değildir.

Trump’ın üslubuyla, geçimsiz, huysuz, bencil, kaba, bilgisiz, takım oyununu sevmeyen yönetici olmasıyla açıklanamaz. Mesele daha derindir. Çünkü göreve geldikten bu yana A takımında, savunma ve güvenlikle ilgili ekibinde sürekli değişikliğe giden Trump’ın tercihleri, ABD’nin azalan devlet kapasitesini, aşınan hegemonya kabiliyetini, zayıflayan ekolojik hakimiyetini örtmeye, perdelemeye yetmemektedir. ABD dışişlerindeki bu görev değişimini anlamak için, küresel ölçekte fotoğrafa bakmak zorunludur…

1) Tillerson, sivil kökenliydi. İş dünyasından gelmişti. Uzun yıllar Exxon Mobil enerji şirketini yönetmişti. Rusya lideri Putin’le yıllar öncesine dayanan güçlü ilişkileri vardı, elinden devlet nişanı almıştı. Göreve gelmeden önce, Senato Dış İlişkiler Komitesi’ndeki oylamada, 10 hayır, 11 evet oyuyla, yani kıl payı farkla onay çıkmıştı. Diğer bazı büyük enerji şirketleri ve lobileri de, Tillerson’ın bakanlığına itiraz etmişlerdi. Pompeo ise asker kökenli, sonrasında hukukçu, iş adamı ve Cumhuriyetçi Parti’den kongre üyesi. Partinin en muhafazakâr, en vahşi kapitalist kanadı olarak bilinen Tea Party (Çay Partisi) ekolünden.

2) Tillerson’un Kuzey Kore, Suriye, İran gibi önemli konularda isteneni verememesi, onun yetersizliğinin ötesinde, ABD’nin aşınan gücüyle ilgili. Dahası, ABD’ye rağmen yükselişte olan ülkelerin, başta da Rusya ve Çin’in politikalarıyla da doğrudan ilintili. Nitekim bu durum, ABD’nin Rusya ve Çin’e ilişkin saptaması Trump Doktrini’ne de yansıdı. Pompeo, Tillerson’a nazaran çok daha sertlik yanlısı, çok daha şahin olsa da, bu nitelikler onun öznel yönleri. ABD’nin Rusya ve Çin’i “küresel çapta, stratejik rekabet düzleminde, rakip olarak” değerlendirmesi ise nesnel durum. Yani, Trump’ın ekibindeki değişimler, ABD’de dışişleri bakanlığı, savunma bakanlığı ve CIA başta olmak üzere güvenlik ve istihbarat bürokrasisi arasında tam, mutlak bir uyum olmamasının ötesinde, ülkenin aşınan gücüyle ilgili duruma işaret etmekte. 

3) Trump kabinesini açıkladığında, şahin isimlerden oluşan kadronun, adeta “savaş kabinesi” olduğunu belirtmiştik. Pompeo ile birlikte, bu durum daha belirgin hale geldi, pekişti. Fakat bakanların değişimi umulanı vermeyecektir. Vermediği de şimdiye dek Pakistan, Afganistan, İran, Irak, Suriye, Ukrayna – Kırım, Kuzey Kore, Yemen gibi konu başlıklarında görülmüştür. Trump’ın bakanlar kurulunda asker kökenli isimlerin sayısının artması, ABD’nin doğrudan bir savaşı göze alacağı anlamına gelmez. ABD’nin son yıllarda vekâleten savaşlara, hibrid savaşlara, toplum mühendisliği, algı yönetimi, psikolojik harp, asimetrik savaş, 5. kol faaliyetlerine ağırlık vermesi, tercihin değil, zorunluluğun sonucudur. Terör örgütlerini daha fazla cepheye sürmesinin, eğitip donatmasının bir nedeni de budur.

AB’NİN GELECEĞİ DE PARLAK DEĞİL!

4) ABD; sadece rakipleriyle değil, müttefikleriyle de, özellikle Almanya’yla, sıkıntı yaşamaktadır. Karşılıklı telefon dinlemelerinin, birbirlerinin dev şirketlerine ceza kesmelerinin asıl sebebi budur. Almanya, ortak bir AB ordusu için önayak olmuş, bu amaçla kurulan ortak fona en fazla parayı koymuştur. ABD’nin tüm çağrılarına karşın, NATO için elini cebine atmamaktadır. İki ülkenin Rusya ve Çin’e ilişkin yaklaşımları da uyumsuzdur. Son olarak Trump’ın Kudüs’e ilişkin kararı sonrasında, BM Güvenlik Konseyi’nde ve BM Genel Kurulu’nda yapılan oylamalar, ABD’nin aşınan gücünü göstermiştir. Dahası ABD, Filistin’de arabuluculuk mekanizmasından dışlanmıştır.

5) İç siyasette fazlasıyla sıkışan Trump’ın bir dış politika başarısına ihtiyacı vardır. Ama ulaşamamaktadır. Körfez ülkelerinden aldığı haraç da, onlara sattığı silahlar da, beklediği başarı değildir. Ekonomik kazançtır, o kadar. Misal; Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) verilerine göre, dünyanın en büyük 4. petrol ihracatçısı olduğu halde, Aralık 2017’de ABD’den petrol ithal etmiştir. Bu ithalatın sebebini “ABD petrolünün bölgedeki petrole göre daha kaliteli olmasıyla” açıklamıştır. ABD’nin Aralık 2017’de BAE’ye 700 bin varil petrol satması, ABD’nin emperyalist gücüyle ilgilidir. Ancak Trump’ın beklediği dış politika başarısı değildir, aynen Suudi Arabistan’a ilk aşamada sattığı 110 milyar dolarlık silahın dış politika başarısı olmaması gibi. Kaldı ki ABD, dünyanın önde gelen petrol üreticilerinden ve ihracatçılarından biridir. 2013’te günlük 100 bin varil olan petrol ihracını, 2016’da 591 bin varile, 2017’de 1.5 milyon varile çıkarmıştır. ABD’nin günlük petrol üretimi 2018’in Ocak ayında, günlük 9.92 milyon varile yükselerek, Suudi Arabistan’ı yakalamıştır. Anımsatmak gerekir, ABD’de ham petrol ihracatı üzerindeki yasak, 2015’te kalkmıştı.

6) ABD; Rusya’nın Çin ve Hindistan’a S 400 füze sistemi satmasını önleyemez. Ama Rusya’nın Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar gibi ABD’yle yakın ilişkisi olan ülkelere S 400 füzesi satmasını da önleyememiştir. Rusya ve Mısır arasında askeri işbirliğinin gelişmesini, hava sahası ve hava üslerinin kullanımı için adım atılmasını da engelleyememiştir.   

NATO RAPORU DA ÇİN VE RUSYA’YI HEDEF ALIYOR!

7) Trump Doktrini’nin yanında, ABD emperyalizminin saldırı aygıtı olan NATO’nun 2017 Kasım ayında açıkladığı “Stratejik Öngörü Analizi” raporu da, Çin ve Rusya başta olmak üzere, Doğu ülkelerindeki büyümenin, Batı lehine olan güç dengesini sarstığını, devletler arası anlaşmazlık ve çatışma riskini artırdığını yazmıştır. NATO’nun 4 yılda bir yazdığı rapor, Çin’in Güney Çin Denizi ve Afrika’da; Rusya’nın Doğu Avrupa ve Ortadoğu’da nüfuzunu artırdığını, bu durumun Batının gerileyişini hızlandırdığını belirtmektedir.

8) Almanya Savunma Bakanlığı’nın Kasım 2017’de açıkladığı “Stratejik Perspektif 2040” başlıklı rapor da, Batı’nın azalan gücüne işaret etmektedir. Orta vadede AB’nin dağılma ihtimaline dikkat çekerek, küresel rekabet gücünün kaybolma ihtimaline vurgu yapmaktadır. Almanya şunun bilincindedir: Tek başına Almanya olarak ağırlığı, AB’nin lideri Almanya olarak ağırlığından azdır. O nedenle AB’nin lideri olması için gereken ekonomik maliyete katlanmaktadır. Yaptığı fayda – maliyet analizi sonucu, ekonomik maliyete karşılık, ekonomik, politik ve diplomatik kazancının daha yüksek olduğunu görmüştür.

Kıssadan Hisse: Trump’ın bakan değişimi pansuman tedbirdir. Gücü aşınan ABD’yi yükselişe geçirmesi olanaksızdır. 

Barış DOSTER – 18 Mart 2018

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yazarlar

Cloudy

16°C

Istanbul